E-mail adresiniz: Şifreniz: Beni hatırla   » Yeni üye olmak istiyorum » Şifremi unuttum

GÖĞE ÇIKIP İNE ADAM




GÖĞE ÇIKIP İNE ADAM

Sahibi olduğum seyahat acentasının, yurt dışında ortağı olan şirketin iflas beyanının üstünden bir yıla yakın zaman geçmişti.Yaklaşık 255 bin Mark tutarındaki alacak bakiyesinin bir kısmını, firmamdaki ortaklık payına takas etmiş, bir kısmını yurt dışındaki sigorta şirketi karşılamış, sonuçta yine de 136.000 Mark alacağı kalmıştı şirketimin. Borçlu piyasadan kaybolmuş, kendisini de çok zor durumda olduğunu bildiriyordu. Fakat alacaklılar, müşteri gönderdiğim bütün oteller, muhatap ve anlaşmalı firma beni bildikleri için var gücüyle legal ve illegal güçleriyle üstüme yükleniyorlardı. Dayanacak ne maddi gücüm, ne de manevi gücüm kalmamıştı. Hem ekonomik hem de ruhsal bir iflâsın batağına saplanmış, cehennemden ceheneme yanıp tutuşuyordum.

Oysa ne büyük ideallerim vardı insanlık için, gelecek için, çocuklarım için, sanat ve kültür için. Hepsi birden şiddetli bir depremin enkazı altına gömülüp gitmişti sanki ve sokaklarda yalnızca aç kurtlar vardı şimdi, var gücüyle bana saldıran.

İşte böyle bir ölüm dirim savaşında yaşadığım, sıradışı bir deneyimi anlatacağım şimdi sizlere… Hâlâ yaşadıklarımın düş mü gerçek mi, halisünasyon mu, beynimin bana oynadığı bir oyun mu, yoksa bana tanrının bir lütfu mu olduğunu anlamış değilim, bu bir abartı değil.


Yıl 1997, Mayıs ayının 4′ünü 5′ine bağlayan gece, saat 01.15 sularında büroma geldim. Gelmeden önce, ikindi vakti içki içmeye başlamış, bir büyük rakı, üç paket sigarayı bitirmiştim. Büroya gelmeden evvel bir küçük rakı daha almayı ihmal etmedim. Büromda üst kattaki müdüriyet masamda, döner koltuğuma oturdum. Bir bardak daha rakı koydum kadehime ve ayaklarımı masanın üstüne uzatarak karşımdaki ressam Şerife Arıkan’ın yaptığı, Ansan’ sergisinden satın aldığım, tabloyu seyretmeye başladım; hayâllere dalıp gidiyordum. Bu tabloyu ilk şiir kitabımın kapak resmi yapmayı kafama koymuştum. Şimdi her şey yalnızca düştü.

Ne olduysa birden, karşımdaki tablo adeta farklı bir boyuta girdi, üstündeki dağlar canlandı dile geldi ve ben dağların adeta milyonlarca yıl önceki halini görebiliyordum. Nasıl evrim geçirmişti dağlar zamanın her boyutuna inip çıkabiliyordum; o kadar yoğunlaşmıştı düşlerim birdenbire ve derken koptum hayatın filminden; tüm yaşam bandım bir anda hızla geri sardı ve bir anda kendimi göğün sonsuzluğunda bir yıldız gibi hissettim. Dünya gözlerimin önünde cam bir kavanoz kadar saydam ve küçücüktü. Ellerime sığacak kadar küçülmüştü dünya ve bir tarafından bakınca öteki tarafını görebiliyordum akvaryum gibi… Ne garip, insan beyninde sanki milyonlarca megabayklık bir hafıza saklıydı, gelmiş geçmiş tüm insalığın mirası ve ve bana kan bağı ile genetik olarak bağlı olanların yaşamları bir bir sökülüyordu gözlerimde, tüm hayatın karakutusu belleğimde ve şifresini çözmüştüm her şeyin…

(Şimdi uyanığın birisi bu öyküyü derhal kopyalar ve kendine TV kanallarında medyatik bir kişilik yaratmaya çalışır diye de aklımdan geçiyor hemen…)

Böyle bir evrede insanın acaba sadece alkolün etkisiyle mi bu hallere girip çıktığı hep soru kaldı beynimde? Keza hayatımın sıfır noktasında kadar, yaşam bandımın geri sarması ve ve bir an kendimi boşlukta hissetmem başka ne ile açıklanabilirdi? Öldüm de ruhum göğe mi uçmuştu? Yoksa beynim kendini korumak için ekran koruyucu bir işlevi mi devreye sokmuştu? Bilmiyorum, bilmiyorum, bilmiyorum, ama garip bir şey oldu burada çok: Birden yine annemin rah’mine girdim, henüz doğmamış, doğumuna çok yakınlaşmış bebektim. İki takla attım ve önce başım dünyaya geldi, gözlerim kapalı, doğdum, hâlâ kapalıydı gözlerim ve ebe yönümü batı istikametine çevirmiş ve popoma bir şaplak vurmuştu ve o an işte açıldı gözlerim ve ağlamaya başlarken bir anda doğduğum odayı, annemi, başında bekleyen beyaz başörtülü bir yaşlı bayanı gördüm. Bir de açık bulunan kapı aralığından bir karaltı süzülüp geçti, bu bir kişinin gögesiydi; kim olduğunu görememiş fakat biri olduğunu anlamıştım. Odanın doğu penceresini beyaz bir amerikan bezi perde ile kapatmışlar,fakat cam kenarında hafif açıklık kalmış, oradan bahçedeki portakal ağaçları görünüyordu. Anladım ki ev zemin katta ve bahçe içindeydi.

Gerçi bu bana çoçukluğumdan beri bir kaç kez anlatılmıştı, bir bahçe içinde doğduğum. Ancak doğduğum anda evde üç kişinin olduğunu bilmiyordum. Bu olaydan sonra anneme yine sordum ve bu olayın gerçekliği annemin ifadesiyle doğrulandı; halam, ninem ve bir de ebe hanım varmış doğumumda evde.

Gökten yere inmiş aynı masada gözlerimi yeniden açmıştım. Derin bir şaşkınlık içindeydim. Yorgundum hayli… Neydi bütün bunlar ve bütün bu olup bitenleri yorumlayacak ne akıl ne güç kalmıştı bende, darmadağındım. Ve odadaki divanın üstüne uzanıp geceyi oracıkta geçirip sabahladım

Anladım ki, bir kez ölüp dirilmiştim gibi geldi bana… Sigara ve alkol bir daha almamam gerektiğine karar verdim. Bir kez daha ölürsem dirilemiyebilirdim. Son gidişim olurdu. Öyle yaptım, sigarayı şıp diye o gün kestim; 15 gün geçti bir tane yaktım, 30.uncu gün bir tane daha yaktım, 45. nci gün bir sigara daha yaktım. Bunlar son içtiğim üç sigara oldu…Yirmi beş yıllık sigara tiryakiliğimi böylece noktaladım.

Bu yaşadıklarım bana çok ibret sundu. Bir insan ne kadar güçlü olursa olsun, zayıf düştüğü anda dostlar bir bir kayboluyordu. ”Düşenin dostu olmaz” atasözü bu nedenle söylenmiş olmalı…
Böyle bir zamanda en yakınındakiler bile bir parça menfaat koparmaya çalışıyordu. Dost görünen tefeciler, para teklif ediyor, ancak insanın elini ayağını bağlayıp, yüksek faizle daha kötürüm hale sokuyordular.

İnsanın en büyük dostu yine kendisiydi; önce kendine güvenmeliydi insanoğlu.

Ve her birey toplumun en küçük modeliydi; bu anlamda koskoca devletler bile bir gün bu biçimde çökertilebiliyor, Irak örneğinde olduğu gibi, Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi ”Hasta Adam” a yedi düvel birden saldırıyordu.

Yaşamın, ayakta kalmanın kuralları son derece acımasızdı ve ihaneti gördükçe kahoroluyordu insan. Tüm bu olanlardan sonra ne firma kaldı elimde, ne dostlarım(!)en yakınım, eşim ile bile aram açıldı. Çocuklarımın karşısında bile saygınlığımı yitirdim o dönem. Ancak bildiğim bir şey vardı; tüm bu olanları haketmemiştim. Kendime olan saygımı yitirmemiştim. Firmayı satarak feshettim. Eşimden ayrıldım, yeni bir yuva kurdum.
Zamanla her şey yeniden düzene girdi. Menfaate dayalı dostluklar bitti. Şimdi gerçek en büyük dostum…

Sevgim yaşamın tüm gerçeklerine ve insanı yenileyen tüm güzel düşlere…

Şaban AKTAŞ
22.01.2010



HOMEROTİK (Şaban Aktaş) tarafından 13.02.2010 22:34:28 tarihinde eklendi ve 53 gösterildi.

GÖĞE ÇIKIP İNE ADAM isimli esere henüz yorum yazılmamış.

Esere ait bilgiler:

Kayıt tarihi:
13.02.2010

Okunma:
53

Yazara ait bilgiler:

HOMEROTİK

(Şaban Aktaş)
• Profili

 

© 2008-2009 Yazarlar Topluluğu | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.