E-mail adresiniz: Şifreniz: Beni hatırla   » Yeni üye olmak istiyorum » Şifremi unuttum

PİYANGO



PİYANGO


Her zamankinden daha neşeli, içi kıpır kıpır ve heyecanla kalktı kadın yatağından, her gün eziyet haline gelen çaydanlığı ocağın üstüne koymak bu gün tatlı bir uğraş gözüktü gözüne… Nihayet Allah dualarını kabul etmiş ve yılbaşındaki büyük ikramiyelerden biri onlara çıkmıştı…
Sabaha kadar uyku girmemişti gözüne… Hayaller, özlemler... Güzel gelecek günleri konuşa konuşa eşiyle sabahı etmişlerdi. Hayal kurmaktan yorgun düşen gözler ancak 1–2 saatlik uykuya izin vermişti. Ama olsun nihayet sabah olmuştu ve artık sevgili eşi ikramiyeyi almak için Milli Piyango İdaresi’ne gidebilirdi. Aman Allah’ım giderken kendi halinde bir memur olan kocası idareden çıkışta zengin birisi olarak eve dönecekti ve artık güzel günler onlarla beraber olacaktı…

Bir çırpıda hazırladı kahvaltıyı… İçeride uyuyan kocasına seslendi
—Hayatım gel kahvaltın hazır…

Adamın kahvaltı yapacak durumu yoktu. Uyku gözlerinden akıyordu ama asıl önemlisi bir iki saat sonraki milyarlardı…
—Bir çay içip gideyim ben erkenden paramızı çekelim canım dedi…
Israr etti karısı, reçel sürülmüş bir ekmek dilimini uzattı kocasına, “Hiç olmazsa bunu ye.”
Adam bir taraftan üzerini giyiniyor bir taraftan da karısının ısrarla verdiklerini yemeye çalışıyordu…

Çıktı evden dışarı, evleri Cebeci’deydi… Bir otobüsle Kızılay’a Milli Piyango İdaresinin bulunduğu yere gidebilirdi…

Her zamanki gibi kalabalıktı otobüs… Dışarısı Ankara’nın meşhur kış ayazından buz keserken içerisi insan nefesinden adeta boğuluyordu… İçinden “Az kaldı bu otobüslerden de bu insanı boğan bu trafikten de kurtulacağım” diye düşündü…
Otobüs magandaları bile bugün Lord gibi gözükmüştü gözüne…

Asansörü kullanmadı adam idarenin 5. katına çıkarken, paraları alıp o karısıyla hayalini kurduğu evi alınca her gün düzenli spor da yapacaktı… Bu gün başlayayım dedi kendi kendine…

Kısa bir formaliteden sonra tam 500 milyarlık çek elindeydi artık… Çeki koyduğu ceketinin göğüs cebi sanki volkan gibi yanıyordu. Arada eliyle yokluyor... Kendisini izleyen olup olmadığını da göz ucuyla takip ediyordu… Hızlı adımlarla yaya kaldırımından karşıya geçti, çeki paraya çevireceği banka Gima’nın yanındaydı… Yeşil ışığa hiç bu kadar dikkat etmemişti… “Tam da zengin olduğumuz gün trafiğe kurban gitmeyelim” dedi…
------------------------------------------------------------------------------------
Kocası gideli yaklaşık 2 saat olmuştu… Kahvaltı sofrasını henüz toplamamıştı… Ilık bir duş kaldı kadın, çocukları Esra ve Seda uyurlarken… Esra 4 yaşında Seda henüz 8 aylıktı. “Artık özel okullarda okuturum biricik kızlarımı” dedi sevinçle… Bütün gece bazen niye en büyük ikramiye çıkmadı diye üzülmüşler ama en büyük ikramiye çıkarsa bunun mutlaka duyulacağını ve tanıdık tanımadık bir sürü akrabanın evi dolduracağı, herkesin yardım isteyeceğini düşünmüşler ve şükretmişlerdi büyük ikramiyenin çıkmadığına... Kimseye bahsetmeyeceklerdi bu paranın çıktığından sessiz sedasız Çay Yolu’nda bir ev alacaklar bir de son model bir araba… Artık güzel günler onları bekliyordu. Gerçi şu lanet ev sahibi Hafize Hanım ve karşı komşusu Elçin Hanımı çatlatmak için can atıyordu ama ya duyulursa ya huzurları kaçarsa…”Önce evimizi arabamızı alalım, sonra gelir ben bunları çatır çatır çatlatırım” diye teselli verdi kendine…

“Her zamankinden güzel olmalıyım temiz olmalıyım” dedi içinden… Çocuklar da mis kokmalıydı… Kendi duşu bitince Esra’yı uyandırdı ve aldı yanına… Bir eski kazan, tahta bir tabure, plastik büyükçe bir leğen ve su ılıştırmak için kullandıkları bakır kovadan ibaret banyodan da kurtulacaktı yakında… Esra bittikten sonra da hala beşiğinde uyuyan Seda’yı yıkarım diye düşündü…

------------------------------------------------------------------------------------
Heyecanla karşıya geçtiğinde adam kendisine bileti satan seyyar bayi ile karşılaştı. Aslında seyyar da değildi o biletçi kendisini bildim bileli Gima’nın önünde bilet satardı ve zaman zaman büyük ikramiyeler de oradan satılan biletlere çıkardı… Göz göze gelmemeye dikkat etti adam bayi ile… Ya bana para çıktığın anlarsa, bahşiş isterse, para çıktığı herkese yayılırsa düşüncesiyle adamlarını sıklaştırdı... Bankaya girdiğinde hemen bir numara aldı makineden sonra aklına bu kadar büyük para çekeceğim niye normal vatandaşlar gibi bekliyorum ki dedi ve fütursuzca müdürün odasına daldı… Müdür palas paldır odasına giren bu adamın niyetini önce sezemedi;
—Buyurun beyefendi.
—Şey… Bana yılbaşında biraz para çıktı da onu şey edecektim…
Eyvah şimdiden kekelemeye başlamıştı. Demek bol para olunca her şey farklı oyluyordu

Tam 1 saat uğraştı banka müdürü parasını çeşitli şekillerde değerlendirmeye ikna etmek için adamı…

Adam “Allah Allah ben parayı bu bankada bırakırsam ne yapar ederler bunlar parayı kullanır en iyisi ben parayı çekeyim elimin atında olsun” dedi

Tam 500 milyar lirayı bütün ceplerine paylaştırdı yine sığdıramadı, kalanları bankadan temin ettiği bir poşete doldurarak ürkek heyecanlı çıktı bankadan. Bir taksi çevirdi. “Cebeci’ye Demirkapı Mahallesine dedi şoföre…

Şoför “Ne soğuk bir gün değil mi?” dedi Adamın soğuk moğuk duyacak durumu mu vardı. “Evet, öyle” dedi yasak savarak… Kolejin önüne geldiklerinde buzlanmadan kayan bir halk otobüsü yüzünden trafik tıkanmıştı… “Az kaldı… Az kaldı birkaç gün sonra kendi arabamla gerekirse çevre yolundan gider gelirim işe” diye düşündü…
-----------------------------------------------------------------------------------

Kadın büyük kızı Esra’yı köpüklere boğmuştu banyoda… “Çok güzel olmalısın kızım, mis gibi kokmalısın” dedi. Küçük kız annesindeki bu değişikliği çözemiyordu. Genelde sinirli olan annesi bugün hep güzel davranıyor ve sürekli kendi kendine konuşuyor ve gülüyordu. Birden Seda’nın ortalığı yıkan ağlaması duyuldu anne Seda’yı yeniden uyutmak için bebenin yanına giderken Esra kendi kendine yıkanmaya devam etti. Birkaç dakika sonra geldi annesi, “uyudu yumurcak” dedi “sen de böyleydin sürekli uyanırdın” dedi Esra’ya…
Biraz sonra kadın kızına “haydi yavrum artık çıkalım” dedi. Güzelce kuruladı yavrusunu. Özenle taradı saçlarını “şimdi git sobanın yanına ve güzelce ısın” dedi… Küçük kızı Seda’nın yanına gittiğinde sanki o da sıra bana geldi ben de yıkanmak istiyorum diye yumuş yumuş bakıyordu…“Gel bakalım benim tatlı kızım seni de aklayıp paklayalım” dilerek kucaklayıp banyonun yolunu tuttu…
------------------------------------------------------------------------------------

Biraz daha sakinleşmişti adam oturdukları apartmanın kapısından içeri girerken… Merdivenlerden aşağı inmeye başladı. “Yakında en üst katta oturacağız inşallah” dedi… Eşine sürpriz yapmak için kapı zilini çalmadı. Anahtarı ile açtı kapıyı… Sobanın sıcaklığı yüzüne vurdu adamın… “Yan bakalım külüstür soba bu bizi son ısıtışın olacak artık kaloriferli doğal gazlı bir evde keyif süreceğiz” diye söylenerek oturma odasına doğru yol aldı… Banyonun önünden geçerken karısının leğene su ılıştırdığını fark etti… Heyecanla banyonun kapısından başını uzattı ve “Tamam artık bütün parayı çektim artık zenginiz zengin” diye haykırdı… Banyonun kapısında hararetle kucaklaştılar…”Ben Seda’yı yıkayıp geliyorum kocacığım” dedi kadın…
Üstünden tonlarca yük kalkmış bir edayla oturdu adam çekyata… Esra koşarak geldi babasının yanına

—Babacığım niye erken döndün eve bugün işe gitmedin mi yoksa?
—Gideceğim yavrum ama yarın. Bu gün önemli bir işim vardı.
—Bunlar ne babacığım dedi Esra poşetin içindeki paraları işaret ederek
—Onlar bizim geleceğimiz kızım dedi adam, bunları söylerken banka müdürünün kendisini ikna için ikram ettiği neskafeler, çaylar midesini bulandırmaya başlamıştı… Aman Allah’ım tam bu sırada olacak şey miydi?


Karın ağrısı geçer, “bu o kadar önemli değil” dedi ve televizyonu açtı, kanallar arasında gezinip bir müzik kanalı buldu. Alımlı, dekolte kıyafetli, bir yeni yetme sanatçı, dans ederek bir şarkı söylüyordu. İçinde bulunduğu psikoloji ile televizyonun sesini sonuna kadar açtı ceketini çıkardı, para poşetinin yanına doğru fırlattı ve dansa eşlik etmeye başladı…”İsterse yıkılsın apartman sesten, hiç umurumda değil” dedi kendi kendine… Biraz dans ettikten sonra bu kez koltuğa oturmak için hareketlenmişti ki midesi yine buruldu ve karnını tutarak lavaboya gitti…

Adam lavaboya doğru yol alırken, Esra poşetin içindeki kâğıt parçalarının yanına varmıştı bile… “Bunlar ne ki acaba? Üzerinde yazılar, resimler var” diye mırıldanarak paralardan bir tanesini eline aldı… Küçük dayısı ona kâğıttan uçak yapmasını öğretmişti. Hemen kıvırmaya başladı parayı, kendince uçak şeklini alınca da odanın içinde eliyle uçurmaya başladı… Birden aklına iki gün önce televizyonda seyrettiği film geldi, orada uçaklar uçuyor, birçoğu yere çakılıp alevler içinde kalıyordu, minik beyninde o anda şimşekler çaktı ve elindeki parayı, yanan sobanın hava alması açık bırakılan küçük kapağından içeri atıverdi… Ne güzel! Tıpkı filmdeki gibi birden alev almış ve yanıp gitmişti. Esra hemen başka bir parayı aldı… Sonra bir başkasını… Sonra bir başkasını…

Adam tuvalette epeyi kalmıştı. Zaten geceden beri stres içindeydi, bir de buna parayı çekinceye kadar çektiği sıkıntı ve banka müdürünün bitmek bitmeyen ısrarları ve ikramları eklenince midesi iflas etmişti… Karnını tuta tuta oturma odasına yol alırken kapının zili çaldı… Gelen ev sahibiydi. Televizyonun gürültüsünden ev sahibi ve komşular rahatsız olmuşlar gürültüyü engellemesi için ev sahibini göndermişlerdi… Aralarındaki diyalog her zamanki gibi değildi;

—Hayırdır bu gürültü nedir? Herkes rahatsız oluyor…
—Ne yapalım yani biz de başkalarının gürültüsünden rahatsız oluyoruz. Bir şey dedik mi? Bu gün de onlar bizim kahrımızı çeksin…
—Bakın, başkalarını rahatsız eden komşu komşu değildir. Böyle davranırsanız başka yerde oturun lütfen...
—Kalmadık senin evine gerekirse çıkarız…

Tartışma epeyi sürdü adam artık coşmuştu. O güne kadar içine attığı ne varsa döktü ev sahibine… Nasıl olsa zengin değiller miydi, artık onlara da bu eve de ihtiyaçları yoktu…


Babası ev sahibi ile tartışırken Esra poşetteki paraları bitirmiş babasının ceketinin cebinden sarkan paraları uçak yapıp yapıp sobaya atmaya devam ediyordu. Artık uçak yapmaya özenmiyor kıvırıp, ağzıyla da uçak sesi taklidi yaparak sobanın kapağından içeri atıyordu. Adam tartışmayı bitirip odaya geri döndüğünde, gördüğü manzara karşısında şok oldu, başından aşağı kaynar sular döküldü… Biricik kızı poşetteki paraları sobaya atıyordu, hemen poşetin başına gitti bomboştu poşet… Ceketinde ise sadece bir iç cebinde sıkıştırdığı çok az bir para kalmıştı…

—Ne yaptın kızım sen? Diye öfkeyle bağırdı kızına…
—Uçak yaptım baba, sonra hepsini düşürdüm ve güm oldular”…

İşte o an filmin koptuğu andı… Hayaller ölmüş üstelik gelecek de kararmıştı. Ne Çay yolu’ndaki ev ne araba ne mutlu bir gelecek… Hiçbir şey kalmamıştı. Üstelik ev sahibi ile geri dönüşü olmayan bir tartışma yapmışlar oturdukları evden de olmuşlardı… Beyninde şimşekler çaktı, o el nasıl kalkıp o minnacık yüze vurdu hatırlamadı bile… Zavallı Esra, zaten çelimsiz bir kızdı. Geçen sene geçirdiği hastalık onu iyice halsiz düşürmüştü… Suratına inen tokadın şiddetiyle havada savruldu ve o minik kafası önce duvara oradan da yere düşerken biraz önce neşeyle kâğıt paraları atarak eğlendiği sobanın tablasına çarptı… Şakağından boynuna doğru ince bir kan süzülürken, son nefesini vermişti bile…

Aman Allah’ım rüzgâr nasıl tersine dönmüştü böyle… Adam bir yerde yatan minik kızının cansız bedenine baktı, bir boşalmış para poşetine… Eşyalar, üstüne üstüne geliyordu... Küçülmek, küçülmek bir toz tanesi haline gelmek istedi o an… Öz kızının katili olmuş… Paralar da sobada yanıp hayalleri gibi kül olmuştu… Tereddüt etmedi vitrinin en üst çekmecesinde bulunan babasından yadigâr Kırıkkale tabancayı eline alırken… Bir kızına, bir boş poşete, bir de silaha baktı… Namluyu şakağına getirip, tetiğe basması sadece bir saniye sürdü…

------------------------------------------------------------------------------



Kadın minik bebekleri Seda’yı banyoda su ılıştırdığı leğenin üzerine gerdiği filenin üzerinde özenle yıkarken, hem televizyonun yüksek sesini hem de kocasının kapıda ev sahibi ile tartışmasını duymuştu… Kendisi de neşe içinde televizyondaki müziğe eşlik etmiş, kocası ev sahibi ile tartışırken adeta kendisi de bir iki laf sokuşturur tarzda mimikler yapmış, keyifle bebeğini yıkamaya devam ederken “keşke şu gıcık olduğum kadınlara da ağzının payını verme fırsatı olsa” diye hayıflanmıştı…
Ve birden silah sesini duyunca irkildi… Soğuk bir yel kalbinin ortasını adeta yarıp geçti… Bir telaşla banyodan çıkıp odaya girdiğinde, kanı dondu… Manzara korkunçtu… Sobanın yanında biricik kızı Eda hareketsiz, başından hala süzülen kanlar içinde yatıyor… Diğer köşede ise yıllarca aynı yastığa baş koyduğu kocası ise kafasının bir kısmı parçalanmış şekilde cansız yatıyordu… Sanki resmi tamamlamak ister gibi gözleri boş poşetlere takıldı... Biraz önce içi para dolu poşet bomboştu.
Ne olduğunu anlamadı, ama bir gerçek vardı. Eşi ve kızı cansız yerde yatıyor paraların yerinde ise yeller esiyordu... Bir anda küçük kızı Seda ile yapayalnız kalmıştı…
Seda… Seda… Aman Allah’ım Seda’yı banyoda unutmuştu. Yıldırım gibi banyoya koştu ama artık çok geçti. Minnacık bebeği o telaşla leğenin içinde unutmuş, küçük bebek zaten çok sağlam olmayan filenin üzerinden leğene düşmüş ve adeta bir kaşık suda boğularak can vermişti… Çığlıklar, feryatlar, dövünmeler bütün evi inletiyordu… Ne yapmıştı da bu kaderi yaşıyordu? Çok değil yarım saat önce yeni bir hayatın hayalleri ile gülüp oynarken, bir anda bütün ailesini yitirmiş, hayalleri de sönüvermişti…
Artık yaşamanın ne anlamı vardı ki… O da canına son vermeli ve film kopmalıydı… Kocasının kanlar içinde kalan cesedinin altındaki silahı almaya cesaret edemedi… Aklına dedesinden yadigâr kılıç geldi… Rahmetli dedesi “evladım belki bir gün lazım olur bu kılıca iyi bakın” diye vasiyet etmişti… Ne kötü bir kader ki şimdi o kılıç kendi ölümüne vesile olacaktı… Yatak odasına geçti ve kılıcı kabzasından tutup asıldı… O anda
—Dur… Diye bir ses duydu… Silah sesi, bağırışlar, feryatlara komşuları geldi diye düşündü ama kararlıydı… Kılıcın kabzasından bu kez daha kuvvetlice asıldı… Biraz önce duyduğu ses bu kez daha şiddetliydi.
—Dur yahu yapma…
—Hayır, hayır kimse bana engel olmasın artık yaşamanın bir anlamı yok deyip bu kez iki eliyle kabzayı kavrayıp olanca gücüyle asıldı…
İşte o an “yahu delirdin mi hanım, koparacaksın şeyimi” bağırışı arasında kendini, yatağın ortasında, kan ter içinde buldu kadın… Bir kocasına, bir duvarda hala asılı duran kılıca, bir de yanı başlarındaki beşikte mışıl mışıl uyuyan Seda’ya baktı… Aman Allah’ım meğer her şey bir rüyaydı. Ve intihar için seçtiği kılıcın kabzası olarak da her şeyden habersiz, yanında uyuyan kocasının şeyini çekiştirip duruyordu… Zavallı adam,
—Ya delirdin mi hanım koparacaksın, sabaha kadar mışıl mışıl uyudun da şimdi mi aklına geldi çekiştirip duruyorsun şeyimi hem kopartınca ne işine yarar ki diye söylenirken kadın kocasına dönüp sarıldı ve
—Çok şükür demek rüyaymış. Bir rüya gördüm… Şükürler olsun ki rüyaymış… Hem sana bir şey diyeyim mi hani dün gece piyangodan ikramiye çıkmadı diye üzülmüştük ya. Ben artık üzülmüyorum. İyi ki o para bize çıkmamış… Biz bu halimizle de mutlu olabiliriz.
Kadın bu sözleri söylerken, olanlardan habersiz, şaşkınlıkla kendisini dinleyen kocasına daha bir sıkı sarılıp yatağa uzandı… (İbrahim KURT'un anısına...)



SON



FAMETO (FATİH MENDERES TOPCUOĞLU) tarafından 16.8.2010 11:17:34 tarihinde eklendi ve 1237 gösterildi.

 munevver (16.8.2010 14:24:55)  
Profili | Şiirleri | Sesli şiirleri| Makaleleri | Hikayeleri

Merakla okudum. Elinize sağlık.

(Yönetici)
 Zeynep (16.8.2010 11:23:40)  
Profili | Şiirleri | Sesli şiirleri| Makaleleri | Hikayeleri

İyi ki rüyaymış:)
Paylaşım için teşekkürler.


Bu yoruma 2 cevap yazılmış.
• FAMETO (16.8.2010 11:57:13)
1992 yılında kaybettiğim benim için çok değerli olan eniştemin anlattığı bir fıkradan esinlenerek yazdım bu hikayeyi, bazen ben de "iyi ki rüyayamış" diyorum...
• Zeynep (16.8.2010 12:55:06)
Başınız sağolsun.

Esere ait bilgiler:

Kayıt tarihi:
16.8.2010

Okunma:
1237

Yazara ait bilgiler:

FAMETO

(FATİH MENDERES TOPCUOĞLU)
• Profili

Diğer yazdıkları:

• SOFRA
• ANNEME
• SANDAL
• OYUN
 

© 2008-2009 Yazarlar Topluluğu | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.