BİR FİNCAN KAHVE
Geçenlerde bir arkadaşımdan mesaj aldım ve beni düşündürdü. Seninle 1971 de içdiğimiz kahvenin hükmü kalmamıştır. Çünkü bir kahvenin kırk yıldır hatırı vardır. Yeniden kırk yıl için kahve içmemiz lazım diye. Gerçekten bir kahvenin kırk yıl hatırı varmıdır?
Bu söz kendiliğnden olmamıştır hikayesi vardır. Vaktiyle istanbul'da yemiş iskelesi'nde kahvecilik yapan ve başından türlü maceralar geçtikten sonra âmâ düşen bir adamdan alınan hikaye. Bu adamın bir gün kahvehanesine bir yeniçeri gelip, –Hey arkadaş! hep müşterilerine birer kahve yap, lakin şu kafire yapma! demiş. kafir dediği de bir köşede oturup nargile içen bir rum gemi kaptanı imiş. Ama, hiç süphesiz ki o zaman gözü açık, birer kahve yapıp vermiş. en sonra da iki kahve yapıp : –Kaptan, biz de seninle içelim; diye rum müşterinin yanına oturmus. yeniçeri, –Heeyy! ben sana o kafire kahve yapma diye tembih etmedim mi? diyince kahveci de, –Kaptana yaptığım kahve senden değil, ocaktandır ağa! cevabını vermiş.
Aradan zaman geçmiş. sisam adasında büyük bir isyan baş göstermiş. kahveci de yeniçeri ocağında kayıtlı asker olduğu için adaya sevk edilmiş. Askerin arasında suyu bulduğuna göre sisam'da asi olan rumlar, ele geçirdikleri Türk esirleri bir meydanda müzayede ile satarlar, arttırıp alan da hemen boğazlayıp kesermiş. müzayede ile esir satmaktan kasıtları da, isyan hareketini beslemek için bir nevi yardım toplamakmış. Gün gelmiş, yemiş iskelesi'nin kahvecisi de Rum'ların eline esir düşmüş ve diğer esirlerle birlikte o meydanda satışa çıkarılmış. İstekliler kaç kişi ise karşılarına dizilmişler, bekleşirlermiş. O sırada tepeden tırnağa silahlı bir Rum gelmiş. Bunları gözden geçirdikten sonra bir iskemleye oturmuş. Müzayede de başlamış. İlk, bir paradan başlarlarmış. Bir can da beş paraya, on paraya kadar çıkarmış. sıra kahveciye gelince iskemlede oturan o silahlı adam yekden, –Beş kuruş! diye bağırmış. Arttıran olmayınca da esiri alıp bir muhafız nezareti altında şehirden çıkarmış. Zavallı kahveci, "beni beş kuruşa aldığına göre kimbilir ne gibi iskencelerle öldürecek." diye düşünürken, ıssız bir yerde o silahlı Rum : –Korkma, demiş, sen beni tanımadın ama ben seni tanıdım. Hani bir yeniçeri bana hakaret ettigi zaman sen onu dinlemeyip bana kahve ikram eden yemis iskelesi'ndeki kahveci değil misin? Kucaklasıp öpüşmüşler.
Bir fincan kahvenin hatırını sayanlardır ki asi de olsa, saki de olsa mert adamdır.
Kahvenin hikayesi bu ama şimdi bir fincan kahve içersen aynı duyguları yaşayabiliyormuyuz. Sen hiç kahve içmiyorsun galiba, aklına gelmediğime göre diyerek latife edenler oluyor.
Kahve içilirken size yanında bir bardakta su verirler. Bunun manası nedir dediğimizde farklı görüşler sunulur. Türk kahvesi diye boşa dememişler gerçekten çok manidar özelliği vardır bu suyun. Size bir misafir geldiğinde ona hemen bir kahve ikram edilir sade, orta yada şekerli. Yanına bir barak su konulur. Misafir eğer aç ise önce suyu içermiş. Böylece misafirin aç olduğunu anlarmış ev sahibi. Eğer tok ise kahveyi içer sonra suyu içermiş. Ne güzel bir gelenek insanların birbirini anlamaları için.
Başka bir hikayesi ise bu kahve padişahlar zamanında kahvenin makbulu demir cezvede tek kişilik yapılanıymış, lezzeti daha iyi olurmuş. Padişahın kahvesi tek yapımlık olunca onun zehirli olup olmadığını anlamak için yemeklerini tadan çeşnicibaşılar içemezmiş. Padişah kahveye parmağını bandırıp kahvenin yanında gelen suya sokarmış. Kahvenin suyun içindeki dağılımına göre zehirli oldup olmadığını anlarmış.
Paylaşımların, dostlukların, beraber yemenin, içmenin, anıları paylaşmanın, dar zamanlarda destek olmanın, güzel zamanlarda yanında olmanın, bu sebeplerden dolayı karşılıklı bir “hatır” oluşmasının kıymeti hala, her şeye rağmen büyüktür. Ekranların arkasına saklanan, daha doğrusu egolarımızı, yalnızlıklarımızı, kırgınlıklarımızı saklayan bizde. Saklanıyoruz bu camların arkasına, çünkü biliyoruz ki hiçbir saldırı bize buradan ulaşamaz, cam bizi korur nasılsa; ya da istersek hemen kaçıveririz. Herkes kahvesini hem yalnız içer , hem de iletişim kurar aynı zamanda. Ama şunu unuturuz ki beraber içilmeyen kahve “hatır” da meydana getirmez asla..
Dostlukları tüketiyoruz, hemen yeni arkadaşlıklara geçiyoruz, duyguları tüketiyoruz yepyeni duygular yaratıyoruz, aşkları zaten hemencecik bitiriyoruz, hatta kendimizi bile tüketiyoruz, yepyeni “ben” ler ediniyoruz kendimize. Kahve Yemen'den gelir diye Türküsünü söylerken neler hissediyorsunuz?
Türk kahvesinin yerine 3'ü birarada, 2'si birarada, capicinolar çıkmış. Çok az sayıda bile olsa “hal hatır, vefa bilen” insanları etrafımızda görmek güzel. Sayıları azalsa bile yaş ilerledikçe de kahveler daha lezzetli, gerçek paylaşımlar daha değerli, hatırlar da daha büyük oluyor. Kırk yıllık hatıralar olmasa da o günlerin sadeliğini ve güzelliklerini düşünmekte insanı mutlu ediyor.
ibezgi (ibrahim koçman) tarafından 04.10.2011 11:12:49 tarihinde eklendi ve 127 gösterildi.
|
Esere ait bilgiler:
Kayıt tarihi:
04.10.2011
Okunma:
127
Yazara ait bilgiler:
ibezgi
(ibrahim koçman)
|