E-mail adresiniz: Şifreniz: Beni hatırla   » Yeni üye olmak istiyorum » Şifremi unuttum

TOKAT NİÇİN BATIYOR?



Tokat üstündeki göğe bakıyorum,
Beşik ve beşikteki çocuk batıyor,
Otel odası batıyor...
Dünyanın üstündeki göğe bakıyorum,
Bir yıldız evrenin uçurumuna kayıyor kavisli kavisli
Sen umarsız uyurken bir köşede;
Grande Kanalı'nın orta yerine düşüyormuş gibi oluyorum...
Susmuş ağzına dökülecek toprak gibi;
Boğazımda bir sevda zıkkımı birikiyor...
Ve bedenim bugün sağır
Dur, bak: Sen bittin içinden otların biteceği gibi
Bu seyirlik şehrin kapısına, duvarına
Yüz binlerce renkte yüzlerce gece lambası assan da;
Beni uyku tutmayacak gecenin tavanı altında...
Bir şeytan adının cadde duvarını daha bir kirlettiği günbatımlı bir sevdayım ben,
Bir zamanlar sıfır bulmuştum kendimi, derin donmuştum sana,
İncirin türküsünü söyle sen şimdi;
İncirin aşkları gizlidir çünkü...
Biri her gece şakağımdan vuruyor beni,
Bir arabanın küçük dünyası gibi;
Dalıyor gecenin derin meydanlarına o biri
Demirle çevrili bu yalnızlık eşitsizliğe mahkûmmuş gibi...
Karlar düşer, çoban geçer mağaranın ağzından
Yeşil Irmağı'na bakarım sürmesi gecedir...
Şehrin lağımlarına sürgün bir Anka'dır bu sevda,
Bana benzemez, benim gibi değil...
Açelya gibi hoyrat iklimli
Ay ışığı ve kelebekli
Kanıyor sensizliğe bu düşler şehri, aşkın raksında
Viyana, Prag, Moskova, Dublin, İstanbul, Ankara gibi
Hep bir değil. Hiçbir...
Vişne renklidir ikindi saatleri...
Bir çığlıktaki yıldız gibi yüreğimle bağlanırken sana;
Sır vermeden, dilenmeden illa severken ter kokulu da olsa,
Tek sıfatta duran adam az bulunur böyle bakir bir gecede;
Bir bulutun mavisi gibi oluyor yaşamak yeşilin beşiğinde...
Söyle, senden nereye hicret edeyim şimdi?
Beni seviyor musun? Seni sevdiğim gibi?
O neşeli ve yeşil diyardaki kız...
Kendimi çarmıha asar gibiyim,
Uyuz bir leylek gibiyim anneler hijyendir...
İnsan ağlar kimi zaman ama hıçkırık bulmaz kendisinde
Bol ısırılmış günleri aşk kadar beyaz peynirli, yosunlu ve korkuludur...
Uyandım nergisli seslere karıştım, kirlidir ellerim
Demirden sözlerimle kıyamadım sana, yürüyorum
Gözlerim birer şehit oluyor gözlerin karşısında,
Hünerliyim seni sevmemek gelmez içimden,
Sessiz bir harfle başlıyor sessizlik, bir harfle
Ben seni deniz gibi sevdim, sen beni ayrılık gibi severken...
Dağ gibi bir trajedi kıyamete dek uyumaklı gibi;
İstanbul'a benziyor geceleri...
Toroslar’dan gelmiş belli güneş donanmaların,
Avuç avuç dağıtılır insanlara ölümüm,
Sevmektir güzel olan, bir sevmenin başlangıcıdır bu
Alevli atmacaların dolandı galiba saçlarıma...
Düşlerinden düşlerime gelir diş izlerin,
Az elin elimde kal... Yetişirsin...
Korkunun ipinde içimizi görür jonglörler
Ve alanı hiç daralmaz büyüyen yalnızlıkların;
Belki kendisine bile yabancı...
Bir kara çocuğuyum ben ama çok denizlerini boyadım senin, emin ol buna
Kopuk bir tuz lekesinden gelir benim adlarım,
Dalgalar karşısında yeminliydim, engel olamazdım
Kalbim depremsiyonlu, sallantılı biraz
Galiba senin artçı şokların geçmekte bu şehirden, kim bilir kaç kuvvetinde?
Şimdi her şey balık kokuyor nasıl olsa,
Sahibim sensin!
Yol ver yeter ki volkan volkan fışkıran tutkularıma...
Kelam göklerindeki kız gibi güneş sensin,
Akşam olmasa olmayacak üzüntü...
Can vermektedir Galata Kulesi şu an
İçimde korkulu dağlar büyümektedir,
Mağrur ve yalnız çiçeklerin düğünlerinde...
Ben ki harflerini Yeşil Irmak'tan sektirdim
Savaşla gelmekte olan bir kan gibi...
Ümitlerimiz daha fazla satılmazsa;
Denizler ardından yolcusu gelir bu aşkın...
Selamlarını yollar "müjdenin marangozu"na
Ve Cebrail'in gözyaşları Orantes Nehri'ndedir artık,
Siyah güllere sarılır yaralarım...
Tokat niçin batıyor sanırsınız?
Kirpiklerinden kayar yıldızlar bir çocuk gibi,
Cam buğusundaki bir öykü gibi büyüyecektir bu sevda
Kaç kalem tükettim senin aşkına bilir misin?
Kolay olsa anar mıydım seni hiç bu kadar?
Üstelik Tokat'ta batıyorken sabahına gebe...
Senin mi kaderin yoksa benim mi?
Yoksa sen mi çok uzaktasın, yoksa ben mi?
Güneş sana hasret doğup batar bu şehirde,
Kaşındaki hilal dalgalanırken yüreğimde,
Döküleceğim elbet, kutsal bir direnişe...
Ömrüm seni sevmekle nihayet bulacak;
Hasretimi sana martıları anlatacak denizlerinin,
Ya benim olacaksın ya da benim...
Senin odanda seni yaşıyorum bunu bil,
Bütün radyolar suskun ve çatlıyor televizyonlar,
Ey Hızır! Benim bu sevdalı derdime neden çaresizlik verirsin?
Ben Afrika karları ve açlık üzerine düşünürken epeydir;
Zaten geri getirilmezmiş bir gençliğin dağdağası üzerime...
Gecenin bir kaldırma kuvveti var ki uykuyla direnilen;
Ne gece ne ölüm ne de ben kurtarabilir seni yaşıyor gibi sevmekten...
Bilirim geceyi tam ortasında kaybedermiş insan,
Son dakika golü gibi yıkılırken ini puştluğun...
Duyuyorum bu sessizlik İstanbul değil, başka...
Sevişmeler kör bir umudun meyvesidir şu anda,
Kaptanların seyir defterleri seyrü'l-sefer yaptıkça;
Kendini bir dinle si sesinde,
Bulaşıcı olur yıpranmış sevdalar bir çekirge direnişinde,
Ellerinin sıcağı kalbimde milyonlarca bir yıl olur, sen istemesende...
Tanrı'ya inanmasak bile aşka inanırız bizde;
Ama Tanrısız aşk olmaz hiçbir defter-i uşşakta...
Bir Tokat batıyor aşkın kutsallığından dem vura vura;
Kalbi sanki bir papatya...






semih ertürk (semih ertürk) tarafından 18.02.2010 14:52:24 tarihinde eklendi ve 74 gösterildi.


(Yönetici)
 Zeynep (18.02.2010 17:37:33)  
Profili | Şiirleri | Sesli şiirleri| Makaleleri | Hikayeleri

Severek okudum. Tebrik ediyorum.

Bu yoruma 1 cevap yazılmış.
• semih ertürk (18.02.2010 17:45:13)
teşekkürler...

Esere ait bilgiler:

Kayıt tarihi:
18.02.2010

Okunma:
74

Yazara ait bilgiler:

semih ertürk

(semih ertürk)
• Profili

 

© 2008-2009 Yazarlar Topluluğu | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.