BİR KİTAP'IN ANLATTIKLARI
PKK’nın, uzun yıllardır tekrarlanan ama sanırım hiç kanıtlanmayan MİT tarafından kurulduğu ve 12 Eylül darbesiyle birlikte Öcalan’ın özerkliğini ilan ederek MİT’ten koptuğu iddiasıyla ortaya çıkan durum. “PKK’yı devlet kurdurdu” iddiasının sonuna kadar gidilmesi ve bugünkü dökülen kanların hesabınında sorulması gerekir. Eski gazeteci, Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın son kitabı Ergenekon, MİT ve PKK ilişkisini derinlemesine analiz eden “Kürt Ergenekonu-Derin PKK’nın gizli kodları”kitabına göre, PKK, birçok derin ve gizli hesabın ciro edildiği bir platform hâline geldiği, PKK’nın bir Kürt sorunu olmadığı, bilakis Kürtlerin PKK sorunu olduğunu, PKK-KCK-BDP arasındaki organik bağların neredeyse ayrıntılarıyla belirlendiğini ortaya koyuyor. PKK ve Abdullah Öcalan 12 Eylül düzeninin oyun kurucusu olarak sahaya sürüldü ve hâlâ bu pozisyonunu koruyor. 1978 yılında belli bir misyonla ortaya çıkan PKK, bugün 36 ülkede örgütlenmiş ve çok sayıda gizli servisin mutfağında yemek pişiren çok uluslu bir şirket hüviyetine büründü. Derin devletin bilgisi ve kontrolü altında tohumları atılan PKK, toplum dinamiklerinin ortaya çıkardığı bir örgütten ziyade jakoben bir yapılanma. PKK verilen misyonu yerine getirerek, 1984 yılında Şemdinli Eruh’ta başlattığı kanlı eylemleri her zaman Kürt halkının kanı üzerinden planladı. Ve zaman içerisinde Kürt halkını siyasetçisi, aydını ve entelektüeliyle vesayeti altına aldı.
PKK, MİT içindeki bazı unsurların teşviki ve desteğiyle 27 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Fis köyünde yapılan kuruluş toplantısının ardından örgütleşti. PKK’yı kurmadanönce MİT içinde belli bir grupla içli dışlı olan Öcalan, 1979’da Suriye’ye kaçarken de aynı kaynaklardan destek aldı. 12 Eylül darbesinden sonra MİT’le ilişkilerini azaltan Öcalan, yabancı istihbarat servislerinin kucağına düştü. Gizli servislerin eğitici kadrolarının desteğiyle sürekli kendini yeniledi.
PKK’nın derinlerle ilişkisi en çok Turgut Özal’ın kalp krizi, Uğur Mumcu’nun suikast, Eşref Bitlis’in ‘kaza’ sonucu hayatını kaybettiği, 33 erin katledildiği, Sivas’ta 37 ‘can’ın yandığı 1993 yılında gün yüzüne çıktı. Kurulduğu dönemde ‘Kürt Devleti’ hedefiyle yola çıkan ve 1990 sonrası bu hedef için 2000 yılını belirleyen PKK, Öcalan’ın 1999’da yakalanmasıyla ‘Bağımsız Devlet’ projesinden vazgeçerek, demokratik özerklik ve KCK yapılanmalarını gündeme taşıdı. 13. Kongre’sini 16-22 Mayıs 2007’de gerçekleştiren örgüt Öcalan’ın avukatları aracılığıyla önerdiği yasama, yürütme ve yargı organlarıyla bir nevi devlet örgütlenmesi olan Komala Civaka Kürdistan (KCK) yapılanmasını kurdu. Ve dahası da KCK bir buzdağı. Abdullah Öcalan'ın "Demokratik özerklik" önerisinin çok ama çok ötesine geçen bir proje. Sanki devlet içinde devlet örgütlenmesi. Yasama organı, yani parlamentosu var; yürütme kurulu, yani hükümeti var; yargı organı, yani mahkemeleri var. Şamil Tayyar'ın kitabında; MİT'in PKK'yı kurduğu tarihte siyasi Kürt hareketleri daha çok radikal sol hareketler içinde kümelenmişti. 70’lerin sonlarına doğru Kawa gibi, Rızgari gibi bağımsız Kürt hareketleri çıkmaya başladı. O günün şartlarında devlet bu örgütleri tehdit gibi görüyordu. Komünizm korkusu vardı. Bunu enterne etmek için bir örgüt kurdular. Bu örgüt, PKK idi. Bu aslında CIA ve Mossad’ın denediği yöntemlerden biridir. Hamas da El-Fetih’e karşı kurdurulmuştu, El-Kaide de böyle kurulmuştu. İkisinin de gerisinde Amerika ve İsrail’i görürsünüz. Ama zaman içinde bu örgütler kontrolden çıkarlar ve o ülkeyle çatışmaya girerler. Türkiye’de de benzer bir PKK tecrübesi var. Diğer örgütleri yok etmek adına PKK kurduruldu. Türkiye üzerinde hesabı olan her ülke, başta terör olmak üzere her enstrümanı kullanmak isteyecektir. Ayrıca Türkiye’nin yer alacağı pozisyon küresel oyundaki oyuncuların taraflarını da ciddi şekilde etkileyecektir. Onun için bütün oyuncular Türkiye’yi ya etkisizleştirmek ya da kendi saflarına çekmek isteyeceklerdir. Onun için de Türkiye üzerindeki bu oyunlar asla bitmez. PKK tümden ortadan kaldırılabilse bile bizi asla sıfır terörle, kendi halimize bırakmazlar. Onun için bizim bir miktar bu oyunlarla da birlikte oynamayı öğrenmemiz gerekiyor. 1984’de nasıl ASALA tasfiye edilip yerine PKK ikame edildiyse yine aynı şey olacak. Ya başka bir terör örgütü ya da yeni çatışma alanları ikame edeceklerdir. Geçmişte Alevi-Sünni, laik-anti laik, Türk-Kürt çatışmasını körüklemek için birçok hareketleri kullandılar. Türkiye’nin çok kırılgan bir toplumsal dokusu var. Osmanlı bakiyesi üzerine inşa edildik, birleşme yerlerimizi bilen ulusal ve uluslar arası güç odakları bunlar üzerinde oyunlar oynanabiliyor, sürekli jilet atıyor, kanatıyorlar. Ama Türkiye, Ergenekon ve Balyoz mücadele sürecinde bu oyunların perde gerisine dair çok açıklayıcı bilgilere sahip oldu, artık eskisi gibi oyuna gelmiyor. Daha araştırmacı sorgulayıcı bir kitle oluşmaya başladı. Eskiden sağcı ve solcu kavgası yaratıp Uğur Mumcu öldürüldüğünde, onu sağcıların öldürdüğü havası yaratıyor, başarılı da oluyorlardı. Ama artık bu mümkün olmuyor. Olmadığı için de çatışmaları derinleştirmeye çalışıyorlar.
Doğu ve güneydoğuda PKK vesayeti var, özgür düşünce, özgür ifade gelişmiyor. O nedenle orada diğer bölgelerdeki gibi bir uyanış olmuyor. Bu PKK vesayetinin kırılması lazım. Orada entelektüeli, siyasetçisi, aydını da vatandaşlarımız da maalesef özgür değil. Orada özgür oy kullanmak mümkün olsa iddia ediyorum BDP’nin oyu yüzde 1’i bile geçmez. PKK’nın hedeflerinden biri her Kürt ailesinden bir ceset çıkmasıdır. Eğer bunu başarabilirse bölgeyle örgüt arasında daha güçlü bir duygusal bağ kurulabileceğini ya da kurulan bağın daha güçlenebileceğini düşünüyorlar. Haklı olarak ailesinde hayatını kaybeden bir genç olduğunda, annesi babası yakınları onun acısı ve öfkesi üzerinden devlete bir düşmanlık besleyebiliyorlar.
Kitapta Öcalan’ın kimliği ve görüşleriyle ilgili de bilgiler veriliyor. Öcalan, Şanlıurfa’nın Ömerli köyünden Ankara’ya uzanan ilk gençlik yıllarında muhafazakâr biriydi. Hatta 1966-1969 yılları arasındaki lise döneminde Necip Fazıl Kısakürek’in konferanslarına gider, Maltepe Camii’nde namaz kılardı. Mahir Sayın ise ‘Erkeği Öldürmek’ kitabında Öcalan’ın 1969 yılında Yargıtay Başkanı İmran Öktem’in cenaze namazının kılınmasını istemeyen Büyük Doğu yanlısı sağcı grupların içinde olduğunu iddia ediyor. Kitapta ilgi çeken iddialardan biri de Öcalan’ın o yıllarda MİT’e bağlı olduğu söylenen bir ajansta ofis-boyluk yapıyor olması.
1971 yılındaki 12 Mart muhtırasının ardından Öcalan eylemlerde sık sık gözükmeye başladı. Mahir Çayan’ın Niksar Kızıldere’de öldürülmesi, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının tutuklanması üzerine üniversitedeki boykota katıldı ve 8 Nisan 1972’de gözaltına alındı. Gözaltı olayının ardından yaşanan yargılama süreci de Öcalan’ın derin devletle bağlantılarının dayanaklarından biri olarak gösteriliyor. O dönemde sadece 3 ay hapis yattı. Son sekiz yılda Türkiye, Kürt meselesinin çözülmesi konusunda çok önemli işler yaptı. Devamı planlanıyor, başta anayasa değişikliği olmak üzere. Özellikle PKK ile bağlantılı derin unsurlar ve uluslararası güçlerle bağlı bir takım şer odaklarının deşifre edilmesiyle Kürt meselesinde çözüm umutlarının arttığını söyleyebiliriz.
ibezgi (ibrahim koçman) tarafından 15.11.2011 17:29:32 tarihinde eklendi ve 122 gösterildi.
|
ozanAli (17.11.2011 20:01:06)
emet en azından umutların arttığını umut etmeye başladık
|
|
|
|
(Yönetici)
|
Zeynep (15.11.2011 20:44:59)
Günceli yakalayan yazınızı tebrik ediyorum.
| Bu yoruma 1 cevap yazılmış. |
|
• ibezgi (16.11.2011 18:14:36)
Teşekkür ediyorum. Selam ve saygılarımla..
|
|
|
|
|
|
Esere ait bilgiler:
Kayıt tarihi:
15.11.2011
Okunma:
122
Yazara ait bilgiler:
ibezgi
(ibrahim koçman)
|