E-mail adresiniz: Şifreniz: Beni hatırla   » Yeni üye olmak istiyorum » Şifremi unuttum

ULU ÇINARIN TÜRKÜSÜ






[ 17 Eylül 1176 MİRYOKAFALON ZAFERİ’mizin Anadolu’nun ebedî Türk yurdu olmasını kesinleştiren Barış antlaşması 21 Eylül 1176 da bir Cuma günü imzalanmıştı. ISPARTA ilimizin YALVAÇ ve GELENDOST ilçelerinin dağ geçitleri ve ovalarında sürdürülen o savaşın şehitleri, olanca dirilikleriyle bugün aramızda bizim bilemeyeceğimiz bir şekilde bâzen de cismen görünerek yaşıyorlar. Buna dair binlerce menkıbe derlenebilir ki, birine bu fakir bizzat tanık olmuştur.

ULU ÇINARIN TÜRKÜSÜ o zaferin ve ölümsüz şehitlerinin anısına büyük Türk Milleti’ne armağan olsun. ]



Her an uyanıktı
Ve rüzgârlıydı yaprakları,
Gözlerdi, dinlerdi yolları,
Taa uzakları...


Türküsünü söylerdi geçmişten geleceğe
Efil-efil nağmelerle dal,dal,
Gökyüzünü bağrına basardı
Kucakları..


Çok gün görmüştü:
Yaşayan ölüleri,
Ekmeğe uzanmış nasırlı elleri,
Savaşları, barışları,
Düğün, dernek, yarışları,
Kahramanları,
Efsane geceleri,
Büyük yangınların dumanında
Alev kusan sıcakları,
Kor kesilen gönülleri
Ve nice sönen ocakları …


Bir derenin kenarında
Filiz verdiği ilk günlerdi,
O izzetli büyük hükümdar,
Kılıç kavrayan güçlü parmaklarıyla
Okşayıp sevmişti nârin dallarını;
Bu duygulu arslan pençelerini,
Balki de öpmüştü
Çınarın çocuk dudakları...


Yanı başından
Şahinlerce döne,döne,
Mızrakları tuğlu,
Yayları burgulu
Atlılar gelip geçiyordu dörtnal;
Selçuklu’nun gözde gâzileri
Bağıllı, Sücüllü süvarileri,
İnsanüstü bir gayretle savunuyorlardı,
Kurak geçen yazın sızlamasında
Şerha, şerha çatlayan toprakları …


Ve çelik tolgalarından yarınlar şavkıyordu;
Azgın haçlı sürülerine karşı birileri,
Varoluşun destânını yazıyordu;
Islık çalan oklarla doluydu
Sadakları...


Dünyanın en büyük orduları yığılmıştı,
Gelende ve Arıncak ovalarına;
Dört bir yanda kavga tütüyordu;
Kan kokusu sarmıştı Sultandağları’nı;
Kurt kapanına çekilmişti haçlılar;
Başına döner olmuştu bu kez,
Bizans’ın dünyaca meşhur
O kancık tuzakları…


Esrimişti bir kere çınar,
Büyük muştular yürümekteydi
Elceğiz yapraklarına;
Biraz ilerisinde
Kurulan görkemli otağında
Dikelmiş bekliyordu, İkinci Kılıçarslan;
Uzaktan bir toz bulutu kalksa
Sesi kılıç gibi kesiyor,
Arslan gibi kükrüyordu:
"Şu gelen atlı mıdır?
Hele sorun, hele sorun
Bağdatlı mıdır?"
Hemen o yöne doğru
At sürüyordu ulakları...


Beklenenlerin geldiği gündü,
Bekleyenlerin coştuğu,
Dalgalandığı gündü
Ve dal filiz çınarın
Yeni,yeni sevdâlandığı gündü;
Bu sevdânın nağmesiyle ürpermişti
Kökleri, budakları...


Türklüğün varolmak uğraşına,
Halife El Mustaza’nın
İslam Ülkelerinden derlediği
Ve cihâda yeminli gönderdiği,
Destek kuvvetleriydi gelenler;
Bu kavuşmayla kavil-karar verdi,
Kavim- gardaş oldu yürekler;
Tekbirlerle inledi dağ taş;
Fîsebîlillah kendi canlarıydı
Bir zafer vaktine adakları...


Şehitler Geçidi’nden Türk Boğazı’na,
Kayı Düzlüğü’nden Canlar Çukuru’na
Kapakladılar altıyüzbinlik haçlı ordusunu
Ve tarihin en büyük mezarını kazdılar
Tozu-kan Ovasına …


Yıl binyüzyetmişaltı, Eylül’ün onyedisi
Günlerden Pazartesi,
Kavuklular Beli’nde Emir Ulamış
Teslim aldı Manuel Kommenos’u da
Aşkar bir katıra bindirip gezdirdi,
Can harmanında kana belenmiş
Savaş meydanlarını;
Kızıkbağları’nda Makradukas’ın
Savaşa olabildiğince muhâlif duran,
O bilge komutanının,
Görünce kesilmiş kızıl başını,
İmparator bin pişman, af dileyen sözlerle
Canhıraş, feryat, figan,
Çığlıklar atarak katırdan düştü;
" Bunu asıl ben hak etmiştim
Zafer Türk’ün " diyerek, miğferini döndürdü;
Tam bu esnâda,
Can çekişen bir Fransız şövalye,
Yakasına sarılıp,
Olanca nefretiyle yüzüne tükürdü …


Karamık Beli’nden Eğerim Bükü’ne,
Kırkbaş Türbeleri’nden Şehitler Tepesi’ne,
Akçay’dan Doğanbey Çayırı’na,
Bozdağlar’dan Gavuruçtuğu’na,
Gelincik Ana’dan Anamaslar’a,
Binşehitler’den Erenler Gölüne,
Enes Denizi’nden Emir Mende’ye,
Altıkapı girişinden Kut-İrnek yokuşuna,
Gülümerenleri’nden Uzunölüler’e
Her karış toprağında bir şehit hatırası …
Ulu çınarda yaşar o miraç manzarası …


Bağdat’tan Fidyânı Seyf
Gül sorguçlu Fatlın Kuvvetleri,
Hicaz’dan Enes Oğulları,
İsfehan’dan Bahtiyârlı Yiğitleri,
Filistin’den Şam’dan Eyyûbiler,
Van’dan Mahmatlı Aşireti,
Hamedan’dan Zengibarlı Avşar Oymakları,
Cezayir’den kahraman Agâbiler,
Mısır, Fas, Tunus’tan değişik renkler
Esmer Kıptîler ve kara tenli Zenciler,
Selçukya’nın bahadır Gâzileriyle
İslâm kardeşliğinde zafer tâcı giydiler,
Haklı bir dâvâ için ölmezliğe erdiler …


O günden bu güne,
Dal filizden Ulu Çınar’a,
Emir Ahmet makâmında,
Yalvaçlının gözü gibi koruduğu
Türklüğün bu varoluş destanıdır
Ve Ulu Çınar, yaşayan her anıyla
Hep aynı türküyü söyler gibidir:
"Coştum yine dalgalanıyorum ben,
Yeni,yeni,
Yeni,yeni sevdalanıyorum ben..."



YUSUF BİLGE


AÇIKLAMALAR :
* Enes Denizi: O dönemde Beyşehir Gölü’ne denmekteydi.
* Emir Mende: Eğirdir Gölü
* Arıncak Ovası: Yalvaç - Terziler Ovası




Yusuf Bilge (Yusuf Bilge) tarafından 17.9.2010 17:21:07 tarihinde eklendi ve 785 gösterildi.


(Yönetici)
 Zeynep (18.9.2010 12:27:51)  
Profili | Şiirleri | Sesli şiirleri| Makaleleri | Hikayeleri

Emeğinizi tebrik ediyorum.

Esere ait bilgiler:

Kayıt tarihi:
17.9.2010

Okunma:
785

Yazara ait bilgiler:

Yusuf Bilge

(Yusuf Bilge)
• Profili

 

© 2008-2009 Yazarlar Topluluğu | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.