İNSAN YAŞAYARAK ÖĞRENİR KİBRİT GİBİ KIRILMAYI
Batmak bir deryanın en derinine ve girdaba düşmek kendi belleğinde... Hatta yıkanmak ellerinde şiirin... Dizelerin natırlığın da, hamam sefasına meyletmek… Kim bilir belki de arınmaktır gecenin ay, ay bakan gözlerinde... Kurtulmak tüm ıslaklıklardan yakamozun kadifeliğinde…
Almak hava’ca...
Vermek toprak’ça...
Arındırmak su’ca...
Kırılmak belki de bir buz dağının kopan dev parçasında... Yazmak, parmak arası düşleri ve yazmak gamze düşüren o sessiz içten gülüşleri... Avutmak çocuk yanını... Kucaklamak ömrüne devir, devir vuran hüzün kokulu yanını... Saklanmak; Bitmek bilmeyen gecelere yoldaş niyetine ve içini dökmek ellenmemiş ham dizelere...
Bilmek, KENDİNLE HASBİHAL ‘ne dört olur ne de dert’... Ağlamaksa eğer asıl murat edilen, ’ay düşerken sularımıza’ kendimize gelmek, yakamozun dalga kıran tokadıyla... Kendime cezaydı kaçamak bakışlarım ve kendime c/ezaydı ağrılı sevişlerim... Körpeliği bilmeden köhne yalnızlıklardı kucağıma düşen...
Mavilerde yaşamaktı bir ömrü, paslanmış duygulardan arınarak... Basından tizine akıntılarıma perde, perde eklenirdi sesin... Ve billurlaşırdı, iliklerime kadar ürperten titreyişlerim…
Yıldızlara eklediğin gözlerinden umut huzmelerini dererdim. Samanyolu’na koşardı seni arayan bakışlarım... Ölümcüllüğünde yokluklar yaşatırdı geçmişin pintiliği... Asiliğe fark atıştı, seni iki kaşın arasına ellerimle çivilemek... Hangi duvara gölge düşmeliydik? Ve hangi duvarın diplerinde sabırsızca beklemeliydik?
Aşkı kızağa çekemeyeceksek, hangi hazanı ve hüznü azıya almalıydık? Lamekanın dar alanında köşe kapmaca oynarken çocuk yanlarımız, hangi köhneliklerden sit alanımıza dönmeliydik? Ya da, ümitlerimizin çelimsizliğine fark mı, çelme mi atmalıydık?
Belki de yıkmalıydık tabularımızı, yıkıntılar altında kalmaktan korkmadan… Derya da vurgun yemek yerine, basite mi indirgemeliydik sevmeyi, aşkın çılgınlıklarına ‘evet’ deyip anlara esir düşerek…
Bir nefeslik saltanatı kar sayıp, kulak mı tıkamalıydık elimizden kayıp gidenlerin seslerine… Ve tuz gözüyle mi bakmalıydık, avucumuzda kırıntıdan ibaret kalanlara… Demir atamadığımız yarınlara, hangi yüzle yelken açamalıydık?..
Silemeyeceksek alnımızdan yazgının izlerini, kendimizden başlatmalıydık n/iyenin fetretini... Kendimize hicret edercesine...
Ayrılıklar, yıkılmış hayaller, çöpe atılmış umutlar ve yalnızlık… Bunları nereden mi biliyorum?
*** İnsan yaşayarak öğrenir, kibrit gibi kırılmayı… ***
Okuyan gözlere, gönüllere saygı ve sevgilerimle.
HÜZÜN ŞAİRİ; NİĞMET YILDIZ
Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Hüzün Şairi (Niğmet Yıldız) tarafından 09.04.2011 12:59:39 tarihinde eklendi ve 367 gösterildi.
|
Selim ADIM (26.04.2011 11:36:39)
Hüzün Şairi..kaleminiz güçlü ve etkili...devami yazı ve şiirlerinizde buluşmak dleğiyle..selam ve hürmet ile
| Bu yoruma 1 cevap yazılmış. |
|
|
|
|
(Yönetici)
|
Zeynep (10.04.2011 00:19:27)
Güzel bir şiir okuttunuz. Daim olsun.
| Bu yoruma 1 cevap yazılmış. |
|
|
|
|
|
Buğrayiğit (09.04.2011 22:54:39)
Tebrik ederim Nimet bacım.
| Bu yoruma 1 cevap yazılmış. |
|
• Hüzün Şairi (09.04.2011 23:35:51)
çok teşekkür ediyorum, Buğrayiğit kardeşim.saygılar
|
|
|
|
|
|
ozanAli (09.04.2011 17:29:05)
şiir ahenginde bir şaheser okudum yazarlar ailesine şerf verdiniz yüregin var ola paşandökene selamlar
| Bu yoruma 1 cevap yazılmış. |
|
• Hüzün Şairi (09.04.2011 17:42:50)
Ve aleyküm selam.Hoş buldum...
yorumunuz adına teşşekkür ediyorum saygılar.
|
|
|
|
|
|
Esere ait bilgiler:
Kayıt tarihi:
09.04.2011
Okunma:
367
Yazara ait bilgiler:
Hüzün Şairi
(Niğmet Yıldız)
|