TAŞ ATAN ÇOCUKLAR
TAŞ ATAN ÇOCUKLAR
Kamuoyunda bu günlerde çok tartışılan yeni bir yasa taslağı var, adı üstünde güneydoğu ve doğuda yaygınlaşan sokak gösterilerinde, emniyet güçlerine ve panzerlere taş ile ya da molotof kokteyli ile saldıran çocuk yaştaki sokak eylemcileri. ''Olmadık baş taş yarar!'' der atalarımız, sonuçta kim tarafından nasıl kışkırtılmış olurlarsa olsunlar, haksız bir zeminde yürütülen yasadışı bir eylem içinde emniyet güçlerine bu tip saldırılarda bulunmak suçtur. Ben burada çocukları yargılamak yerine çocukları suça iten sebepleri analiz etmek isterim.
Cezaevinde tutuklu kaldığım yıllarda tanık oduğum bir durum var. Bazı hırsızlar vardı ve bunlar kış ayları gelince barınacak yer bulamayınca, karınları aç kalınca, çareyi cezaevinde geçirmekte bulduklarından mevsimlik bir hırsızlık suçu işleyip kendilerini tutuklattırırlardı. Sorsan ''Niçin hırsızlık yaptın?'' diye bunu da açıkça bu haliyle itiraf ederlerdi.
Şimdi düşünüyorum da eğitim düzeyi son derece düşük ve bazıları kara cahil olan genç de olsa, çocuk da olsa bir kuşağın varlığını kimse inkâr edemez.ÜNİVERSİTE MEZUNLARI BİLE İŞSİZ DOLAŞIYOR. Belli kriterler dahilinde bir sosyolojik araştırma istatistiği yapılsa bu insanları sokağa ve suç işlemeye iten nedenleri doğru bir biçimde saptamak mümkündür elbette.
Düşünün ki feoadal ağalığın baskısının insanlar üstünde, beyinlerinde, kördüğüm olmuş dogmalar ördüğü, töre cinayetlerinin ardı arkasının kesilmediği bir bölgede, parlementerler bile Habur sınır kapısında otobüslerin üstüne çıkarak PKK' lı militanlara samimiyet ve iç içelik pozları verirlerken, zahmet olmasın diye mahkemeler ayaklarına götürlürken ve tüm bunlar bir zafer ve şenlik havası içinde kutlamalara dönüştürülürken, bu çocuk yaştaki inasanlar acaba kimlerden hangi davranışları örnek alır dersiniz? Çocuklar mı yoksa büyükler mi suçlu? Bir de bu çocuğun evde yiyecek aşı olmadığını, okula gitmediğini, mesleki hiç bir faaliyetinin olmadığını düşünün; cezaevine girip çıkmak onun için bir deneyim olmanın ötesinde adeta cennete düşmek gibi bir şey değil mi; günde üç öğün düzenli yemek çıkacak, haftada bir kaç kez tatlı yiyebilecek, sabah kahvaltısı muntazam, üşümek derdi yok, bir de koğuşta TV var ise oh, bundan daha rahat bir ortamı acaba evinde buluyor mu ki bu çocuklar? Bunlar ne yazık ki acı ama gerçektir kişisel kanımca. Çocuğun hapise girmesi bu durumda ceza değil, mükâfaat gibi bir şey adeta...
Yıllardır cezaevleri bir işkence yuvası gibidir ve bu sistem değiştirilmemiştir. Buralarda suçluyu ıslah edici gayret yoktur. Ancak yarı açık cezaevlerinde bir takım bedensel ve mesleki aktivitelerin içine sokulmaktadır bu insanlar. Ben adalet bakanı olsam, suçlulara ağaç diktirim, onları günün belli saatlerinde zorunlu eğitime tabi tutarım, yuttaşlık bilincini, özgürlük bilincini ve sorumluk bilincini geliştirerek, onları topluma ve üretime katkı sağlayan birer birey olmalarını EĞİTEREK sağlarım. Yoksa her insan on kez de ceza evine girse çıksa potansiyel suç işleme eğilimi her cezaevine girip çıkışta biraz daha arttıracak, biraz daha bilenecektir.
Sayın yetkililer; unutmayınız ki, elbette bir devletin emniyet güçlerine kolluk kuvvtlerine, zabıtaya gereksenimi var. Ancak eğitimsiz toplumlarda suç işleme oranının daha yüksek olacağına ve her insanın başına bir polis dikmenin de bir işe yaramıyacağını, daha doğrusu çözüm olmıyacağını bilme zamanıdır artık. Ne zaman başımız dara gelse palyatif önlemlerle günü kurtarmayı seçen bir yönetim anlayışı bilimsel bir yaklaşım değildir. Şu anda alel acele, üstünde yeterince düşünülmeden çıkarılacak bir yasa da çıkarılış amacından beklenen neticeyi vermekten uzak olur kanımca. Nedenlerine gelince; eğitimsiz insan içinde bulunduğu koşullara göre çok çabuk davranışını değiştiren kaypak bir ruh haline sahiptir. İç güdüleriyle hareket eder bu insanlar; açlık, susuzluk, barınma ve cinsellik bu dürtülerin başında gelenlerdir. Fakat eğitimli insan içinde bulunduğu olumsuz koşulları kendi yenebilme bilgi ve becerisinin yanı sıra iradesine hükmetme gücü olan üst insan modelini oluşturur. Gelişmiş, düşünen beyinleri istemeyen feodal düzenin temsilcileri ne yazık ki parlamentoda bile kavga yumruk kavgalarını sürdürmektedirler. Gayrı meşruluğun egemen olduğu bölgede yıllardır kronikleşmiş uyuşturucu ve silah kaçakçılığı kaynaklı, baskıya zora dayalı feodal egemenlik, dinsel temel de de tarikat modeli bir ötgütlenmeyi model olarak benimsemiştir. Kendi düzenleri çarkları döndüğü sürece ölen ölmüş, insanlar aç işsiz ya da eğitimsiz kalmış o ağaların hiçbirini umurunda bile değildir.İş yerleri okullara yönelik saldırların temelinde feodal egemenlik hissi vardır.
İnsanın canının bu bölgede ne kadar değerli olduğuna ilişkin bir anekdotu anlatmadan geçemiyeceğim; ağanın birinin eline yeni model silah sunulur satmak için. Denemek için silahı yaklaşık 100 metre kadar ileride bir sokağın önünde yürümekte olan bir kişiyi hedefe alır ve ateş eder; adam vurulur yere düşer ve ağanın satıcıya cevabı; '' Vallah iyi silahtır; aldım gitti!'' Yoruma gerek var mı?
Son günlerde Roj TV nin kapatılmasının ve dış ülkelerde peşpeşe PKK'ya yönelik operasyonların artmasından dolayı bu örgütün üyeleri ve sempatizanları arasında bir yandan gerilim artarken bir yandan da panik yaşanmakta oluğu bir gerçektir. Bu yasadışı ABD desteği ile varedilen örgüt kanımca yine onun istemleri doğrultusunda bu gün feshedilmektedir. Temelinde uyuşuturucu kaçakçılığı eksenli bu operasyonlarda, bir el değişikliği yaşanmaktadır. Bu gerilim spor müsabakalarına kadar yansımıştır ne yazık ki. Bu değişiklik yalnız bizim bölgemizde değil, Asya genelindedir. Pakistan'da Afganistan'da emperyalizmin yeni '' BÖL VE YÖNET ''' ele geçirme ve imha plânları aralıksız sürerken, karşı eylemlerde hızla gelişmektedir. Görünen o ki emperyalizm nereye el attıysa orada yeni kanlı eylemler, yeni ölümler gündeme gelmektedir.
Amacım sosyo- ekonomik temelli sorunlara bir bakış perspektifi sunabilmek. Yoksa yaz yaz bitmez bu konu; ancak devlet daha akıllı olmak zorundadır. Seçim yatırımı gibi çocukları affetme projesi diğer açılımlar gibi bu mantıkla tam bir fiyasko ile sonuçlanacağı daha şimdiden kesindir. Son olarak bir olay özetliyeceğim:
Bulunduğum ilde yürüyorum, öğleden sonra saat 14.30 suları (09.03.2010) birden sokaklarda bir canhıraş siren sesi, habire peşpeşe sirenler çalıyor yaklaşıyor giderek, bakıyorum peşpeşe polis otomobilleri konvoy halinde geçiyor hepsi, bilen bilmeyen dönüp dönüp bakıyor, ne olup bittiğini anlamıyorum. Bu kentin yabancısıyım. Yanımdan geçen birisine soruyorum, ''Biliyor musunuz ne amaçla çalıyor bu sirenler?'' Aldığım yanıt çok ilginç ve çok sade; ''Ne olacak, biz güçlüyüz demek istiyorlar!'' Vatandaşın cevabına gülümserken ilerledim yolumda, kentin diğer sokaklarında bir fener alayı havası ile sürdü siren sesleri ...
Oysa üç gün önce bu kente Atatük gelmişti ve aynı siren seslerini o zaman duyamadık. Bana kalırsa bu siren sesleri sadece vatandaşın polise olan tepkisini yükseltiyor ve hiç bir işe yaramıyor. Sizler ne düşünürseniz düşünün.
Saygıyla esenlikler ulusça hepimizin olsun...
Şaban AKTAŞ
11.03.2010
HOMEROTİK (Şaban Aktaş) tarafından 11.03.2010 18:24:49 tarihinde eklendi ve 140 gösterildi.
| TAŞ ATAN ÇOCUKLAR isimli esere henüz yorum yazılmamış. |
|
Esere ait bilgiler:
Kayıt tarihi:
11.03.2010
Okunma:
140
Yazara ait bilgiler:
HOMEROTİK
(Şaban Aktaş)
|