AŞIK OLMAK MI!
Tanıdığın birine aşık olmak mı daha zor, yoksa aşık olduğun kişiyi tanımak mı? Eğer insanın içinde bir özgürlük varsa aşık olması daha kolaydır. Ve aşık olduğun insan sendeki tüm negatifleri alır, etrafına yardım edersin.
Aşk, yeryüzünde en büyülü sözlerin söylendiği kelimedir. Aşk’ın muhatapları değişiktir. Bu muhatapların en önde geleni erkek için kadın, kadın için ise erkektir. Ne zaman söylense yüreği ürpermeyen, kalbinin en derin yerinde sızı hissetmeyen yoktur. Kendi ruhunun devinime geçtiği, duyguların en coşkun ve kontrol edilemez hale geldiği, tanımların, sınırların ötesine geçtiği, akıl’ın anlamakta ve yönlendirmekte etkisiz kaldığı bir süreçtir. Aşkta aşırılık vardır.
Bütün insanlar aslında aşık olmaktan korkarlar. Negatif insanlar, aşık olduğu kişinin tahsiline, kültürüne, boyuna, posuna önem verirler. Şekle önem veren değil içselliğe önem veren gerçek aşkı yakalar. Gerçek aşkta korku yoktur, sorgulamaz. O gün geldiğinde kaçamazsın, seni esir alır. Aslında sadece o kişiye değil aynı zamanda dünyaya da aşık oluyorsunuz. Çünkü onunla hayatı daha güzel yaşamayı, dünyayı daha çok sevmeye başlıyorsunuz.
Yeni âşık olmuş ve aşkına karşılık bulmuş mutlu insanı ele alalım. Gözümde şöyle bir resim canlanıyor: Gününü sevgilisine göre planlayan; sevdiğinin sesini günde elli kere duymazsa ölecek hastalığına kapılan, âşık olduğunda kız arkadaşına göre zevkleri değişen; aşkı dışında hiçbir şey umurunda olmayan bir sevgi kelebeği.
Fakat; herkes için aynı değildir aşk'ın verdiği his. Aşk kimine göre tutku, kimine göre bağımlılık, kimine göre ise; bir tür hastalık. Çoğu bende aşık oldum diye geçinip gider. Kimi her gördüğüne aşık olur, kimi bir gördüğüne. Her gördüğüne aşık olan kişinin hali o benim olsun, bu benim olsun sendromudur.
Evlilik kurumunu değil, kadın erkek ilişkilerini, kadın ile erkeğin arasındaki aşkın hallerine bakacak olursak aşık olduğumuzda ne gibi değişiklikler yaşıyorsunuz? Yoğun bir duygu, heyecan, adrenalin, rahat, huzur duyuyorsanız gerçekten aşıksınız.
Her gördüğüne aşık olan insanlar var. Bu, ne kadar mümkün? Bir insan aynı anda iki kişiyi sevebilir mi? İnsanlar her seferinde birine aşık olur. Çünkü birinde yoğun bir duygu yaşamak, diğerlerine olan duyguyu geriye atar.
Gördüğün birine aşık olursun ve aşık olduğun kişiyi görmek istersin. Yani aşık olduğu kişiyi görmek istediği hale getirmek ister. Evliliktede bu böyledir. Evliliğe dönüşen aşk ilişkileri çoğunlukla sorunludur. Evlenmeden önceki duygusal yoğunluğu bulmayan eşler aşkları onlar için zindan dönüşecektir. Bazıları da “Ömür Boyu Aşk” üzerine insanların ilişkilerini devam ettirebileceğini ileri sürerler. Halbuki çok az istisnası olan bu süreç için ilişkiler insanüstü zemine kaydırılmaktadır. Sürekli diziler, sinema, basın ve efsaneler üzerinden bu tür ilişkiyi sürdürmek ve görmek isteyen eşler her defasında derin hayal kırıklıkları onları bulacaktır. Eşinin kendisine ait olduğunu düşünüp onu istediği gibi yönlendirme çabaları da evliliği yıkma aşamasına getirir.
Aslında aşk aradığını bulmak olduğundan önceden tanıdığınız ama aşık olmadığınız birisinde zamanla aradığınız objeleri bulduğunuzda aşık oluverirsiniz. Bunda en önemli etken duygusal boşluklarınızın olmasıdır. Aşık olan insan aldanabilir. İlk anda fiziksel bir çekim yaşadığınızda içinizde duygu fırtınası eser. Ancak bir süre sonra davranış ve huylarını gördüğünde bu aşkı haketmediğine karar verirsiniz. Burada aslında aşk yoktur aşkı aramak vardır.
İnsanın 18 yaşındaki duygu durumuyla, 38 yaşındaki hali farklıdır. Deli fişek aşklar, göz karartan sevdalar yerini güven duygusunun hakim olduğu sevgilere bırakır. Her yaşta aşık olunsa bile, bunun biçimi değişebilir. Belki de erişkin dönemde hedeflenen; gerçek aşkı bulmak değil, gerçek sevgiyi bulmak olmalı. Sevgi, aşktan çok daha kalıcı bir duygu. Eğer yaşadığınız aşkı sevgiye çevirmeyi başarabilirseniz, ilişkinizin ömrü çok daha uzun olur.
Zülfü Livaneli’nin Mutluluk adlı romanından Abdullah Oğuz tarafından uyarlanmış bir Türk filmi olan “Mutluluk”, insanların hayatlarında önlerine konan alternatifler ve yaptıkları seçimler üzerine. Meryem, Anadolu’nun bir köyünde tecavüze uğradığında, ailenin namusunu temizlemek üzere kuzeni Cemal tarafından öldürülmesine karar verilir. Cemal ile Meryem beraber büyümüştür. Şehre giderken Cemal yapamayacağını hissetse de şehirde adamakıllı karar verir, Meryem’i öldürmeyecek ve beraber kaçacaklardır. Yolda İrfan ile karşılaşırlar. İrfan, yürümeyen evliliğinden ve bıktığı işinden kaçarcasına ardında bir mektup bırakarak teknesiyle Ege’ye açılmış bir emekli akademisyendir. Teknesinde yalnız yaşamakta zorlandığından Meryem ve Cemal’e rastlayınca, onlara güvenip işe alır. İrfan, Cemal ile Meryem arasında garip bir ilişki olduğunu sezer ama sesini çıkarmaz. Üçlünün arasında kötü günde karşılaşanların arasında başlayan cinsten, hızlı geliştiği kadar samimi bir dostluk başlar. Farklı kültürlerden geldiklerini kabul edip birbirlerini anlamaya çalışırlar. Cemal, Meryem’e aşkını önce itiraf edemez ve Meryem’i İrfan’dan kıskanır, büyük bir kavgaya tutuşurlar ama sonra hatasını anlar. İrfan, okumuş yazmışlığının ve yaşının verdiği olgunlukla Cemal’i affeder.
Her insanın bir hayat hikayesi vardır. Küçük yaşta sevgi yaşayanların büyük derdi olurmuş derler. Törelerin olduğu yerde aşık olamazsınız, duygunuzu yaşayamazsınız. Eğer gerçekten aşık olmuşsanız yukarıdaki hikayeye hazır olun.
ibezgi (ibrahim koçman) tarafından 28.08.2011 22:36:42 tarihinde eklendi ve 172 gösterildi.
(Yönetici)
|
Zeynep (29.08.2011 00:12:36)
Konuları işleyişinize ve anlatımınıza tebrikler sayın Koçman. Beğeniyle okuyorum.
| Bu yoruma 1 cevap yazılmış. |
|
• ibezgi (29.08.2011 14:39:28)
Teşekkür ederim Zeynep Hn. Selam ve saygılarımla..
|
|
|
|
|
|
Esere ait bilgiler:
Kayıt tarihi:
28.08.2011
Okunma:
172
Yazara ait bilgiler:
ibezgi
(ibrahim koçman)
|