E-mail adresiniz: Şifreniz: Beni hatırla   » Yeni üye olmak istiyorum » Şifremi unuttum

LİSTENİN KAÇINCI SIRASINDASIN?



Asya’da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır. Bir Hindistan cevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır. Hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur.. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı büyüklüktedir.

Yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz. Maymun tatlının kokusunu alır,yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması imkânsızdır. Sıkıca yumruk yapılmış el, yarıktan dışarı çıkmaz. Avcılar geldiğinde maymun çılgına döner ama, kaçamaz.

Aslında bu maymunun tutsak eden hiçbir şey yoktur onu sadece, onun kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. Yapması gereken tek şey elini açıp yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür. Bizi tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur. Tüm yapmamız gereken elimizi açıp benliğimizi ve bağımlı olduğumuz şeyleri, serbest bırakmak ve hür olmaktır.

İş yerinde çok sevdiğimiz bir abimiz var. Hasan abi mizahi bir anlatış tarzına sahiptir. Kendisi mütevazi ve inancını yaşamak isteyen biri. Çocuklarını da inançla okutmak için İmam-Hatip lisesine göndermiş. Çocuklar zeki, akıllı ve okulu bitiriyorlar. Gel gör ki İmam-Hatip Lisesi’ni bitiren öğrenci ne asker ne polis olabiliyor. Üstelik katsayı nedeniyle üniversiteye de kolayca giremiyor. Baraj var önünde. Ya imam olacak yada hiçbir şey.

Hükûmet değişikliği olunca ümitleniyor. Hiç olmazsa bundan sonra bir imkân bulurum da çocuklarımı işe koyarım ümidiyle TBMM’ye; milletvekili ziyaretine gidiyor. Bir milletvekiline derdini anlatıyor. Çocuklarını en iyi şekilde okuttuğunu ama okulun kökeni nedeniyle bir işe giremediklerini, mağdur olduklarını anlatıp yardım istiyor. Herhalde oldu artık işim diye beklerken milletvekili “bak Hasan efendi, Çocukların için şimdi birşey yapamayız daha yeni iktidar olduk ve çok yapacağımız işler var. Şimdi sen Ankarada yaşıyorsun, evin var, maşallah 3 tane de çocuğun var, okutmuşsun, sağlıklısın ve memursun. Eğer bir liste yapacak olursam seni listenin birinci sırasına koymamız lazım, daha ne istiyorsun? Durumu senden kötü olanlar var” diyor. Hasan abi de durur mu oda lafını esirgemiyor; “Sayın vekilim beni listenin birinci sırasına koydun ama size yer kalmadı..”

Kalemi kâğıdı elimize alıp şöyle bir sahip olduklarımıza bakmak lazım. Hasan abi’den farkımız ne? Listenin kaçıncı sırasındayız? Sahip olduklarımız yada sahip olamadıklarımız diye sıralasak. İçimizdeki uhdeleri bir görebilsek. Elbette insanların beklentileri ile sahip oldukları birbirini tutmayabilir. Peki gerçekten sahip olduklarımızın neler olduğunu biliyormuyuz?

Kendimden başlamalıyım. Yaşım 48 oldu, kimisi yolun yarısındasın der, kimisi yaşlanmışsın, bende henüz başlamadım ki diyebilirim.

− Yaşımız 48 oldu ve çok şükür sağlıklıyım. Saçlar ve dişler döküldü.. 48’i göremeyenler var, görse de sağlıklı olmayanlar var.

− Evlendik çok şükür, bir aile olmaya gayret ettik. 21 yıldır hasta bir eşim var. Henüz bekârlık sultanlıktır deyip, yaş ilerleyince kendini yalnız hissedenler var.

− Bir kızım var, büyüttük ve okutmaya çalışıyoruz. Kızım olsun diyenler çoğaldı. Nedense erkek evlattan daha vefalı diyorlar.

− Bir evde oturuyorum, giriş kat ama her yer balkon gibi, geleni gideni görüyorsun. Merkezi sistem, sıcacık. Kiracıyım hálâ... Lakin çadırda yaşayan, suyu, elektriği olmayan evler de var.

− Ankara’da yaşıyorum. Burada bürokratik işleri ilk elden yapabiliyorsun. Hastanelerin en iyisi bu şehirde. Eksiğimiz trafik ve pahalılık. Soğuk, hastanesi olmayan, hastahanesi olup da doktoru olmayan bir beldelerde yaşayanlar da var...

− Memurluk yapıyorum, devletin düzenli ödediği bir maaşı var. Gerçi maaş yetmiyor, kira, okul masrafı vs.. derken maaş kuşa dönüyor. Fakat işi olmayan, olsa da yeterli imkânları olmayan bir yerde yaşayanlar var.

− Üniversite bitirip, kişisel olarak kendimizi geliştirmeye gayret ettik. Hoş Oxford olsaydı fena olmazdı. Fakat hiç okuyamayanlar, kendini geliştiremeyenler de var.

Ne kadar çok şeye sahipmişiz diyor insan. Bu bardağın dolu tarafı olarak görülebilir. Sahip olduklarım ve olamadıklarım bunlar. Yani varlık içinde yaşam sürdürmüyoruz. Kıt kanaat geçim dedikleri şey... Yani size verilen nimetlerden memnun olmayanları başka sahip olduklarıyla da kıyaslarsak aslında nelere sahip olduklarını daha iyi anlarız.

− Türk vatandaşısın ve müslüman bir ülkede yaşıyorsun. (Somali’de, Afganistan’da, Haiti’de, Meksika’da yaşayan biri de olabilirdin.)
− Dört mevsimin yaşandığı, güneşin eksik olmadığı, tarım ve hayvancılığın yapıldığı bir ülkede yaşıyorsun. (Sellerin, yanardağların, buzulların, açlığın olduğu bir ülkede de olabilirdin.)
− Adaletin, eğitimin, sağlığın önemsendiği, demokratik bir ülkedesin. (Bu fikre herkes katılmayabilir ama kısmen de olsa böyle.)

Birde boş tarafından bakalım.
− Kişi başı millî gelirin 45 bin dolar olduğu Lüksemburg ya da İşveç’te de yaşayabilirdin. Bir elin yağda bir elin balda olabilirdi.

− Temiz, ulaşımın mükemmel, güvenliğin hiç de fena olmadığı bir Paris’te de yaşayabilirdin. Orada yaşayanların inancını sorgulamıyoruz.

− Adaletin uygulandığı, canilerin asıldığı, üniversitelerin en iyi olduğu ABD’de de yaşayabilirdin. Eğri oturup doğru konuşmak gerek.

Bazı insanlar zamanına, çenesine zararlı bile olsa takım tutuyor. Vazgeçilmezlerden bu. Sağlığına, beynine, düşüncesine zarar verse de bardan, alkolden vazgeçmiyor. Senede 15 gün gittiği bir yazlık sahibi oluyor. Bir kere giydiği elbiselere, belki de hiç okumadığı kitaplara sahip olanlar var.

Sözün özü; insan uhdeleriyle yaşar. Yaptıkları ve yapamadıkları, sahip oldukları yada olamadıkları. Bir yandan istediği gibi yaşam sürerken anne, baba, kardeş, vatan hasreti çekenler var. Parasıyla ev, araba, imkân sahibi olup iyi bir dost, arkadaş sahibi olamayanlar var. Geçenlerde bir artist, “ben eski günlerimi çok özlüyorum. Doyasıya gezemiyorum, alışverişimi kendim yapamıyorum, parka gidip oturamıyorum. Hep insanlardan kaçmak zorunda kalıyorum” diyordu.

Tabiî ki, şöhretin bedelini ödüyor. Bu siyasetçiler için de geçerli. Bir başbakan, bakan halkın arasına karışamıyor. Çok zenginsin topluma karışamıyorsun, şöhretlisin halkın arasına giremiyor, gönlünce eğlenip gezip tozamıyorsun... Kısacası kimse yerini beğenmiyor. Beğenen de içindeki uhdelerle, sahip olamadıklarıyla hayıflanıyor...

Durumunu maddi boyutuyla değerlendirip, manevi boyutunu görmezden gelirsen yanlışa düşersin. Hayat çok yönlüdür. Hem maddi hemde manevi yönleriyle bakarsan doluyu da, boşu da görürsün. Dünya bunun misâlleriyle dolu.

Karun’un hazinelerinden bahsediyorlar hálâ. Öldükten sonra bırakılan miras yüzünden kavga eden kardeşlerle, anne ve evlâtlarla dolu dünya.

“Bir dikili ağacım, bir kedim bile yok” deyip milletle alay edenler şimdi neredeler bilmiyorum ama herkes sahip olduklarına şükretmeli. Cezaevlerinde yaşayanları, ıslahevinde büyüyenleri, huzurevinde ömrünü yalnız tamamlayanları, ezan sesi duymayanları, gözleri görmeyenleri, kulakları duymayanları, varlıklı olup herşeyi yiyeyemeyenleri de aklınıza getirin.

Ve sahip olduklarınızı düşünün. Acaba neyiniz yok? Ya da listenin kaçıncı sırasındasınız?



ibezgi (ibrahim koçman) tarafından 05.12.2011 10:34:41 tarihinde eklendi ve 85 gösterildi.


(Yönetici)
 Zeynep (05.12.2011 11:05:35)  
Profili | Şiirleri | Sesli şiirleri| Makaleleri | Hikayeleri

Çok değerli makalelerinizi, fikir yazılarınızı takip ediyorum. Teşekkürler İbrahim bey. Bu yazıları topladığınız bir kitabınız olsun dilerim. Saygıyla.

Bu yoruma 1 cevap yazılmış.
• ibezgi (05.12.2011 16:54:39)
Zeynep hn. güzel temennileriniz için teşekkür ederim. Malum sitemizde makale okuma alışkanlığı fazlaca yok. Genelde tweetter ve facebook'ta makalelerimizi yayınlama imkanı buluyoruz. Birde haber kalemde haftalık yazıyorum. Önemli olan okuma alışkanlığı kazandırma ve bundan istifade edebilmektir. Kalbi selamlarımla..

Esere ait bilgiler:

Kayıt tarihi:
05.12.2011

Okunma:
85

Yazara ait bilgiler:

ibezgi

(ibrahim koçman)
• Profili

 

© 2008-2009 Yazarlar Topluluğu | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.