ÇİÇEK
öykü- ÇİÇEK-
Gece lambasının iç yüzeyindeki is, Hayatını böyle karartacağım dercesine silmeydi. Köy evinde gözlerden uzak, konuk olmanın ayrıcalığı ile pamuk döşek serilmişti altıma. Aracım dağ başında bozulduğunda cep çekmiyordu. Zifiri yalnızlığımı uzaktan gelen köpek havlamalarıyla paylaşıyordum. Kaçışımın ilk durağında çok korkacağımı söylediklerinde, Ölümü kucaklamaya gidiyorum, ürkmem. Kaleme şut bile gelmez demiştim. Traktör hem tek servetimi hem hayatımı soğuktan korumaya aldığında ‘Köpeoğlu şanssız olduğunu söyler durursun, dört ayaküstüne düşerken seyret kendini’ diyordum. Karnımı muhtarın gönderdikleriyle doyurdum. Tek eksiğim televizyon, demli bir çay, birde rüyalarımdı. Nereden geliyorsun oğul, diyen kurtarıcıma Meçhulden geliyorum baba demiştim. Nereye gittiğimi sorduğunda Meçhule dedim. Lanet olası kaderimin tokatı ara vermek bilmiyorda. Bu defa dağ başında buldu ensemi. Buradayım gördüğün gibi. Niresi burası? Boz dağın en yüksek köyündesin. Yukarı çilek derler buraya. Ana yoldan çok uzaktaydın oğul. Edremit e sapmalıyken vurmuşsun yukarı. İçimden tanrımı özlemişim baba. Çıkayım huzuruna dediydim, dedim. Kalın yorganın içine gömülüp penceremden gökyüzünü seyrederken o yanımdaydı.Hırstan burnumun direği sızlıyordu. Çiçek, neredesin çiçek? Aptal yanımın diline bez bağlayayım iyimi. Onun nerede olduğunu ben biliyorum. Ben neredeyim. Ben,benim nerede olduğumu biliyormuydum? Bir dağ köyündeyim. Sınırlarını çizemediğim döngü hele bir sabah olsun derken, bilinmezi açıklayacak sözüm yoktu. Bana, git dediğinde galaksiyi terkettim. Geride bıraktığım tek o değildi. Doğumumu sorgulayandı annem. Seni doğuracağıma taş doğursaydım diyen bir dekan, fakültenin patronuydu. şeytana tapan oğluna lanetler yağdırdı son on yıldır. Sense, seninle sevgimin dokunduğu her şeyde yılan kadar soğuktun. Özellikle kalbin,o lanet kalp. Daha dün parmaklarımın sevincini paylaşıyordu yüreğim.Bugün, gözlerinin hiddetine yalvarırken, sen sürekli git dedin. Seni sevmiyorum, beni etkilemiyorsun artık. Bitti anlıyormusun? Yaşandı ve bitti. Kimseye kaderimsin deme hakkın yok. Kimseye sen yoksan, yokum diyemezsin. O günler geçmişte kaldı. Işık, gölgesini satın alıp kalbimizi yakıp kül etti, anla artık demiştin. Etten kemikten değildim artık. Sesimi duyduğunda boğulduğunu o kadar güzel hissettirdin ki, senden önce boğulmayı denedim, senden önce nefrete sevgi ile yer değiştirmesini önerdim. Kaybeden bir insanın yatağında kurumuş çayda ölüme atlayan balıktan farkının olmadığını sen örnekledin. Beni eksilten ilişkimiz değil bendim… Tıpkı seni eksiltenin senin olman gibi. Bizdeki sevda değildi Garip. Bizdeki, neden karşıma çıktın sorusunun sığınmada kullanılmasıydı. Zaman yazılı metin değildir Garip. Bizdeki dediğin ölçekli yaşam haritası olsa ne yazar. Kum tanesinin tadını unutan denizzadeyiz biz. Dalgalara yenildik, yağmursuzluğa yenildik, nefretin taşınma oranına yenildik, güce yenildik Garip biz… Hayatımda ilk defa kaybedersem sorusunu sorduğumda diken dikendim. Onun başka bir erkeğin kollarında olabileceğini düşünmek. O erkek varmı ki ben yokum tartışması bitiremediğim kavgaların üretilmesinde pusulasız kalmanın gerekçesi savunulamıyordu artık. Sınav stresi dediğim kamp sürecinde yalnızlığımı sorgularken bunu yaşamamın bana katkısını görmeye çalışıyorum. Ayrılık şarttı demek kavuşmamızın meşruluğu için zemin yoklaması sayılmıyormuydu? O benden asla ayrılamaz savı o kadar hâkimdi ki, hazinemin tüketilip bitirilemeyeceği hususunda fanatik savunmalar üretebilmiştim. Zaaflar, yetmezliğin derine gömülmesidir dediğimde seni tamamen kaybetmiştim. Bunu kabul etmem hem kolay olmuştu hem de iç dengeler hususunda hala mücadelesini verdiğim için aleyhimde canımı yakan tek silahtı. Hani benim psikologum olacaktın? Hayatıma dahil olman için ürettiğim ilk cümlede gerekliliğinin kaçınılmazlığını savunmuştum.Gözlerim hep kal demeyi akıl etmişmiydi o an. Ve mavi renk için yanıp tutuşan titremelerimi gizleyemediğimi hissettirmişmiydim? Onun soğukkanlılığı etkilemişti beni. Senin benim yardımıma ihtiyacın yok, iyi görünüyorsun demişti. Telefonumu bir kâğıda yazıp önüne koyduğumdan beş gün sonra beni aradığında kadın hayatımdaydı. İlk buluşmamızda kadının varlığınıitiraf ettim. Bir sevgilim var, demekle dürüstlüğümü kabul ettirdikten sonra, seni hayatımda istiyorum dedim. Evlilik, kıskançlık ve sahiplenme olmasın. Dostluğunu istiyorum. Seni istiyorum. İzin ver bu güzellik hayatımın içinde kalsın demiştim. Bir hafta tanıdın bana Koşa koşa senden önce var olana kararımı ilettim. Yoksun dedim ona. Ben âşık oldum. Onu hayatımın kadını olarak istiyorum dedim. Yetinmedim, boşanmadığım eşime ben âşık oldum. Bu gece beni dinle dediğimde, Saçmalıyorsun demişti. Hala senin karınım. Sen geri döneceğim diye çıktın bu evden. Yalnız kalmak istediğini söylediğin için çocuklarımız onay verdi gidişine. Şimdi de karşıma geçmiş, sırıtarak benim arkadaşım değilmisin bunu paylaşmak istiyorum seninle diyerek ummana haykırıyorsun saçmalığını demişti eşim. Çok tatlıydım ama, öyle masum ve çocuksu bakmıştım ki gözlerine. Ateşler ormanı kavurmaya yeterken bile bu gece lütfen dinle beni diyordum.
Ezan sesi teslim ol artık diyerek gözlerimi yummamı beslediğinde direnmedim.
SÜRECEK
czasker (suat çetiner) tarafından 10.09.2011 13:16:46 tarihinde eklendi ve 72 gösterildi.
|
ozlem (17.09.2011 20:39:01)
Hafta yazarımızı kutlarım.
|
|
|
|
|
Esere ait bilgiler:
Kayıt tarihi:
10.09.2011
Okunma:
72
Yazara ait bilgiler:
czasker
(suat çetiner)
|