E-mail adresiniz: Şifreniz: Beni hatırla   » Yeni üye olmak istiyorum » Şifremi unuttum
Yazara menüleri:

sabitince

(sabit ince)
Forumlara yaptığı yorumlar
• Sabit ince ile söyleşi mustafa ceylan
https://youtu.be/ItC__M51NPA

4.11.2017
• Sabit İnce'nin Şiirsel Yolculuğu /Mustafa Ç
SABİT İNCE’ NİN ŞİİRSEL YOLCULUĞU-1

“Kim ne derse varsın desin,
Benim derdim Anadolu.
Dost düşmanım bunu bilsin,
Benim derdim Anadolu.

Varım yoğum feda olsun
Canım, kanım helal olsun,
Ben de varım diyen gelsin,
Benim derdim Anadolu.

Dağları gardaşım gibi,
Ceylanlar yoldaşım gibi,
Yelleri sırdaşım gibi,
Benim derdim Anadolu.

Gençliğimi ona verdim,
Belasına gögüs gerdim,
Ömrümü yoluna serdim,
Benim derdim Anadolu.

İnce yolları yolumdur,
Yeşil yaprağı dalımdır,
Onsuz yaşamak ölümdür,
Benim derdim Anadolu.”

Diyen Sabit İnce üstadla yaptığımız röportajları grubumuzda yayınlamıştık. Geçen hafta önce, hassas bir gönül insanını, kent ve yüreğinin arasını nakış nakış dokuyan şairimiz Reşide SARIKAVAK’ ı ele almıştık. Bu hafta Kayseri’ de yaşayan, her mısrası ile burcu burcu Anadolu kokan ve her şiirinde gönül telimizden türkü türkü seslenen, “Ozan İNCE” dediğim hece vezni şiirinde usta bir şairin şiirsel yolculuğunu ele alacağız…

Sabit İNCE, kolay yazan, bol ürün veren bir şair. O, sanki şiir yazmak için kalemini oynatmaz da, sazını kaptığı gibi bir Anadolu çeşmesinin başına veya bir köy odasının minderlerine bağdaş kurup oturan ve anında yüreğinin içini diliyle ve sazının teliyle haykıran bir ozan-şair…Benim gibi sabırsız, ama çileye alışmış, Anadolu sevdalısı..

Sırf bu sevdası yüzünden, “Anadolu Hececileri” diye bir “akım-hareket-aksiyon” başlatıp, Türk şiirine içinde bulunduğumuz bu kaoslu dönemde, “hece” vezni ile yeni bir yol, akım, ışık yada çıkış yolu bulabilir miyim diye çırpınan, can çekişen bir şair. Röportajlarında da belirttiği gibi Karacaoğlan ile başlayıp Abdürrahim Karakoç’a kadar uzanan bir çizginin devamı olmak için, bu zümrüt halkanın ucuna halka olarak eklenmek için didinen bir Anadolu şairi.

Anadolu’ yu konu olan çok şiirinin yanında, ilkokul çağındaki çocuklarımızın bile ezberleyebileceği, ilköğretim kitap ve dergilerine alınabilecek kolay söylenmiş bir şiirinde de bakın ne diyor?

“Anadolum, Anadolum
sensin benim güzel yurdum.
Bir karış toprak uğruna,
Yüzbinlerce şehit verdim.

Al Bayrağım, al bayrağım,
hep gönderde kal bayrağım.
Sen aşağı inmede tek,
şu canımı al Bayrağım.”

Evet, Türk şiiri asıl mecrasında, öz ve kendine ait o muhteşem mecrasında ister hece vezniyle, ister serbest vezinle devam edip gitmekte. Hece vezninde belki bir Köroğlu, Karacaoğlan, Seyrani vb’ lerini daha oluşturamadık, meydana çıkaramadık, amma, günümüzde rahmetli Halil Soyuer, Cemal Safi, Ayhan İnal gibi bir çok ustayı da eklemesini bildik. Antoloji com sayesinde tanıdığım Harun Yiğit, İlyas Özmen, Hakan İlhan Kurt, Ali Altınlı, Oflu Hoca ve daha bir çok hecede başarılı şairler yanında daha önceden tanıdığım Rasim Köroğlu, Mehmet Ali Kalkan, Hüseyin Yurdabak, Abdullah Satoğlu gibi nice isimler de bu zümrüt zincirin halkaları olarak bugünden sonsuza uzayıp gitmekteler. Elbette sadece hece veznine tutkun olanlar değil mesela Asım Yapıcı gibi hece yanında serbest vezinle de şiirin sonsuz ufuklarında kanatlar açan şair dostlarımız da var. Ekrem Şama, Ertuğrul Şakar, Mansur İlhan Yakar gibi daha nicelerini de sayabilirim. Rabb’ime bin şükürler ediyorum ki, serbest ve hece’ de gerçekten “Has şiirin-kalıcı şiirin” tutkunları ile birlikteyim.

Has şiire, kalıcı şiire tutkun olan ismini saydığım veya sayamadığım bu dostlarımın her birinin ortak özelliği sevgide, barışta, dostlukta ve ülke-millet-bayrak çizgisinde olmalarıdır. Bugün bir “HAYAL ŞAİRLERİ” gibi bir oluşum da, kendi çizgilerini çize çize has şiirden yana ilerlemektedirler. Daha pek çok grup ve oluşum, işte o şiirin büyülü kanatlarının rüzgarına sevdalarını devam ettiriyorlar. Ama, benim dostlarım hangi şekil ve tarzda yazarlarsa yazsınlar hem Anadolu ve hem insanı esas almaktadırlar. Onlarda “ne oldum delisi” olma gibi bir özellik yok. Onlar, candan, samimi ve alçakgönüllüler. Onlar, güzelden yanalar ve asla peşin hükümlü değiller… Rabb’ ime binlerce şükür… İnanıyorum ki 2005 daha güzel, daha şiir dolu geçecek.

Buraya nerden geldik? Buraya, Sabit İnce’ nin Anadolu sevdasından geldik.İnsan sevgisinden geldik.

Bakın İnce dost, insanda alemi, alemde insanı bir ve beraber gören yapıya sahip. Tıpkı cümle dostlarım gibi… “Adem’ de gördüm” başlıklı şiirinde bizim bu görüşümüzü nasıl işaret etmiş?

Diyor ki:

“Şu yalan Dünya'ya geldim geleli,
Ne bir murat aldım ne sefa sürdüm.
İnsan olup kendim bildim bileli,
Muhabbete daldım çok çile gördüm.

Aşkı muhabbete daldım dalalı,
Ne bir binit aldım, ne de mal gördüm.
Gönülü sevdaya saldım salalı,
Aşkından bayıldım ne közler gördüm.

Ehl-i beyti sevip oldum olalı,
Mahlukatı sevdim, canda can gördüm.
İNCE şu ateşe yandım yanalı,
Alemi bir bildim, Ademde gördüm.”

SABİT İNCE’ NİN ŞİİRSEL YOLCULUĞU-2

Saf, arı, duru, katışıksız bir Anadolu tutkunu olan ve ozanca söylemleriyle gönül tahtımıza oturmaya çalışan Sabit İnce üstadın, bu kere aşk, aşıklar konusuna bir göz atalım hele. O’ nun antoloji.com’ daki şiirleri arasında dolaşırken gözümüze bu konuda ilk takılan şiiri şöye:

“Gelin aşık olan erler,
Kardeş olalım gelin de.
İnlesin yol ile yerler,
Yoldaş olalım gelin de.

Sevgi badesin içelim,
İçip de serden geçelim.
Dost bayrağını açalım,
sırdaş olalım gelin de.

Erler, pirler bizden doğsun,
İlim karanlığı boğsun.
Sevgi rahmetleri yağsın,
Haldaş olalım gelin de.

Birlik kanadın açalım,
Nurlu ışıklar saçalım,
Kötülerden hep kaçalım,
İydaş olalım gelin de.

İnce nereye göçelim,
Hak gömleğini biçelim.
Zulümsüz bayrak açalım,
Koldaş olalım gelin de.”

İşte bu… Görüldüğü gibi Yunus’ la Karacaoğlan arasında kendine bir yol çizmeye çalışıyor Ozan İnce… İyilik, doğruluk, can ve ilim esaslarından hareket ederek, “Gelin dostlar bir olalım / İşi kolay kılalım / Sevelim sevilelim/ Dünya kimseye kalmaz” diyen koca Yunus’ umuza yaklaştıkça yaklaşmaya çalışıyor. Mevlâna “mum hep başından yanar. Aşık da öyle… Sevda baştan aşınca gerisi sadece boşluk…” der. Fuzuli, toprağa karışan teninden sevgiliye- o büyük aşkına sunulan kase yapılmasını ister. Bizim Anadolu ozanları da aynen böyledir. Aşk ateşi yakıcı ve kavurucudur. Duman eder giren yüreği…Pervanenin muma koşması neyse, aşığın sevgiye-sevgiliye koşusu da ondandır. Ölümüne,yanmaya ve yok olmaya giden bir koşu. Akıl tüccarının iflas topu attığı bir sevgi alışverişidir aşk.. Aşık’ da onu canının merkezinde körükleyen ateşçi… Hem yanan, hem yakan ateşçi… Zamanı yenen yegâne olgu aşktır. Aşk ateşini hiçbir ölçüm cihazı, hiçbir termometre ölçemez… Üstad İnce’ de “aşk Öyle Bir İksir ki” başlıklı şiirinde aşkı tarif etmiş. Diyor ki:

“Aşk öyle bir iksir ki,
Ölüleri sağ eder,
Aşk öyle bir iksir ki,
Düz yolları dağ eder.

Aşk öyle bir iksir ki,
Baktığını bağ eder,
Aşk öyle bir iksir ki,
Yüreğini yağ eder.

Aşk öyle bir iksir ki,
Yürüdükçe yol alır,
Aşk öyle bir iksir ki,
Çok verimli bol alır.

Aşk öyle bir iksir ki,
Yağmur yağar sel alır,
Aşk öyle bir iksir ki,
İnce sever el alır.”

Görüyorsunuz değil mi, benim gibi serbest vezin şiir yazanların nice imgelerle, benzetme sanatlarıyla ve sihirli söylemlerle anlatmaya çalıştığımız aşkı, Anadolu ozanı olarak ne kadar kolay tarif edivermiş… İşte İnce’ nin çok ürün veren, anında kelimelerle resim yapabilen, hiç beklemeksizin bir anda haykırıveren dilinin yeteneğini.

İnce’ nin alevi-bektaşi geleneğine bağlı olup olmadığını bilmiyorum. Ancak, şiirlerinde ki vurgulamaları, konuları ele alış biçimi bana sanki o geleneğin içinden birisiymiş kanaatini verdi. Fakat, ister olsun, ister olmasın… Benim için hiç önemli değil. Önemli olan o’ nun doğrudan, iyiden, güzelden yana olmasıdır. Söylemlerinin yalın ve yapmacıksız olmasıdır. Sanat yapmak için uğraşmayan bir kalem o…
Anlaşılmazlıktan kaçan, anadilimizi iyi kullanan bir şair…

Kendi yazdıklarından kendisinin de bir şey anlamadığını ve o sebeple de geleceğin ve günümüz şiirinin bir numarası olarak kendini gören bazı şairler, İnce gibi yazanlara “şair” bile demiyorlar. Onlar eskinin otantik devamıdır diyorlar. Ben de; varsın desinler… Sen sade, yalın ve yapmacıksız olmaya, hep güzel dilimizi ustalıkla kullanmaya devam et üstad diyorum.

Beşeri aşktan, ilâhi aşka kadar; yaradılmış cümle zerratı seven bir yürek, elbette aşk ile gümbürder. Ve kâinata hoşça bakar. İnsanı “Yaradan aşkı” na, birliğe ve kolaylığa çağırır. Zira, ona güre bu dünya geçicidir. Elbette bütün oluşumlar, bütün görünen-görünmeyen varlıkların içinde aşk vardır. Dönüş, yanış, duruş, tütüş hep aşktandır…

Nitekim o bir şiirinde:

“Sevgi yüreğinde sazı elinde,
Mecnun gibi gezer aşkın çölünde,
Kerem olur tozar aşkın külünde,
Aşkın lambasında pildir aşıklar.”

Demektedir. Ölüyü diri eden veya diriyi öldüren aşk olmasaydı Mecnun, Kerem, Ferhat, Aslı, Şirin ve Leyla olur muydu? Olmazdı… O’ na göre “aşk lâmbasına enerji veren-pil olan” aşıktır. Ona göre, bugün kimilerimizin ozan kimilerimizin de aşık dediği, Halk şiirinin sazlı-sözlü ustaları, gerçek aşıklardır.

İnce’ ye göre aşk süfli ve beşeri arzuları kapsayan bir duygu yağmuru değildir. O, kendine göre genç yüreğinin dehlizlerini şiirinin özü ile doldurmuş ve aşmış birisidir. Hattâ benim yıllar önce kaleme aldığım “Ahh bir aşık olsam” şiirine de net ortamında anında cevabı yapıştırmıştır.

Ailesine, özellikle de çocuklarına ve arkadaşlarına kopmaz bir sevgiyle bağlı olan şairimizin en büyük aşkı Anadolu ve Anadolu insanıdır. Şiirlerinin bir bölümü bu sebeple hep dostları üstüne yazılmıştır. Dostları, yakınları o’ nun en büyük ilham kaynaklarından birisidir.

SABİT İNCE’ NİN ŞİİRSEL YOLCULUĞU-SON BÖLÜM


Üstad Sabit İnce, bilgisayarı saz olarak kullanan bir ozan. Elbette ve biliyorum ki o’ nun saz çalma ve beste yapma gibi önemli yeteneği de bulunmaktadır. Bu yeteneği ile bestelediği bir çok “türkü normunda” eseri vardır. Besteciliği de şiir yazmadaki “kolaycılığı ve başarısı” gibidir. Ruhunda bulunan musikiyi sözle yoğurup çıkarıverir..Günlerden bir gün, net başında iken bir de baktım ki, bana “hoparlörü aç deyip, sazıyla sözünü dinletmez mi? ” Zaten biraz elektronik özürlüyüz biz, şaşkına döndüm… İnce üstad, şakacı, hoş görülü ve espri yüklü mizacını şiirinin dokusuna da işlemekte ustadır. Bu mizacını işlerken hem güldürür ve hem de derinlere indirdiği muhatabını düşündürür de…

Orta okul yıllarımdan 1993’ lü yıllara kadar şahsen benimle ilgili bir araştırma yapacakların, ağabeyim, hocam İsa KAYACAN’ ın anılarla yüklü dev kitaplarına baş vurmalarını önermekteyim. Kayacan usta ile sanat-kültür-edebiyat yolculuğumuz hep ağabey-kardeş ilişkisi içinde geçmiştir ve son nefese kadar da devam edecektir. İşte aynen öyle, Sabit İnce ile dostluğumuz her ne kadar 1995-97’ lere dayanıyorsa da, işte o tarihten sonra ki şiir serüvenimi inceleyecekler de mısralardan bir sonuç çıkarabileceklerse Sabit İnce, Harun Yiğit, İlyas Özmen gibi Güllük grubumuzun değerli üyelerinin eserlerine bakmalıdırlar…

Bunu şunun için söylüyorum. İnce üstadla dostluğumuzdan, ozanca söyleyiş ve atışmalarımızdan rahatsız olan kimi kendini “süper şair” sayan kişiler, pamuk ipliğinden ince dostlukla sanal dostlukları dostluk sanan kişiler de aramızdaki bağı bilsinler diye… Haa, bu demek değil ki, bizler, kişisel dostluğumuzu bazen bir kenara bırakırız, o da sanat ve iyiyi seçimde. Bıçağı önce kendimize vururuz. Güzel olanı, kalıcı olanı düşmanımız da olsa seçeriz…Has şiir sevdamızdan asla ödün de vermeyiz işte…

Asıl söylemek istediğim Sabit İnce’ nin “dostlarına olan bağlılığı”dır. Gecenin hangi saatinde arasam hemen ona ulaşabilirim. O da bana…

İnce üstad’ ın dostlukları, kendi şiirinin topağrafyasının önemli bir bölümünü teşkil etmektedir.

Örnekler verecek olur isek;

“Herkesi anladım, kendim bilmedim / Boş dava peşinde bir yol almadım” dediği Ozan sezini, Simav etkinliğine Çobanoğlu yerine gelen rahmetli Lüleburgaz Köprüsü romanı yazarı Tayyar Tahiroğlu, taşlamasından korktuğu Rasim Köroğlu, ekranda seyrettiği ozan Hasreti, “Kazanında dert kaynatır” dediği Kerküklü Albay Hişam, “halkın ozanıydı, halktan biriydi” dediği Koca Mahzuni, “beynimi sevgi doldurdu” dediği ilkokul köy öğretmeni Mehmet Atlan Yağmur, ünlü şairlerimizden Yavuz Bülent Bakiler, “ufacık boylu, azgın huylu dediği Küçük Hacımusa, “Dost merhaba” dediği aşık Hürdemi, Melikgazi Lisesi’ nden öğretmen Ahmet Dertkesen, Nevşehir Derneğinden Asım Hoca, “Pir badeyi sunmayınca aşık olmak zordur” dediği Aşık Cefai ve Aşık Zavallı, “Azerbaycan evin oldu” dediği Gazanfer Bey, “cennet yurtta baykuş ötmez gardaşım dediği Ömer Albayrak, “Gadan olam” dediği Türkmenoğlu’ na ayağındaki soğukkuyu lastikten de bahseder ve mahalli terim ve deyimleri de kullanmaktan çekinmez. Der ki “ehmal etme Türkmen kızını”… Ünlü saz ustası Refik Başaran, ilhamından ilham aldım dediği dostumuz İlyas Özmen’e ve daha bir çok dostuna şiirler yazmış, deyişler söylemiştir. Bir yıldan beridir de benimle kapışıp gitmektedir işte…

2000 yılında Antalya’ da “Sazın Telinden-Gönül Dilinden “ isimli bir şiir etkinliği düzenlemiştik. İnce, yanına rahmetli ozanımız Sefil selimi’ yi de alarak Antalya’ ya gelmişti. Selimi usta salonda bulunanları büyülemişti sanki. Muhteşem şiirlerini sunmuştu ve ertesi gün gene bir araya geldiğimizde bir çok ozanı yan yana getirmiş, şahane bir muhabbet gerçekleştirmiştik. İnce, o muhabbet olayını da şiirleştirmiştir. Çünkü İnce’ nin şiirsel yolculuğunda şair-ozan dostları vaz geçilmez konusudur. Onlara çatar, cımbızlar, şakalar yapar, gönül alır, atasözleriyle süslediği mısralarıyle haykırır… Hem de can çiçeğiyle…

Özetle, İnce dostlukları ön plana alan ve dostlarıyla mısralarda hemhal olan bir “ozan-şair”dir.
Ona en çok tesir eden de Aşık Veysel’ den sonra Aşık Sefil Selimi’ dir diyebilirim. Şimdilerde Sefil selimi’ den boşalan yeri doldurmak yolunda hızla ilerlemektedir. Selimi için antoloji com’ da, onun anısına bir grup ta oluşturmuştur.

Anadolu’ muz, çobanından en yüksek mertebesine kadar şair dolu – ozan dolu kutlu bir coğrafyadır. İnce’ de o kutlu coğrafyanın derdiyle dertlenen, cenazesinde ağlayan, düğününde oynayan, hoş sohbet, yüreği insan sevgisiyle dolu birisidir. Milli ve uluslar arası meselelerde de oldukça duyarlıdır. Çok okuyan ve araştıran, gelişmeleri takip eden yapısı nedeniyle de güncel sorunlardan da etkilenmektedir. Kalemini ve sazını onlar üzerine de ürün vermeye yönlendirmiştir.

Üstad İnce’ nin kızı Nazende’ de de mühendis olmasına rağmen babasının yolunda bir şairdir.

Aslında, üstad için daha çok söylenecek ve ele alınacak “şiirsel yolculuğunun kilometre taşları” var amma, bunu gelecek zamanlara bırakıyor, bu analizimizi o’ nun babasına yazdığı bir şiiriyle sona erdirmek istiyorum.

Sağlıcakla ve şiirle kalın dostlar…
İnce’ nin şiiri şöyle:

“Babam’a-

yetmiş altı yılın gamı, çilesi,
Yüklenmiş üstüne çekemez babam.
Uzun bir hayatın derdi, belası,
Debelenir durur çıkamaz babam.

Bilseydi ki evlat, iyal boşumuş,
Çalıştığı bir lokmalık aş imiş,
Çekilmez yükleri hep o taşımış,
Yarına güvenle bakamaz babam.

Yedi evlat yetiştirmiş, büyütmüş,
Hayat değirmeni onu ögütmüş,
Yoksulluktan almanya’ya seğirtmiş,
Şimdi bir sigara yakamaz babam.

Dağ dememiş taş dememiş, dolanmış,
Siyah saçlar beyaz una boyanmış,
Bir bakmış ki koca dünya yalanmış,
Gene de bir duvar yıkamaz babam.

Diyor “bu dünyanın düzeni böyle”
Sen de oyalan da gönlünü eğle,
İnce torunlara bir selam söyle,
Bu dünyayla başa çıkamaz babam”

22.7.2009
 

© 2008-2009 Yazarlar Topluluğu | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.