E-mail adresiniz: Şifreniz: Beni hatırla   » Yeni üye olmak istiyorum » Şifremi unuttum

GAVS-I AZAMLAR



Seyyid, Resûlullah Efendimiz’in (asm) Hazret-i Hüseyin’den gelen nesline verilen unvandır. Hanımlar için “Seyyide” unvanı kullanılır.

Şerif ise, Resûlullah Efendimiz’in (asm) Hazret-i Hasan’dan gelen nesline verilen unvandır. Seyyid mefhumunun Farsça karşılığı ise “Mirza”dır. Şimdilerde ise her iki pak nesle de seyyid denmektedir.
Peygamber Efendimiz’in (asm) bildirdiğine göre Hazret-i Fatma (ra), cennetteki kadınların seyyidesidir. Hz. Ebû Bekir (r.a) ve Hz. Ömer de (r.a), peygamberlerden sonra cennet ehlinin seyyidleridirler.

Abbasilerden sonra İslâm devletlerinde seyyidlerin ve şeriflerin kaydı tutulmuştur. Osmanlı Devleti zamanında ise bu iş kurumsallaştırılmış ve Nakibu’l-Eşraflık müessesesi kurulmuştur. Bu kurumun görevi Ehl-i Beytin kaydını tutup sahte seyyid ve şeriflerin çıkmasını önlemekti.

Hazret-i Peygamber’in (asm) pak neslinden gelen seyyid ve şeriflere Ehl-i Beyt de denmiştir. Ehl-i Beyt, namazlarımızda yaptığımız, “Allahümme salli ala Muhammedin ve ala âl-i Muhammed” (Allah’ım, Muhammed’e ve Muhammed’in duasına dahildirler.

Tasavvufta kâinatın yönetiminden sorumlu olduğuna inanılan velîlere, Mânevî hükümetin başkanına kutup adı verilir. Kutbu'l-aktap, gavs veya gavs-ı âzam diye de anılır. Seyyid Yusuf Hemedani’ye Kutb’ul Aktab denmiştir. Çok sayıda öğrencileri vardır. Bektaşilik tarikatının kurucusu olan Hünkâr Seyyid Muhammed Hacı Bektaşı Veli'nin Hocası Lokman-ı Perende'nin hocası Yesevilik tarikatının kurucusu Seyyid Ahmet Yesevi, Seyyid Yusuf Hemedaninin talebesidir. Yine Havecegan’ın kurucusu olarak bilinen Abdulhaluk’ul Gücdevani, Hace Abdullah Berkî, Hace Hasan Endakî, Seyyid Yusuf Hemedaninin talebesidir. Havecegan’ın devamı olan Nakşilik’te silsile yoluyla ona dayanır. Şah-ı Nakşibend’iden başlayarak ona kadar şöyledir.
Şah-ı Nakşibendî
Seyyid Emir Kulal
Muhammed Baba Semmasi
Hace Ali Ramiteni
Hace Mahmud İnciri Fağnevi
Hace Arif-i Rivegeri
Abdülhalık Gücdevani
Seyyid Yusuf’ul Hemedani

Gavs-ı Azamlar, Aktab-ı Erbaa adıyla şöhret bulmuş dört kutup vardır ki bunlar Abdülkadir Geylanî, Ahmed-i Rifaî, Ahmed-i Bedevî, İbrahim-i Desukî'dir. Bazan dördüncüsünün yerine Ebû'-Hasen-i Şâzelî zikredilir.

Ebu Said Mahzuni tabesi Gavs-ı Azam Muhyiddin-i Abdülkadir-i Geylani (k.s.), Ondan Muhyiddin-i Arabi, Ondan Üftade Hz.leri ve ondan da Aziz Mahmud Hüdayi hz. el almıştır.

Hz. Selman-ı Farisi, Hz.Cafer-i Sadık, Hz.Ebu'l-Hasan Harakani, İbn-i Abidin, Beyazid-i Bistami, İmam-ı Rabbani, Cüneyd-i Bağdadi, Mevlana Halid-i Bağdad-ı zamanlarının güneşiydi. İmam-ı Şafii, asıl adı, Muhammed bin İdris’tir. Hocası imam-ı Malik'in "Muvatta" adlı hadis kitabını, dokuz günde ezberlemiştir.

Tasavvuf güneşleri ile ilgili Hekimoğlu İsmail Efendi diyorki; Nasıl ki, memurların ve askerlerin rütbesi ve mevkisi varsa, her Müslümanın da manen rütbesi ve mevkii vardır. Bunu, herşeyi bilen Allah bilir. Herşeyi bilen Allah, bildiklerinden bir kısmını, bir kısım kullarına bildirir, bunlara Veli denir. Veli, umumi bir sıfattır. Her veli keramet gösteremez, hatta kendi mânevi makamını bilmeyen veliler çoktur.

Keramet; İslâm'a hizmet eden şahsın, hizmet imkânları çeşitli şekillerde kısıtlanmış ise (Allah'ın lütfu ile) kerametle hizmetini devam ettirmesi, çevresindeki insanların İslâm'a bağlılığını kuvvetlendirmesi içindir.

Bir de ikram vardır. Keramet gibi görünür fakat keramet değildir. Mesela, derse gelen şahıslardan birinin sorusuna Hoca Efendi bilmeden cevap verir. Sorusu olan, 'Kalbimden geçeni bildi" dese de, Hoca Efendi bunun bir "ikrâm-ı İlahî" olduğunu bilir, şükreder, gurura düşmez ve kendinin keramet ehli olduğunu sanmaz.

İslâmiyet'i kıyamete kadar devam ettireceğini belirten Allah, dinine hizmet edecek kullarını gönderir; onlar da İslâm'a hizmet eder. İslâm'a hizmet edenler çeşitli manevî rütbede kimselerdir. Fakat Mehdilik makamı bunların en yücesidir. Nasıl ki meydan muharebesini kazanan paşa, mareşal olursa, Deccal'le mücadele eden veli de Mehdi makamına yükselir. Öyle ise Deccal'in olduğu zamanda Hz. Mehdi aranmalıdır.

Hz. Mehdi'yi tanıyıp tanımamak zannedildiği kadar önemli değildir. Hadis-i şerifle sabit olduğundan Mehdilik makamı inkâr edilmemeli. Fakat O'nu tanımamak da mesuliyeti gerektirmez. Çünkü sünnet-i seniyyeye ittibâ eden (uyan) herkes, Hz. Mehdi'nin askeridir. Öte yandan Hz. Mehdi'nin yakınında bulunan hatta her gün Hz. Mehdi'yi gören şahıs, Sünnet-i seniyyeye ittibâ etmezse (tabi olmazsa), hem Hz. Mehdi'den manen çok uzaktır, hem de dünya ve ahireti cehennem olur.

Peygamberimiz (sav)'in en büyük mucizesi Kur'an'dır. Kur'an'ın en büyük mucizesi de Peygamberimiz (sav)'dir. Peygamberimiz (sav)'in okur yazar olmaması yanında, Kur'an'ın her asırda, her türlü ilim adamına hitap etmesi, Kelâmullah olduğuna önemli bir delildir. Kur'an ahlâkı ile ahlâklanan Peygamberimiz (sav)'in en yüce ahlâka sahip olması da Kur'an'ın mucizesidir. 1400 senedir yetişen evliyalar, asfiyalar, üstadlar, imamlar, âlimler İslâmiyet'in hakkaniyetine manen imza atmıştır.

Kâinata nizam veren Allah, insanlar için İslâmiyet nizamını göndermiştir. Nasıl ki kâinatın nizamı bozulunca kıyamet koparsa, İslâmiyet'e tabi olamayan insanların nizamı bozulacak yine kıyamet kopacaktır.

Bunlar, Kur'an'ın, "Yeri döşedik ve oraya sabit dağlar yerleştirdik" (Kaf, 50/7) ayetinde andığı "dağlar" mesâbesindedir. Allah onlardan razı olsun..



ibezgi (ibrahim koçman) tarafından 21.12.2011 16:04:08 tarihinde eklendi ve 107 gösterildi.


(Yönetici)
 Zeynep (21.12.2011 17:34:43)  
Profili | Şiirleri | Sesli şiirleri| Makaleleri | Hikayeleri

Aydınlatıcı yazınızı için gönülden teşekkürler İbrahim bey.

Esere ait bilgiler:

Kayıt tarihi:
21.12.2011

Okunma:
107

Yazara ait bilgiler:

ibezgi

(ibrahim koçman)
• Profili

 

© 2008-2009 Yazarlar Topluluğu | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.