BU SOKAKLARIN ADI YOK MU?
Güneş,karanlığın hakim olduğu bu sokakların ürkütücü bakışlarından korkuyordu.Tüm kötülüklerin yerleştiği,karanlığın üzerine çökmüş,bu sokaklardan kaçıyordu.Sıcaklığını bu sokağın üzerinden çekip,mutluluğun,güzelliğin,zengiliğin baş gösterdiği bu aydınlık sokakların üzerine sermişti.Aslında herkes korkuyordu.Bu sokağın önünden bile geçilmezdi.Olur ya,birgün halkın içinden bir karmaşa çıkar,bunun sorumluluları için hemen o sokaktan başlar,kendilerinden başkalarına bir kötülüğü dokunmamış masumca insanların yakarışlarına aldırmadan hemen sürgüne atarlardı.Haksız yere çekilen bu cezanın aylar boyu belkide yıllarca kafasında döndürüp dolandıran planların gününü sabırsızlıkla beklerlerdi.İşte buyüzden bu sahipsizlerin canileşmesine sebeb olanlardan biriydi.
Sefilliğin hücum ettiği bu sokağın bile adı konulmazdı.Fakirliğin,aç ve susuzun,öksüzün,yetimin,en ağır duygularıyla darbe yemiş sahipsizlerin sığındığı yıkık dökük bir evde camları kırılmış,dışarıdan gelen her türlü tehlikeyi esirgemeyen,kendisine sığınılmış bir liman gibiydi.Güçsüzleri,zayıfları barındıramıyor,ev yıkılmak üzereydi.Duvarlar onlara sahiplenmek yerine daha da hırçınlaşıyor"kendinize başka bir yer bul"dercesine acımasızca sıcaktan mahrum bırakıyor,soğuğun direndiği bedenlerini esir alıyordu. Onlar karanlık sokakların en uçlarına sığınarak gezerler,karşılarına çıkan ansızın bir sokak lambasının altında sırtını direğe temin edip;türlü türlü,birbirinden atlayarak,özlemini çektiği hayallerini kurarlardı.Lakin zaman geçtikçe,karnının acıktığını hissetmeden,midesinden gelen guruldamalarından anlarlardı acıktıklarını.Çöp konteynlerin içine baka baka giderler,buldukları bir bayat ekmekle,salına salına bu sokaklarda gezinir bununda tadını çıkarırlardı.Evsiz barksız bu sahipsizlerin evleri yok muydu?Vardı... Onların evi,bir ana kucağı gibi sahip çıkan adı bile olmayan bu karanlık sokaklardı.Kaldırımlardan olan yatakları,alışkın bedenlerine yumuşacık geliyordu.Yastığı taştan,yorganı kartondan olan bu yatağı hiç bir zaman yadırgamamışlardı.Hayat onları bir güz ağacından düşen bir yaprak gibi sürüklüyordu. Yorulupta,susadıkları zaman kaldırım kenarlarında yahut yol çukurlarında birikmiş,su birikitinden avuç avuç içerler,kendilerini;diz boyu yemyeşil çimenlerin türlü türlü çiçeklerin selvi gibi ağaçların varolduğu,dolanan kollarıyla hayat veren kaynağın nerden geldiği belli olmayan kurulmuş bir derenin başında su içerlerken bulurlardı.Suyun pisliğine aldırış etmeden içerler,bedenlerine düşen bu kor ateşe su serpilmiş gibi rahatlarlardı.Hiç birşseye sahip olmayan en azından özgürce nefes alış-verişin heyecanını yaşarlar ve bunada şükrederlerdi. Bu sahipsizleri kim ve ne zaman farkedeceklerdi?Gözleri doyumsuz,lakin gönül gözleri kör olmuş,kendilerince fakir olan,bunları görmemezlikten gelen,üstüne üstelik kendini beğenmişlik havasıyla bu hallaerine acımadan bile ezerlerdi.Onlar sırtını paraya dayamış,herşeye istedikleri an sahip olurlarken,ya bu sahipsizlerin ne konuşma hakkalarına nede savunma güçlerine sahiptiler.Bu sahipsizlerin içlerinden öyleleri vardı ki,kin ve nefretle doldurulmuş bedenlerini yıkmak zordu.Onlar ne sevgiyi bilirlerdi nede sevgiden yoğrulmuş bir başka duyguyu.Böyle aciz kalmış ruhların derinden derine yaralanan yüreklerin hesabı kimden sorulurdu ki... Kendini,kendisi gibi bir çokalrı bu duruma düşürdüğü için devlet adamlarını öldürmek için yeminler savururlar,hüngarca katletilmiş hayatların intikamı için and içerlerdi.Ama ertesi günleri yeni bir ekmek,yeni bir kucak,yeni bir ümit arayışıyla halkın dehlizlerin arasında kaybolup giderlerdi.Bu sahipsizlerin dünyaları hiç bir zaman bilinmedi,adsız bu karanlık sokakların ardından geçen hayatların hesabı hiç bir zaman sorulmadı.Belki de bir ömür bu böyle sürüp gidecekti...
Nazlican (Nazlı Yıldırım) tarafından 23.02.2010 21:56:37 tarihinde eklendi ve 68 gösterildi.
| BU SOKAKLARIN ADI YOK MU? isimli esere henüz yorum yazılmamış. |
|
Esere ait bilgiler:
Kayıt tarihi:
23.02.2010
Okunma:
68
Yazara ait bilgiler:
Nazlican
(Nazlı Yıldırım)
|