BİR TOKAT TÜRKÜSÜ
Değmen benim gamlı yaslı gönlüme. Ben bir selvi boylu yardan ayrıldım..Aslında türkünün öyküsü sözlerinde gizlidir. Türkümüz nazlı ve fidan boylu yarinden ayrılan bir yiğitten bahseder. Bu yiğidimizin bir zamanlar bağı varmış, bostanı varmış. Sonra talan vurmuş, düşmez kalkmaz bir Allahmış, her gelen ona ayrı bir tekme vurmuş. Bir hikaye daha mutsuz sonla bitmiş. Gökten üç elma düşmemiş...
Kul Abbas mahlaslı bu türkü/şiir aslında Anadolu’da da yaygın olarak bilinen Abbas ile Gülkız hikayesinin kahramanı 16. yüzyılın sonunda yaşamış Tufarganlı Abbas’a aittir.
Değmen benim gamlı yaslı gönlüme Ben bir selvi boylu yardan ayrıldım Evvel bağban idim dostun bağında Talan vurdu ayva nardan ayrıldım
Gökyüzünde turna gibi dönende (Kumru gibi gökyüzünde dönende) Baykuş gibi viran yurda konanda Çok ağladım Mecnun (Ferhat) gibi çöllerde Şirin gibi nazlı (zülf'ü) yardan ayrıldım..
Biraz Tokat'tan bahsedeyim. Tokat 1923 yılında İl olmuş; Erbaa, Niksar, Reşadiye ve Zile İlçeleri bağlanmıştır. 1944’te Artova ve Turhal, 1954’te Almus, 1987’de Pazar ve Yeşilyurt, 1990’da Sulusaray ve Başçiftlik İlçeleri kurulmuştur. İl geneli nüfusu 828.027 kişi olup, bunun 401.762'si şehirlerde ve 426.265'i köylerde yaşamaktadır. Tokat bir bağ içinde, hey onbeşli, Sefa geldin, Alacada çorap öremedim, el çek tabip gibi güzel türküleri vardır.
Türkiye'nin sözlü geleneğinde, bir ezgi ile söylenen halk şiirlerinin her çeşidini göstermek için, en çok kullanılan ad "türkü"dür. Türkü kelimesinin, Türk adının sonuna, Arapça ilgi eki olan "i" ekinin getirilmesiyle ortaya çıktığı anlaşılır. Türki: Türkle ilgili, Türk'e özgü anlamında kullanılır. Kökü, XV. yy'da Horasan'a kadar dayanır. Türkünün belli bir şekli yoktur. Bir koşma, bir semai, bir destan ya da herhangi bir halk şiiri türkü ezgisiyle söylendiğinde türkü olur. Bu yüzden türkü tipinin en belirgin özelliği "melodisidir". Bunun dışında, türküyü diğer halk şiiri türlerinden ayıran bir özellik de her ezginin sonunda bulunan kavuştaklardır (nakarat). Kavuştaklar her ezgiden sonra tekrar edilen ikilik (ya da daha çok) dizelerdir. Türkülerin büyük çoğunluğu anonimdir ya da ağızdan ağıza söylenirken söyleyeni kaybolmuştur.
Türküler güzeldir, gerçektir, hisleri sanki dokunulur, elle tutulabilir bir hale getirirler, insanı ciğerinden vururlar, siz ne kadar sevmiyor gözükseniz, takılsanız da, şehirli bir çocuk olsanız da aklınızın köşesinde bir türkü kalır, ve sizi hayatınız boyunca takip eder.
'Yâr' deyince, kalem elden düşüyor Gözlerim görmüyor, aklım şaşıyor Lâmbamda titreyen alev üşüyor Aşk, kağıda yazılmıyor Mihriban
Tabiplerde ilâç yoktur yarama Aşk deyince ötesini arama Her nesnenin bir bitimi var ama Aşka hudut cizilmiyor Mihriban
Mihriban türküsü, Tokat türküsü değil ama keşke olsaydı diyesim geliyor. Çünkü her yörenin kendine has türküleri var. Sizi biryerlere götürüyor. Türkülerle ilgili doğru zannettiğimiz birtakım şeylerin yanlış olabileceğini düşündünüz mü hiç? Pek çok türküde geçen yerleşim yerlerinin isimleri, eğer o türkünün hikâyesini bilmiyorsak, bizi fena hâlde yanıltabilir.
Bilhassa 18 Mart’larda daha bir hatırladığımız ve ‘analar, babalar ümidi kesti’ mısrasıyla kederlere gark olduğumuz “Çanakkale içinde” türküsü sanılanın aksine Çanakkale yöresinin değil, Kastamonu’nun türküsüdür. Bu arada, askerlik deyince akla gelen ilk türkü olan ‘Yaylalar’ ise aslında Erzurum-Aşkale yöresine ait bir eserdir. Vaktiyle sesi güzel Erzurumlu bir çavuş başlatmış bu geleneği.
İçinde deniz geçen bir türkü de “Denizin dibinde Hatçam / Demirden evler / Ak gerdanın altında da / Çiftedir benler” sözleriyle de tanınan türküdür. Çoğunun denizden dolayı Antalya yöresine ait sandığı bu türkü, esasında denizle ilgisi olmayan Burdur’a aittir. Yine “Urfa’ya paşa geldi” türküsü hangi yörenin dersiniz? Türkü Van yöresinin.
Her devirde insanları kendine çekmiş olan İstanbul da adını verdiği türkülerin bazılarına ev sahipliği yapamamıştır. Mesela, “Yârim İstanbul’u mesken mi tuttun?”, Kayseri türküsüdür. Köroğlu mahlaslı “Tokat ellerinden” türküsü Gaziantep yöresinindir. Yine “Benden selam olsun Bolu Beyine” diye başlayan türkü ise Bolu değil, Kastamonu türküsüdür.
Bir Ürgüp türküsü ise buram buram Tokat kokar âdeta: “Tokat’a varmadın mı / Sen gelin olmadın mı? Tokat yolu düz gider / Bir incecik kız gider. Yemen öyle büyük bir acıdır ki Erzincan’dan Sivas’a, Erzurum’dan Osmaniye’ye, Azerbaycan’dan Elazığ’a, Urfa’dan Rumeli’ye kadar memleketin pek çok yerinde değişik ya da benzer Yemen ağıtları, türküleri yakılmıştır. Ancak bunlar arasında en bilindiği Muş yöresine ait olandır. Türküde geçen ‘Burası Muş’tur’ ifadesinin “Burası Huş’tur” olması gerektiği ile ilgili iddialar ortaya atılmış ve türkünün Muş yöresine ait olmadığı söyleniyor.
Netice olarak, türkülerimizin her biri Anadolu’yu, Trakya’yı, hatta Balkanlar’dan Kafkaslar’a, Kırım’dan Yemen’e kadar geniş bir Osmanlı coğrafyasını anlatıyor. Türkülerin hikâyesini, hangi yöreye ait olduğunu bilmek, onların lezzetini daha da artırıyor. Kürtçe, Ermenice, Rumca, Arapça türkü olmaz. Türkünün adı üzerindedir zaten, Türkî demektir. Yani Türk’e ait... Bu bilimsel bir sonuçtur zaten. Türkü Türkçedir; diğerlerinin de kendi dillerinde isimleri vardır belki ama doğrusu Kürtçe türkü değil, söz gelimi Kürt halk şarkısı ya da Ermeni halk ezgisi gibi bir şey olmalıdır.
Türkünün memleketçiliği olmaz, türküler bu anlamda birleştiricidir. Hani, gerçek hayatta yan yana gelemeyen bizler aynı türkünün nağmelerinde aynı hisleri yaşarız.
ibezgi (ibrahim koçman) tarafından 01.12.2011 16:34:43 tarihinde eklendi ve 405 gösterildi.
(Yönetici)
|
Zeynep (01.12.2011 17:38:23)
Size katılıyorum. Aydınlatıcı yazınızı beğeniyle okudum.
|
|
|
|
|
Esere ait bilgiler:
Kayıt tarihi:
01.12.2011
Okunma:
405
Yazara ait bilgiler:
ibezgi
(ibrahim koçman)
|