E-mail adresiniz: Şifreniz: Beni hatırla   » Yeni üye olmak istiyorum » Şifremi unuttum

SOYKIRIM YALANLARI



Özellikle 80'li yıllara kadar çok seyredilen filmler, neredeyse herkesin bilinçaltına "mazlum millet Yahudiler" imajını işlemişti. Artık hiç kimse Yahudiler'e "İkinci Dünya Savaşı'nın mazlum milleti" olarak bakmıyor. Yahudiler, kendilerine insanlık vicdanının açtığı krediyi tüketeli çok oldu. Hatta Hitler'in Yahudi soykırımına sempati besleyenlerin arttığı da gözlemlenmektedir. Dünyada Yahudi düşmanlığının artması vakıası en çok Yahudileri ilgilendirmektedir.

İzlediği politikalar göstermektedir ki, İsrail kelimenin tam anlamıyla terörist bir devlettir. Onun Ortadoğu'daki eylemlerine baktığımız zaman, ortada, güvenliğini sağlaya çalışan mazlum bir milletin devletini değil, arkasına aldığı emperyalist güçlerle mazlum insanları acımasızca katleden, satın aldığı medya gücü ile mazlumları terörist diye tanıtan, yüzlerce kilometrelik utanç duvarı ören saldırgan bir devlet görmekteyiz.
İsrail'in yaptıkları, bir devlet terörü ile sınırlı değildir. Siyonistler kendine kucak açmış bir coğrafyayı talan etmektedir. Kuzey Irak'ta gelişen Türkiye aleyhtarı yapılanmanın arkasında İsrail'in olduğunu sağır sultan bile duymuştur. PKK'yı İsrail'in el altından desteklediği ise yıllardır söylene gelmektedir.
Hitler'in Yahudi düşmanlığının sebeblerine bakacak olursak; Hitler'in içindeki anti-semitizm duyguları, 1914'te, Viyana'nın arka sokaklarında yeşermişti. Oralarda gördüğü, saçları iki yandan örgülü, uzun siyah paltolu aşırı dinci Yahudiler'e karşı antipatisi düşmanlığa dönüşmüştü.Bir başka teoriye göre de, annesi Yahudi bir doktorun ellerinde ölmüştü.

Ancak tarihçi Ralf-George Reuth'in yeni tezine göre Hitler, Yahudileri, 1. Dünya Savaşı'ndan sonra çöken alman ekonomisinden sorumlu tuttuğu için Yahudi nefreti en uç noktaya kadar gelişti. O dönemlde, Alman ekonomisinde büyük ağırlığı olan Yahudi işadamları, borsayı yönlendirecek kadar güçlüydüler. Ayrıca Alman bankalarının yüzde 50'sinin ve Alman gazetelerinin yüzde 80'inin sahipleri Yahudi kökenliydi.
Yahudilere baskı ve zulüm yapıldı ama anlatıldığı gibi büyük soykırım olmamıştır. Yahudilerin önce gaz odalarında zehirlenerek sonrada fırınlarda yakılarak öldürüldüğünden yola çıkarak ne kadar yahudi öldürülmüştür bakalım.

Aslında 6 milyon yahudi öldürüldü diyorlardı ama ortada ceset yoktu. Çünkü yakılarak kül oldu ve gömüldü dediler. O zaman sormak lazım Almanya'da yahudi yakmak için kaç fırın vardı. Fırınlarda günde kaç kişi yakılabilirdi. Sonra bunları yakmak için odun, kömür varmıydı? Ölü yakma fırınında çalışan Kanadalı Lyan Lagace'ye göre bir toplama kampındaki fırın tam kapasite ile çalıştığında 24 saatte en fazla 184 ceset yakar diyor. Yani fırınların arıza yapmaması, ara vermemesi, kömürünün olması halinde soykırım yapıldığı iddia edilen 1941-45 yılları arası en fazla 150 bin ceset yakılabilir.

Soykırımda hayatını kaybettiği iddia edilen 6 milyon yahudinin ceseti nerede yada sayı bu kadarmıydı? Hatta Newyork Times 3 Haziran 1942'de bin yahudinin kamplarda öldürüldüğünü yazdı. Ve bu öngörüye göre 1944 yılına kadar ne kadar yahudi öldürüldüğü sayısı çıkarıldı.
Toplu ölümler gazla yani hidrıjen siyanür karışımı. Bu yolla en fazla bir milyon insan öldürülüyor. Sonra bunlar yakılsa bize zaman dilimi yetmez, fırın yetmez, kömür yetmez.Yahudi senarist, yönetmen ve artistlerle çevrilen filmlerin düzmece ve abartılı olduğu ortaya çıkmazmı?

Yıllar sonra Fred Leuchter gaz odalarının duvarlarından kopardığı parçaları Amerikada analiz etti. Zyklon-B adlı gaz yıllar geçsede muhakkak iz bırakması gerekiyordu. Gazın izine rastlanmadı. Bir ceset 1.25 saatte başka deyişle 20 ceset tam kapasite çalışan bir fırında 24 sat çalışarak yakıldığından hareketle bir kampta 82 bin ceset yakılmış olur. 70 fırın olması gerekmezmiydi? Bu bilgiler Roger Garaudy, Ernst Zunsel, Davit Irving ünlü araştırmacıların soykırımı reddeden raporlarından alınmıştır.

Ermeni Soykırım yalanıda buna benzerlik teşkil etmektedir. Osmanlı’nın yabancı tebaasına ve etnik azınlıklara vermiş olduğu imtiyazlar doğrultusunda Osmanlı İmparatorluğunun egemenliği altında kalan topraklarda uzun süre yaşamış olan Ermeni azınlık; yerleşim, dolaşım ve ticaret haklarından serbestçe yararlandı. Osmanlı Devleti’nin üst kademelerinde görev aldılar. Bu bağlamda Ermeniler, Başbakanlık ve Bakanlık görevlerine yükseldiler ve bazıları da Büyükelçilik ve Başkonsolosluk yaptılar. Bazıları ise Milletvekili olarak Parlamentoya girdi. Osmanlı, devlet ve hükümet olarak Ermenileri gözetmiş ve haklarını korumuştur.

Ermeniler, Rusların propagandalarının etkisiyle Osmanlı Devleti’nden bağımsızlıklarını elde etmeyi beklemeye başladılar. Ermeniler, Osmanlı Devleti’nde varlık aşamasına geldikten, devletin sona ermesi ve çağdaş Türkiye Devleti’nin kurulmasına kadar geçen sürede bağımsızlıklarını elde temek uğruna Müslüman Türklere karşı çok korkunç bir terör uyguladılar. Doğu Anadolu bölgesinde bağımsız bir devlet olma yolundaki arzularını gerçekleştirmek için çok değişik yöntemlere başvurdular. Rusya ile Osmanlı Devleti arasında 1877-1879 yıllarında yaşanan savaş sırasında Ermeniler,Osmanlı Devleti’ne karşı Rus kuvvetlerinin yanında yer alarak, Rus kuvvetleri bünyesinde savaş birlikleri oluşturdular. Sultan Abdülhamit’in Cuma namazına gitmesini fırsat bilen Ermeniler, padişaha suikast düzenlediler.

İstanbul’un Ermeni terör eylemlerinin yapıldığı bir yer haline gelmesi ve çok sayıda Müslüman Osmanlının öldürülmesinden sonra buradaki Büyükelçiler, olayların kontrolünün hükümetin inisiyatifinden çıktığını düşünerek Sultan Abdülhamit’e sıkıyönetim ilan etmesini katliam ve olayların durdurulması için İstanbul’a kuvvet yığmasını önerdiler. Ermenilerin Müslüman Osmanlılara karşı uyguladığı şiddet eylemlerine, Müslümanlar aynı şekilde karşılık vermemiştir.
Rus kuvvetleri 1914 yılında Doğu Anadolu’daki Osmanlı sınırından içeriye girmeye başlayınca, Ermeni gönüllülerden oluşan bir kuvvet Rus güçlerine katılırken Ermeniler Anadolu’da isyan çıkardılar. Bu olaylar üzerine Osmanlı Hükümeti, Osmanlı kuvvetlerine herhangi bir şekilde zarar verecek eylemlerden kaçınmak amacıyla Van, Bitlis ve Erzurum’daki Ermenilerin bu illeri boşaltmasını öngören bir karar aldı.
Ermenilerin Irak’taki Musul kentine göç etmeleri isteniyordu. Devlet, Ermenilerin yolculuk süresince kalmaları için yollarda kamplar kurdu. Savaşın bütün şiddetiyle ağırlığını hissettirdiğini bu sırada bütün bölgelerdeki Osmanlı kuvvetlerine, Kürtlerin, köylülerin ve diğer Müslümanların saldırılarından Ermenilerin korunması için emir verildi. Bu emrin amacı, Ermenilerin göç sırasında güvenliklerini sağlamaya ve yeterli yiyecek vermenin yanı sıra yoluculuk için gerekli ortamın temin edilmesine yönelikti. Bu talimatlar kapsamında, Ermenilerin boşalttığı eve ve işyerlerini kullanan Müslümanlardan kira ödemeleri ve sahiplerinin geri dönmesiyle konut ve dükkanları iade etmeleri hakkında maddeler bulunuyordu.

Osmanlı Devletine karşı önyargılı olanlar, Ermenilerin uzaklaştırılması (tehcir) hareketini Osmanlıların, Ermenileri toplu bir biçimde katletmesi ve yok etmesi olarak nitelediler. Önyargılı kişilerce hazırlanan raporlarda, uzaklaştırma hareketi sırasında Ermenilerin üçte birinin öldüğü ve zayiatın 1.5 milyon olduğu, geriye kalan üçte birlik bölümün yaşamlarına devam ettiği ve diğer üçte birlik bölümün de uzaklaştırma esnasında kaçtığı belirtilmektedir. Bu sözler abartılı ve Osmanlı Devletine karşı önyargılıdır. Bazı ölüm olaylarının olduğu gerçektir. Bu ölüm olayları, Ermeniler Anadolu’dan geçerken vuku bulmamış; Musul bölgesine gidişleri sırasında meydana gelmiştir.
ABD’li bir tarihçi, bilimsel belgeleri inceledikten sonra, Ermenilerin iddialarına karşı çıkmıştır. Ermenilerin, 1915 yılındaki göç ettirme sırasında 1 milyon Ermeni’nin öldüğü yönündeki iddialarını yalanlayarak,bu sayının 200 bin civarında olduğunu ortaya koymuştur. Bu ölüm olaylarına bulaşıcı hastalıklar, açlık ve Osmanlı kuvvetleri ile Rus kuvvetleri arasında yaşanan savaşın sebep olduğunu, aynı şartlardan ötürü yine aynı dönemde 2 milyon Müslüman’ın öldürdüğünü belirtmiştir. Bu makalenin kaynağı Mısır’da yayınlanan aylık Al-Tasavvuf Al-İslami dergisinde Mayıs 2001 tarihinde Doç. Dr. Huda DERVİŞ imzasıyla yayınlanmıştır.

Asıl Soykırım, Yakın zamanda ve modern çağ dediğimiz 20.yüzyılın sonlarında 1994 yılında, Ruanda'da, yüz gün içinde 800 bin Tutsi ve Ilımlı Hutu katledilmiş ve soykırım gerçekleşmiştir. Özellikle Fransa Fanatik Hutu'ların dostuydu ve BM.ler denetiminin elinde olduğu yerlerde katliamlar gerçekleşti. Fransa tarihi sorumluluklarını yerine getirmemiştir ve katliamlara gözyummuştur. Fransa’nın soykırımdaki rolünü araştırmakla görevlendirilen bağımsız bir komisyon, iki yıllık çalışmadan sonra, 500 sayfalık bir rapor hazırladı. Ruanda hükümeti, bu rapor temelinde, aralarında Fransa eski Cumhurbaşkanı Francois Mitterand, eski Başbakanlardan Eduard Balladur, Allain Juppe, Dominique de Villepin’nin de bulunduğu on üçü politikacı, yirmisi asker, toplam 33 kişiyi yüzbinlerce Tutsi’yi katleden Hutu hükümetine siyasi, askeri, diplomatik ve lojistik destek sağlamakla suçluyor. Raporda, Fransa’nın soykırım hazırlıklarından haberdar olduğu, bu hazırlıklara katıldığı, cinayetlerde faal rol oynadığı ileri sürülüyor. Ruanda hükümeti, raporda suçlanan Fransız yetkililerin adalet önünde hesap vermelerini talep ediyor.

Yine Avrupa'nın tam orta yerinde başka bir soykrırm daha oldu. Bosna-Hersek'te Srebrenitsa kasabasında 17 yıl önce katledilen Müslümanlardan, 1995'te BM güçlerine sığınan 8 binden fazla Müslüman erkek ve çocuğu Sırp Güçleri katletmişti. Yani BM koruması altında olmasına rağmen, onların malı ve canı bu kadar mukaddes iken Hollanda'lı askerlerin beceriksizliği ve Sırp'ların yanında yer alması sonucu bu soykırım olmuştur. Hâlâ binlerce Boşnak kayıp. Hâlâ Bosna'da açılmayı bekleyen toplu mezarlar var. Kayıp Komisyonu verilerine göre savaş sırasında 27 bin kişi kayboldu. Yüzde 92'si Boşnak ve bunların da yüzde 90'ı sivil. Bugüne kadar 366 toplu mezar tespit edildi. 20 bin cesede ulaşıldı.

Azerbaycan Yukarı Karabağ'da Hocalı katliamının (Soykırımının) üzerinden 20 yıl geçti. Agos gazetesi yazarı Hrant Dink in öldürülmesinden sonra, hepimiz ermeniyiz diye slogan atıp, İstanbul sokaklarını inletenler, acaba, Azerbaycan Türklerinin çektiklerini, Karabağ’ın işgal altında olduğunu ve Hocalı katliamını biliyorlar mıdır? Yaşlı genç, çocuk, kadın demeden 1350 Azerbaycan Türkünü hunharca katlettiler. İnsanları diri diri, toprağa gömüp, cesetlerini yaktılar. Bunun adı soykırımdır.

Dünyaya barış ve uygarlık vaad edenlerin aslında birer vampirden farkları olmadıklarını izliyoruz. Sadece izliyoruz. Türk Cumhuriyetleri ve Birleşmiş Milletler makalemde de belirttiğim üzere artık dünya arenasında sesimizi duyurmanın, birlik ve beraberliğin zamanı gelmiştir.



ibezgi (ibrahim koçman) tarafından 23.01.2012 09:17:31 tarihinde eklendi ve 57 gösterildi.

SOYKIRIM YALANLARI isimli esere henüz yorum yazılmamış.

Esere ait bilgiler:

Kayıt tarihi:
23.01.2012

Okunma:
57

Yazara ait bilgiler:

ibezgi

(ibrahim koçman)
• Profili

 

© 2008-2009 Yazarlar Topluluğu | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.