E-mail adresiniz: Şifreniz: Beni hatırla   » Yeni üye olmak istiyorum » Şifremi unuttum
Yazara menüleri:

HOMEROTİK

(Şaban Aktaş)
Makalelere yaptığı yorumlar
• AKILCI DÜŞÜNCE VE BİLİMSEL DÜŞÜNCE AYNI MI?
ATATÜRK’TE BİLİMSEL DÜŞÜNÜŞ

“Dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki yol gösterici ilimdir, fendir, ilim ve fennin dışında kılavuz aramak dalgınlıktır, bilgisizliktir; doğru yoldan sapmaktır. Yalnız ilmin ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişmesini kavramak ve ilerlemelerini zamanında izlemek şarttır. Bin, iki bin, binlerce sene evvelki ilim ve fen ve dilin çizdiği kuralları, şu kadar bin sene sonra bugün aynen uygulamaya kalkışmak, elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir.”

ATATÜRK’ün çok yönlü evrensel kişiliği, insanlığın tarihinde, sürekli çağdaşlaşmanın büyük ve dinamik bir öncüsünü simgelemekle, evrensel düşünceleri ve uygulamaları güncelliğini sürdüregelmektedir.
Bu yazımızda, O’nun evrensel kişiliğinin oluşmasında, bilimsel düşünüş ve özellikle de matematikçi mantığının etkinliği belirtilmeye çalışılacaktır. İlkin, şu gerçeği açıklayalım ki, Atatürk’ün evrensel başarısını tek bir temel etkene bağlamak kesinlikle olanaksızdır. O’nda çok belirgin olan matematiksel düşünüş, özgün düşünce yapısının sadece bir yanı ama çok önemli bir yanıdır. Atatürk’ün bu yeteneği yeterince değerlendirilmeden, düşünce yapısını tam olarak kavramak olanaksızdır.

Atatürk’ün Düşünce Yapısı

İçinde yaşadığı toplumun tüm yaşamında ulusal ve evrensel boyutlarda bir dizi değişiklikleri gerçekleştiren Atatürk gibi bir devlet kurucusu ve toplum reformcusunun düşünce yapısının tam anlamıyla akılcı (rasyonalist), gerçekçi (pozitivist) ve faydacı (pragmatist) olması çok doğaldır. Çünkü bu düşünsel nitelikler, böylesine kapsamlı bir başarı için vazgeçilmez (sine qua non) niteliklerdir. Atatürk’ün düşünce yapısını ve Atatürkçülük denilen “çağdaşlaşma modelini” doğru yorumlayanlar, O’nun bu temel niteliklerini belirtmişlerdir.

Falih Rıfkı Atay, bu konuda şunu vurguluyor: “Zekâ, akıl ve müspet ilim. O’nun saygısı yalnız bunlara olmuştur.”

Prof.Dr. Suat Sinanoğlu, “Zihin yapısına ilişmeden, hiçbir toplumda hiçbir önemli yenilik beklenemez. Atatürk bu hakikati biliyordu. Onun için devriminin insan aklına güvenen yeni bir toplum yaratmayı amaçladığını kesinlikle ileri sürebiliriz.” diyor.

Prof.Dr. Utkan Kocatürk, “..Atatürkçülük, her türlü dogmatik unsurdan sıyrılmış akılcı bir dünya görüşüdür.” diyor.

Prof.Dr. H. Eroğlu, “Atatürkçülük, akılcılığa, müspet ilim kavramına dayanır.” diyor.

Prof.Dr. İsmet Giritli, “Kemalist dünya görüşünün akılcılık ve bilimcilik niteliği” ni belirtiyor.

Prof.Dr. Ahmet Mumcu, şu önemli yorumu yapıyor: “Akılcılığı ve bunun sonucu olan bilimciliği, Atatürk’ün sistemli bir biçimde Batı felsefesini araştırıp inceleyerek tanıdığını iddia etmek mümkün değildir. Osmanlı devletinde hemen hiç bilinmeyen bu akımları, Atatürk ne zaman ve nasıl öğrenecekti? O’nun akılcılığı dehasının özelliklerinden gelmektedir. Akılcılığı kendi kendine düşünüp çıkarmış ve Türkiye’de her işin akla ve bilime dayanması ile yapılması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Bu bakımdan memleketimizde rasyonel (akılcı) düşünceyi getiren ve bunu uygulayan kimse Atatürk olmuştur…O’nun devrimciliği, akılcılık ilkesinin topluma uygulanmasıdır.”

Atatürk’ün düşünce yapısını etkileyen kitaplar arasında daha çok Batı’nın akılcı ve pozitivist düşünürlerinin kimi yapıdan da bulunmaktadır. Atatürk, örneğin August Comp-te’un bazı kitaplarını okumuştur. O’nun pozitivist yanı, kimi yazarlann doğru olarak belirttikleri gibi, yaşamdan kaynaklanan bir düşünce doğrultusunu kavramasından ileri gelir; çünkü O, Auguste Compte’u izleyen bir kuramcı değildi.

Burada şunu da not edelim ki, Atatürk’ün buyruğu üzerine, “Kant ve Felsefesi” adlı bir Türkçe kitap (1923 yılında) ile Des-cartes’ın ünlü yapıtı “Discours sur la Metho-de”un Türkçe çevirisi (1928 yılında) Milli Eğitim Bakanlığı’nca yayımlanmıştır.
Atatürk’ün matematikteki başarısı, akılcılığından kaynaklanmaktadır. O’nda akılcı ve matematiksel düşünüş birbirini ve aynı zamanda olgucu düşünce yapısını geliştirmiş, bunların doğal sonucu olarak da bilimcilik egemen bir görüş niteliği kazanmıştır.

Atatürk, yükümlendiği ulusal görevi’ nin gereği olarak, önceden gerekli bilgiyi kazanmaya önem vermiş ve bunu bir kuramcı olarak değil fakat olgucu ve pragmatist düşünce yapısının bilinçli seçimleriyle gerçekleştirmiştir. Sosyoloji açısından Atatürk’ü yorumlayan bir yayında, “Atatürk, öğrendiği düşünceleri, benimsemeden önce kendi bilgi süzge cinden geçirme disiplini içinde, yaşam deneyiminden aldıklarıyla birleştirebilen bir önderdir.” denilmektedir. Nitekim Atatürk, 01.12.1921 tarihinde Büyük Millet Meclisi’n-de yaptığı bir konuşmada şöyle diyotdu: “…meşruti kuramı bulan en eski filozofların bu kuramları ileri sürmek için çalıştıklan esasları inceledim.”
Atatürk, Voltaire’i, J. J. Rousseau’yu, Montesquieux’yu ve ansiklopedistleri okumuş, Fransız devrimini, Mirabeau ve Robespier’in düşüncelerini öğrenmiştir.

Atatürk’ün düşünce yapısının ve dolayısıyla Atatürkçülüğün temel öğelerinden biri de gerçekçiliktir. O, 1927 yılında diyordu ki: “Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Bizim yolumuzu çizen yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk milleti ve bir de milletler tarihinin binbir facia ve ıstırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız neticelerdir.”

Mustafa Kemal Atatürk’te akılcılık çok belirgin temel bir düşünsel niteliktir. O, doğanın gizini çözecek yaşamsal biricik etken olarak insan zekâsını ve aklını kabul etmiş ve bu kesin düşüncesini vurgulamıştır.
Mustafa Kemal, 1923 yılında şöyle diyordu: “Allah dünya üzerinde yarattığı bu kadar nimetleri, bu kadar güzellikleri, insanlar istifade etsin, varlık içinde yaşasın diye yaratmıştır ve azami derecede faydalanabilmek için de, bütün yaratıklardan esirgediği zekâyı, aklı insanlara vermiştir.”

O, 5 Ocak 1925 tarihinde, “Bizim akıl, mantık ve zekâ ile hareket etmek şianmızdır (belirgin niteliğimizdir)” diyordu.
Mustafa Kemal akılcılığın evrensel değerini şöyle vurguluyordu: “Bu dünyada her şey insan kafasından çıkar… Bir insan başının ifade edemeyeceği hiçbir şeyi tasavvur edemiyorum… Her şeyin kaynağı insan zekâsıdır… Akıl ve mantığın halledemeyeceği mesele yoktur. Tabiatın bugün için sırlarla dolu sinesine gireceği muhakkak görülen insan zekâsı, beklenilen hakikatleri ortaya koyacaktır…”

Atatürk, Batıdan akılcılığı ve bilimciliği bilinçle öğrenmekle kalmamış, bunları kendi toplumunda ilk tanıtan ve uygulayan adam da olmuştur. Böyle bir öncü insanın, Türkiye Cumhuriyeti’nin de kurucusu olması akılcılığı ve bilimciliği devletin temel felsefesi olması zorunluluğunu doğurmuştur. Prof.Dr. Ahmet Mumcu’nun özellikle belirttiği gibi, “akılcılık ve bunun sonucu olan bilimcilik ile ulusal egemenlik ve bunun sonucu olan cumhuriyetçilik Osmanlı devletinde hemen hiç bilinmeyen akımlar olup, binlerce yıllık tarihi olan Türk ulusuna ilk kez Atatürk ile girmiş ve yerleşmiştir.”

Atatürk’e misyonunu yükümlendiren temel etken nedir? Bu, O’nun engin insan sevgisinden, hümanist seçkin kişiliğinden kaynaklanmaktadır. Gerçekten O’nun evrensel mesajı, insana ve insanlığa, ulusu aracılığıyla görkemli bir hizmeti gerçekleştirmesinde anlamlasın Atatürk, “İnsan, insanlık için yaşamalıdır ” ve “Biz kimsenin düşmanı değiliz! Yalnız insanlığın düşmam olanların düşmanıyız.” derken engin hümanizmasını bir kez daha açıklamıştır. O, bunu sadece söylemekle kalmamış, tüm davranış ve eylemiyle çok tutarlı biçimde gerçekleştirmiştir. Tarihçi Herbert Melzig, 1941 yılında şöyle diyordu: “Dünya tarihini araştıracak olursak, özü ile işi birbirine O’nunki kadar uygun hiçbir devlet adamı bulamayız.”
Gerçekte akılcı ve dolayısıyla bilimci düşünce, gelişmesini hümanist bir ortam içinde sürdürebilir. Prof.Dr. Suat Sinanoğlu, bu konuda şunlan yazıyor: “Bilim ancak çok uygun bir biçimde eğitim görmüş zihinlerde yerleşir; bilim zihniyeti ise ödün vermeyecek bir akılcılık ister, özlü bir hümanist temele dayanır. İşte bu gerçek, bu konuda bunca eser yazmış olmasına rağmen, Batıda bile gerektiği kadar yer etmiş değildir; batılı olmayan evren ise, bilimle hümanist zihniyet arasındaki ilişki şöyle dursun, teknikle bilim arasındaki bağlantıyı bile güç kavrar görünmektedir.”
Hümanizmadan soyutlanmış akılcılık ve bilimciliğin, gelecekte karşılaşacağı ve yaşamsal açıdan en tehlikeli sorun, uğraşı alanını ve konusunu giderek sadece yetkenin (siyasi otoritenin) buyruğu ya da şovenizmin isteği doğrultusunda sınırlayıp, tüm insanlığın yararına değil de, salt yetkenin gücüne hizmet etmesidir. Akılcılık ve dolayısıyla bilimcilik, hümanizma ile bütünseldir. 17 ve 18. yüzyılda akılcılık ve bilimciliği kabullenen Batı’nın yirminci yüzyılın ilk yansında iki kez dünyayı saran savaş tufanlan içinde yıllarca kalmasında, gerçekte hümanizmadan yoksunluğunun etkisi büyük olmuştur.
O’nun düşünce yapısı, davranış ve eylemi bir bütün olarak incelendiğinde, akılcı ve bilimci temel niteliklerinin yanı başında insancı (hümanist) ve faydacı (pragmatist) nitelikleri de belirgin biçimde taşıdığı görülmektedir. Örneğin Atatürk: “Ben, muharebelerde dahi düşmanın üzerinde bir kin duymam; yalnız askerlik kaidelerinin tatbikini düşünürüm.” demiş ve gerçekten de böyle davranmıştır. Bundan dolayı, O’nun bu yalın cümlesi, hümanist, rasyonal, pozitivist ve pragmatist niteliklerini tümüyle belirtmektedir.

Atatürk’te Bilimcilik

Bilimcilik, Atatürk’te düşünce sisteminin temel öğelerinden biridir. Bu olgu, Atatürk’te çok doğaldır. Çünkü O, insan aklını, yaşamda insanın en büyük gücü olarak kabul etmektedir. O’na göre bilim, temelde insan aklının evrensel bir ürünü olup, A. Sayılı’nm tanımıyla “îlim dikkatli ve sistemli gözlemlere bağlı ve sadık kalarak bilgiyi rasyonelleştirme amacını güden bir faaliyettir.” O, bilime özellikle fen bilimlerine verdiği büyük önemi hep tutarlı biçimde vurgulamıştır. O’nun aşağıdaki düşünceleri, bunun örneklerinin bir bölümünü oluşturur.

Mustafa Kemal Paşa, muzaffer Başkumandan olarak, 27 Ekim 1922 tarihinde öğretmenlere şunlan söylüyordu: “Yurdumuzun en bakımlı, en şirin, en güzel yerlerini üç buçuk yıl kirli ayaklarıyla çiğneyen düşmanı dize getiren başarının sırrı nerededir biliyor musunuz? Orduların yönetilmesinde, ilim ve fen ilkelerini önder edinmemizdedir. Milletimizi yetiştirmek için kaynak olan okullarımızın ve üniversitelerimizin kuruluşunda da; yine bu yolu tutacağız. Evet, milletimizin siyasi, sosyal hayatında milletimizin fikri eğitiminde önderimiz ilim ve fen olacaktır… Bugün eriştiğimiz nokta gerçek kurtuluş noktası değildir… Kurtuluş cemiyetteki hastalığı ortaya çıkarmak ve iyileştirmekle elde edilir. Hastalığın iyileştirilmesi, ilim ve fennin gösterdiği yolda olursa, hasta kurtulur. Yoksa hastalık müzminleşir ve tedavisi imkânsız hale gelebilir. Fikirler manasız ve mantıksız safsatalarla dolu olursa, o fikirler hastadır. Aynı şekilde içtimai hayat akıl ve mantıktan uzak, zararlı birtakım inanış ve geleneklerle dolu ise, cemiyet felce uğrar…. Memleketi, milleti kurtarmak isteyenler için, fazilet, iyi niyet, fedakârlık, elbette son derece gerekli vasıflardır. Fakat bir toplumdaki hastalığı görmek, onu tedavi etmek, toplumu içinde bulunduğu yüzyılın gereklerine göre ilerletebilmek için bu vasıflar yetmez; bu vasıfların yanında ilim ve fen lazımdır… Memleketimizi bir çember içine alıp, cihan ile ilgisiz yaşayamayız… Tam tersine, ilerlemiş medeni bir millet olarak, medeniyet alanı içinde yaşayacağız. Bu yaşam ancak ilim ve fen ile olur. ilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve milletin her ferdinin kafasına koyacağız, ilim ve fen için kayıt ve şart yoktur…”
Atatürk, yukarıdaki metinde görüldüğü gibi, “ilim ve fen” terimlerini çoğu kez birlikte kullanmıştır. Fen terimi, kimi sözlüklerde biri teknik, öteki deneysel, uygulamalı temel bilimler olmak üzere iki farklı anlamda kullanılmaktadır. Aydın Sayılı, bu konuda ezcümle şöyle diyor: “Bilindiği üzere, ilim sözcüğünün anlamı, anlam kapsamı gayet geniştir. Fen ise temel bilimler; matematik, astronomi, fizik, kimya ve tabii bilimler anlamına gelir. Demek ki kılavuzluğunda yürünmesini Atatürk’ün öğütlediği bilim şümullü ve geniş içerikli bir bilimdir. Fakat bilimler arasında temel bilimler özellikle vurgulanmaktadır.”

Mustafa Kemal Paşa, Büyük Zafer’den birkaç ay sonra Türk ulusuna şunları söylüyordu: “…Bundan sonra pek mühim zaferlere kavuşacağız. Fakat bu zaferler süngü zaferleri değil, iktisat, ilim ve irfan zaferleri olacaktır. Ordumuzun şimdiye kadar elde ettiği zaferler, memleketimizi gerçek kurtuluşa kavuşturmuş sayılamaz. Bu zaferler ancak gelecekteki zaferlerimiz için kıymetli bir zemin hazırlamıştır. Askeri zaferlerimizle mağrur olmayalım. Yeni ilim ve iktisat zaferlerine hazırlanalım.”

O, 1931 yılında şöyle diyordu: “Her işin esas hedefine kısa ve kestirme yoldan varmak şayanı arzu olmakla beraber, yolun makul, mantıki ve bilhassa ilmi olması şarttır.”

Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet’in onuncu yıldönümünde şöyle diyordu: “…Türk milletinin yürümekte olduğu terakki
ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir.”
Atatürk, Dr. Reşat Galip tarafından kendisine yöneltilen “Sizin bırakacağınız ideoloji nedir?” sorusuna şu açık ve kesin karşılığı vermiştir: “Ben, manevi miras olarak hiçbir nass-ı katı, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış düstur bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden sonrakiler bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü müşkülat önünde, belki gayelere tam eremediğimiz, fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Zaman süratle dönüyor. Milletlerin, cemiyetlerin, fertlerin saadet ve bedbahtlık telakkileri değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin inkişafını inkâr etmek olur. Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklanm ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar.”

Atatürk’te Bilimsel Düşünüş

Atatürk’ün akıl ve bilimi, kendi yaşamında ve kurduğu devletin yaşamında temel kılavuz olarak kabul ettiği, kendi ifadelerinden yukarıda açıklanmış bulunuyor.

Atatürk’ün düşünce yapısı, bilimin temel yöntem ve ilkelerine yetkin bir uyumu açık biçimde yansıtmaktadır. Bu olgu, O’nun bilim yanlısı olmasının ötesinde, gerçekten bilimsel düşündüğünü belirlemektedir. Atatürk’ün düşünce yapısını inceleyen kimi yazarlar bu konu üzerinde özellikle durmuştur. Prof.Dr. Özer Ozankaya, “Atatürk ve Bilimsel Yönteme Uygunluk” adlı yayınında şunları yazıyor: “… Bilimi bütün insanlığın saygın tutmasının dayanağı, güvenilir ve geçerli yöntem ilkelerine sahip oluşudur. Bu ilkeleri özetle belirterek Atatürk’ün düşünce yapısının güçlü temellerini gösterebiliriz:

Nesnellik ilkesi ve Atatürk.

Bilimin temel bir yöntem ilkesi, “olan”ı gözlemlemek, bizim özlemlerimize ya da çıkarlarımıza ters de düşse olana doğrulukla bağlı kalmaktır, “olan”ı saklamaktır, bozmamaktır. Atatürk, özellikle toplum bilimlerinin temelim oluşturan, kendisinin de çok geniş incelemelerde bulunduğu tarih alanıyla ilişkisini kurarak nesnellik ilkesine çok özlü bir tanım getirmiştir: ‘Tarih yazmak tarih yapmak kadar önemlidir. Yazan yapana doğrulukla bağlı kalmazsa değişmeyen gerçek, insanlığı şaşırtacak bin nitelik alır. Doğayı ve gerçeği tanıyıp bilenler elinden geldiğince üyesi bulunduğu ulusu aydınlatmayı… en büyük insanlık görevi bilmelidirler.’

Somutluk ilkesi

Olaylar, ortaya çıktıkları yerin ve zamanın özellikleri içinde biçimlendikleri için, yalnızca onlara ilişkin kuramsal genellemelerle yetinilemeyeceği; onları aynı türe giren başka olgulardan benzersiz kılan bu özgünlükleriyle de kavramak gerektiği büyük önem taşır… Bu, o konuda varılmış kuramsal genellemelerle yetinilmemesi gereğini ortaya koyar…Atatürk bütün girişimlerinde karşılaştığı sorunlan hem genel nitelikleriyle, hem özgün yönleriyle inceden inceye tanımaya büyük önem vermiştir… Atatürk hiçbir durumu ‘talih’ ile açıklamayı kabul etmez. Talih’i kabul etmemesi, somut gerçeğin bilgisini yeterince elde etmek’ gereğine verdiği büyük önemle açıklanabilir. O, şöyle diyor: ‘Talih’in temeli, uygulama olanağı bulunan konularda düşünüp taşındıktan sonra işe başlamaktır… Akla uygun şeyleri izlemek gerekir…’
…Atatürk somut gerçeği özgünlükleriyle tanımanın vazgeçilmezliğini vurgulamakla birlikte, kuramsal bilginin gereksizliği gibi bir anlayışta da değildir… Atatürk, esas olarak yaşamın kitapları izlemediğini, kitapların yaşamı izlemek durumunda olduğunu biliyor ve belirtiyordu.

Bilmediğini Varsaymak İlkesi

Atatürk, bilimsel yöntemin bir başka geçerlilik ilkesi olan, ‘Bilgisini bir an için bilmiyor varsayıp, yeniden doğrulamasını yapma’ gereğini özenle gösteren bir düşünce yapısına sahiptir… ‘Bilmediğini varsaymak’ ilkesi, insanı sürekli soru sormaya, araştırıcı olmaya yöneltir.

Kavramlaştırma Gereği İlkesi

Bilimsel düşüncenin bir geçerlilik ölçütü de baş vurduğu kavramları açık ve yeterli biçimde tanımlayabilmesidir. Çünkü her açıklayıcı sistemde kullanılan tüm sözcükler, kavram olarak belirlenen az sayıdaki sözcüklerin ekseni çevresinde gerçek . (o sistemde kastedilen) anlamlarına kavuşmaktadırlar. Bu nedenle her açıklayıcı düşünce sistemi, kavramlarını herkesin aynı biçimde anlayabileceği bir açıklık ve kesinlikle tanımlamalıdır… Atatürk’ün düşüncesine uyumlu bir dünya görüşü bütünlüğü kazandıran bir özelliği de, kavramlarım böyle doyurucu tanımlara kavuşturabilmiş olmasıdır… Burada şunu da belirtelim ki, Atatürk’ün doğa gerçeğini yorumlayışı, doğa bilimlerinin bir temel ilkesine tam anlamıyla uygundur. Bilindiği gibi, bilimsel düşüncenin evriminde doğa olaylarının doğal nedenlerle açıklanması önemli bir aşamayı oluşturmuştur.
Atatürk’ün örnekleri aşağıda yazılı kimi düşünceleri, doğa olaylarını doğal nedenlerle ve doğa yasalarıyla açıkladığı içindir ki, O’nun gerçekten bilimsel düşünüşe çok yatkın olduğunu kanıtlamaktadır. .

Atatürk, yaşamı ve ölümü doğa dışı etkenlere bağlamamıştır. O’nun değişik tarihlerde ifade ettiği aşağıdaki düşünceleri bunun örnekleridir.

“Ölüm, tabiatın en tabii kanunudur.(1923)” “Hayat, herhangi bir tabiat harici etkenin müdahalesi olmaksızın dünya üzerinde tabii ve zaruri bir kimya ve fizik seyri neticesidir.(1930)” “Hürriyet, insanın, düşündüğünü ve dilediğini mutlak olarak yapabilmelidir. Bu tarif hürriyet kelimesinin en geniş manasıdır. İnsanlar bu manada hürriyete, hiçbir zaman sahip olamamışlardır ve olamazlar. Çünkü malumdur ki insan, tabiatın mahlukudur. Tabiatın kendisi dahi mutlak hür değildir; kainatın kanunlanna tabidir. Bu sebeple, insan ilk önce, tabiat içinde, tabiatın kanunlarına, şartlarına, sebeplerine, amillerine bağlıdır. Mesela dünyaya gelmek veya gelmemek insanın elinde olmamıştır ve değildir. İnsan dünyaya geldikten sonra da, daha ilk anda, tabiatın ve birçok mahlukların zebunudur. Himaye edilmeye, beslenmeye, bakılmaya, büyütülmeye muhtaçtır. (1930)” Atatürk’ün düşünce yapısının bilimsel yönteme uygunluğu, özellikle matematik alanında belirgindir.

Dr.Cemil Uğurlu
A.C. Tıp Fakültesi. Deontoloji Aııabilim Dalı

Not:bu yazı 60 değişik kaynaktan alıntı yapılarak hazırlanmıştır.

alıntı: BİLİM VE TEKNİK
hazırlayan:kybele
Alnıntı:http://www.gorselsanatlar.org/mustafa-kemal-ataturk/ataturk’te-bilimsel-dusunce/?wap2




31.1.2010
• DOMUZ GRİBİ

perulu bir hekimden ....çok önemli açıklama.....!!



Grip veya asrın soygunu...



Domuz gribi arkasındaki ekonomik çıkarlar neler ?


Dünyada her sene milyonlarca insan malaryadan ölüyor halbuki basit bir tül sineklik onları koruyabilir. Gazeteler bundan bahsetmiyor !



Dünyada her sene 2 milyon çocuk ishalden ölüyor halbuki 23 sentlik bir serum onları kurtarabilir. Gazeteler bundan bahsetmiyor !



Kızamık ve zatüreden her sene 10 milyon insan ölüyor. Tüm bu insanlar daha ucuz ilaçlarla kurtulabilir. Gazeteler bunlardan da bahsetmiyor !



Bundan yaklaşık 10 yıl önce kuş gribi çıktığında bütün gazeteler bizi bilgiye boğdu: "Bütün diğer salgınlardan daha tehlikeli... Dünyayı tehdit eden salgın !"... Gazeteler sadece bu tavukların korkunç hastalığından bahsediyordu. Buna rağmen toplam insan kaybı 10 sene de 250. Yani senede 25. Normal grip senede yarım milyon can alıyor. 25'e karşı YARIM MİLYON !



Niçin kuş gribinden bu kadar bahsedildi ?



Çünkü bu tavukların arkasında bir "horoz" vardı, büyük ibikli bir horoz: Uluslararası Roche ilaç grubu.... Bu şirket Asya ülkelerine milyonlarca doz Tamiflu sattı, Ingiltere 14 milyon doz satın aldı. Kuş gribi sayesinde Roche, milyarlarca dolar kar ettiler.



Bugün de domuz gribi psikozu başlatıldı.



Tüm dünya medyası sadece bundan bahsediyor. Kuzey Amerikan Gilead Sciences şirketi Tamiflu ilacının patent sahibi. Bu işletmenin en büyük hissedarıysa Donald Rumsfeld: George Bush dönemi savunma bakanı, Irak savaşının stratejisti...



Gerçek "Pandemie" (dünyayı etkileyen büyük salgın), çıkar salgınıdır, sağlık paralı askerlerinin çıkarları.



Eğer domuz gribi söylendiği gibi gerçekten dünyayı tehdit eden büyük bir salgınsa (pandemiyse) dünya sağlık örgütü bu hastalıktan bu kadar tedirgin oluyorsa neden bu hastalığı dünya sağlığını tehdit eden bir hastalık olarak ilan edip, hastalığa karşı aynı ilacın jenerik türevlerinin üretilmesini önermiyorlar ?



Roche'un haklarının iptalini isteyip yerine her ülkenin kendi üreteceği jenerik türevlerini üretmiyorlar ?

Bu mesajı mümkün olduğu kadar çok insana iletiniz, herkes bu büyük salgının arkasındaki gerçeği görsün.



Çünkü medya sadece kendi sponsorlarının haberlerini veriyor.

Dr. Carlos Alberto Morales Paitán, Pérou

...
Saygılarımla değerli paylaşımınızı kutlarım. Esen kalınız.





30.1.2010
• ORTADOĞU`DA YENİ KRİZ DÖNEMİ ?!
Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Nabi Şensoy, ABD’nin Kuzey Irak’taki Kürt müttefiklerinin, PKK’ya silah, barınak ve teçhizat verdiğini söyledi.

Nabi Şensoy, ABD Yönetimi’ni, harekete geçerek bu bağlantıyı kesmeye çağırdı. Büyükelçi Nabi Şensoy, Kuzey Irak’taki 3 bin PKK militanının Türkiye içinde eylem düzenlemek için sınıra doğru ilerlediğini ve bu konuda Ankara’nın elinde kanıt bulunduğunu kaydetti.

Şensoy, Washington Times gazetesinin editörleri ile yaptığı toplantıda, K. Irak’taki önde gelen ve ABD’nin müttefiki olan iki Kürt grubunun (IKYB ve IKDP) Washington’un terör listesinde yer alan PKK’ya silah, güvenli geçiş ve lojistik destek sağladığını belirtti.

ABD’nin terörizme karşı söylemini hatırlatan Şensoy, bu sözlerin gereğinin yapılmasını istedi. Şensoy, Washington’un, PKK ile ilişkilerini kesmesi için Iraklı Kürt gruplar üzerindeki nüfuzunu kullanması gerektiğini vurguladı ve terör örgütünün komuta ve kontrol şebekesine darbe vurulabileceğini ifade etti. Şensoy, “Bu gruplar üzerinde etkinliğiniz var. Türk halkının rahatsızlığı artıyor” dedi.
Nabi Şensoy, KKTC’ye yönelik izolasyonun yumuşaması için ABD’nin bir dizi önlemi açıklamaya yakın olduğunu inandığını da söyledi.



Kasım CİNDEMİR / WASHINGTON

28.11.2009/Hürriyet.com
Kaynak:tumgazeteler.com/haberleri/nabi-sensoy/




29.11.2009
• ORTADOĞU`DA YENİ KRİZ DÖNEMİ ?!
Irak''ın işgali ile ilgili olarak savaşın dikkati çeken yanlarından birini tekrar gündeme alıp emperyalizmin yeni savaş stratejilerini sergilersek;

1 ) Bu savaşta; nokta hedefler vurulmuştur.En son teknoloji donanımlı akıllı füzeler kullanılmıştır.

2 ) Vurulan hedefler stratejik olarak yeniden inşası para kaldıran kurumsal binalardır.
Dolayısıyla yıkıp yeniden yapmak esas hedef !Savaş sonrası meydana gelecek yıkımın ekonomik fizibiletesi önceden yapılmış.

İhalenin devredileceği firmaların bundan ne kadar kâr elde edeceği çok önceden etüd edilerek; '''' terörizmi yok etme, demokrasi getirme, kitle imha silahları v.s. bahane edilerek , savaş tam bir '''' Savaş sonrası yapılacak ekonomik yatırım savaşına '''' dönüştürülmüştür.

3) Irak petrollerini işletme hakkını elde etmek, sömürü esas hedeftir.

4 )Irak''ı işgal savaşı psikolojik yönüyle çok yönlü bir harekattır. Medyanın etkisi ne denli manipilasyon yarattığı tüm dünyayı uyuttuğu açıktır.

4 ) Ölenlerin sayısal çokluğunun , nasıl nice öldüklerinin, hiç önemi yoktur, öldürenler açısından ?!

5 ) Irakı işgal savaşı vandalist (Vahşet boyutunda ) bir temelde sürdürülmüştür.

6 ) Savaşı başlatmak için öne sürülen komplo teorilerinin gerçeklik payı çok yüksektir.

7 ) Yalan ve hileye dayalı olarak tüm dünyanın gözü önünde bir ulus çimçiy yenilmektedir.

8) Algı yanılsaması yaratmak için
biyolojik savaştan ( Sars ve Şarbon virüsleri ) yararlanılmış ve olayın dünya kamuoyundaki yankısının düşük seste tutabilmek için büyük gayret gösterilmiştir.
...

9 ) Burası zurnanın zırt dediği yer;tüm dünya yeni savaş stratejileri ile elitlerin oyuncağı konumuna sokulmuş ,insanlıkla alay edilmekte, yaşama hakkı herkese değil, istenen insanlara tanınmaktadır. Laboratuvar virüsleri hayatımızın bir parçası haline getirilmiştir.


Saygılarımla.



29.11.2009
• KURBAN BAYRAMI ARİFESİ'NDE
AKP’YE UYARI
15:17 26 Kasım 2009

Kamu emekçileri dün AKP hükümetinin yoksullaştırıcı politikalarına karşı iş bıraktı. Toplusözleşme hakkı isteyen emekçiler ilk uyarıyı yapmış oldu

‘GREVİ BÜYÜTÜRÜZ’


Yüz binlerce kamu çalışanı toplu sözleşmeli grev hakkı için iş bıraktı. KESK ve Türkiye Kamu-Sen öncülüğündeki iş bırakma eylemi Türkiye’nin genelinde etkili oldu. İstanbul’da binlerce emekçi Beyazıt’a doğru yürüyüşe geçti. KESK Başkanı Sami Evren, “Bu haklarımızı vermezseniz grevi büyütürüz” dedi.


ANADOLU AYAKTAYDI

Uyarı grevi Türkiye’nin birçok şehrinde etkili oldu. Eskişehir’de yaklaşık 50 emekçi gece yarısı Eskişehir Garı’na gelerek grev pankartı astı. İzmir’de de hizmet durduran kamu emekçileri Konak Meydanı’nda miting yaptı. Diyarbakır’da öğretmenlerin iş bırakma eylemine, öğrenciler de destek verdi.

POLİS Müdahalesi

Ankara’da emekçiler Ziya Gökalp Caddesi’ne doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüş boyunca alkışlar, ıslıklar ve sloganlarla AKP Hükümeti’ni protesto edildi. Ziya Gökalp Caddesi üzerinde bulunan köprüde ÖDP, Öğrenci Kolektifleri ve Sosyalist Parti bayrakları asmak isteyen gruba polis, copla müdahale etti.


AKP’DEN GARİP AÇIKLAMA

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, grev yapan kamu emekçilerini eleştirdi. Çelik, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, sendikaların olaya ideolojik yaklaşmaması gerektiğini” öne sürdü. Çelik, AKP iktidarı döneminde memur maaşlarına önemli artışlar gerçekleştirdikleri de iddia etti.

Türkiye’nin genelinde emekçiler bir günlük iş bırakma eylemiyle hükümeti uyardı. Tren seferleri durdu. Öğretmenler derslere girmedi. Postahaneler çalışmadı. Acil servis dışında sağlık hizmeti verilmedi. 2,5 milyona yakın emekçi hükümete “sesimizi duy” çağrısı yaptı
Yüz binlerce kamu çalışanı toplu sözleşmeli grev hakkı için iş bıraktı. KESK ve Türkiye Kamu-Sen öncülüğündeki iş bırakma eylemi Türkiye’nin genelinde etkili oldu. Katılımın iki buçuk milyonu bulduğu ifade edilen eylemde sırasında hayat durdu. Eylem özellikle ulaşımda etkili oldu. Türkiye’nin bir çok yerinde tren seferleri durdu. Uçak seferleri aksamalı yapıldı. Sağlıkta da acil servis ve bazı birimlerin dışında hizmet verilmedi. Otoyol gişeleri, vergi daireleri ve postaneler de çalışmadı. Eğitimde de iş bırakma etkili oldu. Öğretmenler derslere girmedi.


İSTANBUL’DA YÜZBİNLER İŞ BIRAKTI

İstanbul’da eylem Haydarpaşa Garı’nda gece yarısı başladı. BTS üyesi emekçiler iş bıraktı. Anadolu, Fatih, Güney ekspresleri ve İç Anadolu Mavi treni kalkmadı.Hastaneler, postaneler, okullar ve kamu kurumlarında eyleme büyük katılım oldu. SES’in örgütlü olduğu onlarca hastanede greve çıkıldı. Okmeydanı, Çapa ve Şişli Etfal Hastan hanesinde acil servisler dışında hizmet verilmedi. Eğitimde de katılım yoğun oldu. Öğretmenler derslere girmedi. Kartal Endüstri Meslek Lisesi tamamen boşaldı. İstanbul Üniversitesi’nde yapılan boykot çağrısı üzerine, amfiler ve derslikler boşaldı. Öğretim görevlileri grev dolayısıyla derslere girmedi. Boğaziçi Üniversitesi’nde greve çıkan öğretim görevlilerine, öğrenciler de destek verdi. Kampüs girişine “Bu işyerinde grev var” pankartı asıldı. Posta dağıtımı da yapılmadı.Kartal Postanesi’nde iş bırakma oranı yüzde 80 civarında oldu. Sirkeci Postanesi’nde de iş bırakmaya geniş katılım oldu.

EVREN”DEN HÜKÜMETE UYARI

İstanbul’daki mitingin adresi ise Beyazıt Meydanı’ydı. Çapa’da ve Sirkeci’de toplanan binlerce emekçi meydana doğru yürüyüşe geçti. Meydanda konuşan KESK Başkanı Sami Evren, hükümeti uyardı. Evren, hükümete “Bu haklarımızı vermezseniz grevi büyütürüz” dedi.Başbakan’a 15 Ağustos’taki “toplu görüşme” sırasında, sorunları toplu iş sözleşmesi mamasında çözmeyi önerdiklerini aktaran Evren “Başbakan masadan kaçtı. İrademizi toplu görüşme masasında teslim almak istedi. Biz bunu reddettik” dedi. Evren, emekçilerin hak ve çıkarlarını savunabilmek için toplu iş sözleşmesi masasına, eşit koşullarda oturmak gerektiğini de söyledi. Avrupa’da 20, Türkiye’deyse 30 kişiye bir kamu çalışanının düştüğünü anımsatarak eşitsizliği vurgulayan Evren, yalnızca kamu çalışanları için değil, yoksulluğa karşı yurttaşlık geliri ödenmesini de istediklerini dile getirdi; “Hükümet bunu anlamadı. Başbakan işsizlik nedir bilmez” dedi.KESK Başkanı greve katılmayan Memur Sendikaları Konfederasyonu’na da tepki gösterdi. “Et olmayınca unla, bulgurla yapılan köfteye yalancı köfte denir” diyen Evren, grevi yasadışı diye adlandıran hükümete katılan MEMUR-SEN’i de yalancı köfteye benzetti.

ANKARA’DA POLİS MÜDAHALE ETTİ

Eylem sırasında Ankara’da da hayat durdu. Kamu emekçileri, işyerlerinin önünde toplanmalarının ardından Ziya Gökalp Caddesi’ne doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüş boyunca alkışlar, ıslıklar ve sloganlarla AKP Hükümeti’ni protesto edildi. Miting alanının dolmasının ardından, Ziya Gökalp Caddesi üzerinde bulunan köprüye ÖDP, Öğrenci Kolektifleri ve Sosyalist Parti bayrakları asmak isteyen gruba polis, biber gazı ve copla müdahale etti. Yaşanan arbede, sendika yetkililerin sağduyu çağrısı sonucunda daha fazla büyümeden sona erdi. DTP, CHP Milletvekillerinin yanı sıra siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarının yönetici ve üyelerinin yer aldığı mitinge, lise öğrencileri de katıldı.

“BAŞBAKANI UYARIYORUZ”

Demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşuyla başlayan mitingde, kürsüden kitleye hitaben konuşan KESK Ankara Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Tuğrul Culfa, “Başbakan grevimizin yasa dışı olduğunu iddia ediyor. Deniz Feneri soygunu, suyu ve yolu olmayan köylere bulaşık makinesi göndermek, tüm şaibelere karşı RTÜK başkanını görevde tutmak yasal da bizim grevimiz mi yasadışı? Başbakanı uyarıyoruz: Daha önce yaptığımız grevlerin de yasadışı olduğunu söyleyen başbakanlar gördük. Ama biz hala alanlardayız. Onları ise kimse hatırlamıyor” dedi. Culfa, “Bu ülkede kredi kartı borcu toplamı Türkiye bütçesinin yarısı kadar bir rakam oluşturuyorsa ve bu soyguna başbakan bir şey demiyorsa, o ülkede haktan, adaletten ve yasal olmaktan en son söz etmesi gereken kişi başbakanın ta kendisidir” dedi. KESK Genel Sekreteri Emirali Şimşek ise AKP İktidarının grevi iyi değerlendirmesi gerektiğini vurgulayarak, “İktidar, kamu emekçilerinin bu uyarısını da dikkate almaz, hak gasplarına devam eder, sermaye yanlısı politikalarında inat edecek olursa bilmelidir ki, emekçiler için daha geniş ve kapsamlı bir mücadele dönemini başlayacaktır” dedi.

ÇELİK’TEN TUHAF ELEŞTİRİ

AKP Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, eylem yapan emekçileri eleştirdi. Çelik, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, eylemlerin vatandaşın hayatını zehirlememesi gerektiğini ve sendikaların olaya ideolojik yaklaşmaması gerektiğini öne sürdü. Çelik, AKP iktidarı döneminde memur maaşlarına önemli artışlar gerçekleştirdikleri de iddia etti.

Emekçiler İzmir’de de hayatı durdurdu
İzmir’deki kamu emekçileri de greve gitti. İş yerlerinden çıkıp ilçelerinde yürüyüş yapan ve ardından Konak Meydanı’nda bir araya gelen KESK, DİSK, TTB, TÜRK-İŞ, TMMOB, TÜM-BELSEN, İTO üyeleri hükümete “Taleplerimizi duy, duymazsan daha büyük bir grevle geliyoruz” uyarısında bulundu. KESK Şubeler Platformu Dönem sözcüsü ve Eğitim-Sen 3 Nolu Şube Başkanı Ali Kılıç, hükümetin bu grevi hak ettiğini söyledi. Kılıç, “Taleplerimiz karşısında bir duyarsızlık abidesi gibi duran siyasi iktidara sesleniyoruz. Bu bir uyarı grevidir, yanlışlığı defalarca kanıtlanmış politikalarınızı değiştirmeniz için sizi uyarıyoruz” dedi. Kadınlar, öğrenciler, işsizler de greve destek verdi. Gençlik Umut ve Dev-Lis”lilerin de kitlesel olarak katıldığı eylemde kamu emekçileri ve işçiler el ele kol kola halay çektiler. İzmir’in ilçeleri, Buca ve Bornova’da da kitlesel yürüyüşler yapıldı. Eyleme ÖDP, TKP, DTP, EMEK ve SDP”nin yanı sıra bazı belediye başkanları da destek verdi. Gülsen Candemir-İzmir

ANTALYA’DA İKİ BİN KİŞİ YÜRÜDÜ

Antalya’da da uyarı grevine katılım yoğundu. Sabah erken saatlerinden itibaren Eğitim ve Araştırma Hastanesi, A.Tıp Fakultesi ve Defterdarlık bahçesinde toplanan emekçiler buralarda sloganlarla, halaylarla eylemlerini sürdürdü. Öğlen saatlerinde ise biraraya gelen ve sayıları ikibini bulan grup Güllük Caddesi boyunca yürüyüşe geçti. Yol boyunca emniyet güçleri ile gerginlikler yaşandı. Emniyet güçlerinin barikat kurması üzerine bir süre oturma eylemi yapıldı. Yavuz Özcan Parkı’na gelen grup açıklamaların ardından davul zurnalar eşliğinde halaylar çekildi, türküler söylendi.ÖDP, EMEP, TKP, SP, DİP Girişimi, Halkevi, Gençlik Muhalefeti, Genç Umut destek verdi.

Her yerde eylem var
Uyarı grevi Türkiye’nin bir çok şehrinde etkili oldu. Eskişehir’de Kamu-Sen ve KESK üyesi yaklaşık 50 memur gece yarısı Eskişehir Garı’na gelerek grev pankartı astı. Memurlar daha sonra basın açıklaması yapıp ‘Sadaka değil, toplu sözleşme’ diye slogan attı. Tren seferleri yapılmadı. Diyarbakır’da gösterilerin adresi Dağkapı’ydı. Diyarbakır’da öğretmenlerin iş bırakma eylemine, öğrenciler de destek verdi.Balıkesir’de ise iş bırakan 5 emekçi gözaltına alındı. Balıkesir Garı’nda iş bırakan eylemciler ifadelerinin ardından serbest bırakıldı. Kars’ta da hastanelerde risk arz eden birimler dışında kalan personel başta olmak üzere sağlık ocaklarında, Devlet Demir Yolları’nda, Kars Postanesi’nde ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan Kamu-Sen üyesi memurlar iş bıraktı

ADANA: Türk Ulaşım-Sen ve BTS Adana Şubesi üyesi yaklaşık 100 kişi de Adana Garı TCDD Servis Depo Müdürlüğü önünde toplanıp iş bıraktı. Çeşitli sendika ve sivil toplum örgütü üyeleri de destek verdi. Adana hattında çalışan yaklaşık 80 tren seferinin iptal edildi.

ÇORUM: Sabah saatlerinde KESK il binası önünde toplanan memurlar buradan Hürriyet Meydanı’na doğru yürüyüşe geçti. Gazi Caddesi’ni trafiğe kapatınca göstericiler ile polis arasında tartışma çıktı. Gerginliğin ardından KESK Dönem Sözcüsü Leyla Köse, Çorum Emniyet Müdürü’nün Gazi Caddesi’nde yürümelerine izin vermemesini protesto etti.

VAN: Türkiye Kamu-Sen üyesi memurlar sabah saatlerinde Van İpekyolu Devlet Hastanesi’nin önüne ‘Bu iş yerinde grev var’ afişi asarak davul zurna eşliğinde halay çekti. KESK ise basın açıklaması için Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin önünü tercih etti.

DENİZLİ: Denizli’de memurların ‘Uyarı Grevi’ adıyla yaptığı iş bırakma eylemine katılan Türkiye Kamu-Sen üyeleri, halay çekip zeybek oynadı.

SAKARYA: TCDD’de görevlilerin eylemi 4 trenin durdurulduğu Sakarya’nın Arifiye İstasyonu’nda etkili oldu. 3 tren istasyonda, bir tren de istasyona 1 kilometre uzaklıkta bekletildi.

Zeynep Kuray- Cihan Eligüzel– Serhat Boztaş- Meltem Mercan- Candeğer Muradoğlu



Kaynak:BirGün Gazetesi



26.11.2009
• ATATÜRK’ÜN MİLLİ MİSYONUNA DAHA ÇOK İHTİYACIMIZ VAR.
Toprak Altındaki Ses

Kurduğum devlet katında
Masalara yerleştiniz
Yediniz içtiniz her gün
Aşa çevirdiniz beni

Döştür yüreği acının
Tanık bütün yaratıklar
Öyle sızlar ki yüreğim
Döşe çevirdiniz beni

Sıkıyönetim – Atatürk
Eşanlam kesildi üç yıl
Baskı ülkeyi çiğnerken
Dişe çevirdiniz beni

Özel çıkarınız için
Saptırdınız söylev demeç
Kırpıldı söylediklerim
Kuşa çevirdiniz beni

Özgürlüktüm yerden göğe
Siz yolumu bırakarak
Yontulara kapadınız
Taşa çevirdiniz beni

Gençler, işçiler ezilmiş
Mutsuz olmuş Türküm diyen
Adım var ya eylemim yok
Düşe çevirdiniz beni

Yüzüm kaldı paralarda
Yatarken on kalkınca beş
Para düşer ben düşerim
Boşa çevirdiniz beni

O çiçekler devrim idi
Akan güneşle yemyeşil
Ben ki ilkyaz idim orda
Kışa çevirdiniz beni

Amerika’ya kölelik
Kurumlarıma saldırı
Yurda mevlit Çankaya’dan
Leşe çevirdiniz beni


Fazıl Hüsnü Dağlarca




17.11.2009
• EKMEK BULAMAYANLAR PASTA YESİNLER
Haftanın yazarını kutlar başarılarını devamını dilerim.Saygımla.

25.9.2009
• ÜZERİMİZDEKİ MEDYA GÜCÜ
Devlete ait resmi kanallarda eskiden gördüğümüz pek çok değerli program yapımcısı, sunucusu ve spikerler artık yoklar.Afyon sakızı gibi bir TV oldu TRT.Belgesel ve bilimsel dünya çapında izlenecek ne doğru dürüst bir program var, ne de haber alma özgürlüğünü doyuracak düzeyde kaliteli haber var?!
Özel kanallarda se varsa yoksa yemek tarifi(Mutfağı boş vatandaşlara),çekilişli ama yalvartan, el açtıran sözde yarışmalar,yani tam bir APTAL KUTUSU ...
Diğer dinsel konularda ise asla uzmanlarından değil, sözde din adamlarından uyduruk masallar dinliyoruz.

''Anlatmak istediğim bu gidişat bozuk tünelin sonu gözükmüyor.'' DESENİZ DE YOLUN SONU GÖRÜNÜYOR...
SAYGIYLA...


21.8.2009
• ÇANAKKALE'DE UÇAN TÜRKLER
Sayın hocam emeğinizi ve yüreğinizi canı-ı gönülden kutlarım.Saygılarımla.

12.8.2009
 

© 2008-2009 Yazarlar Topluluğu | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.