Cahiller Geçidi
Yunus Emre Karakaçan’ın sırtından odunlarını alırken ona yardım etti. Yunus Emre: _ ‘’BOŞ TENEKE ÇOK TINGIRDAR.‘’ Unutma! Diyerek patikaya doğru yürümeye başladı. Yunus Emre giderken arkasından bakınca şaşkına döndü. Yunus Emre yürüdükçe onun ardından toprak patikada yemyeşil çimenler bitiyordu. Gözden kaybolana dek Yunus Emre’yi izledi. Sonra derin bir nefes alarak: —Hadi Karakaçan. Şu geçidi aşmamız lazım, dedi. Karakaçan önde o arkada dar ve karanlık geçide girdiler.
İki dağın arasından sızan ışık da olmasa geçit hayli karanlık sayılırdı. Geçidin her iki yanı da eski, köhne bir duvar gibi çatlaklarla ve yarıklarla doluydu. Karakaçan hemen önündeydi ve onu görebiliyordu. Onun varlığını hissetmek cesaretini artırdı. Tam o esnada bir fısıltı duyar gibi oldu. Sırtında bir ürperti hissetti. Geçidi aşmak bir yana neredeyse geri çıkacaktı. Yunus Emre geldi aklına. Yunus Emre ona, bu geçidi mutlaka geçmesini ve kesinlikle geri dönmemesini söylemişti. Ona güveniyordu. Yunus Emre asla ona zarar gelmesini istemezdi. Daha hızlı yürümeye başladı. O hızlandıkça Karakaçan da hızlanıyordu. O sırada kafasının üstünden vızıldayarak bir şey geçti ve önüne düştü. Eğilip aldı, bu bir oktu! Oku fırlatıp atarken bir ses duydu: —Acelen mi var nereye gidiyorsun? Yanakları alev alev yanmaya, kalbi hızla çarpmaya başlamıştı. O sırada bir ok daha geçti kafasının üstünden. Bu defaki neredeyse isabet ediyordu. Köroğlu’nun kalkanı geldi aklına: —Karakaçan dur! Diye bağırdı. Karakaçan durur durmaz kalkanı aldı ve kafasına siper etti. Fısıltılar çoğalmıştı. Yunus Emre seslerin bir şekilde saldırabileceğini söylemişti. İşte, ok atıyorlardı! Ok atan seslerin hepsi arkasından geliyordu. Arkasına bakmaması gerektiğini biliyordu. Bu sesler hiç de iyi niyetli değillerdi. Tam böyle düşündüğü sırada bu defa çok tatlı bir ses: —Bir yere geç kalmış gibisin. Ne bu telaş? Ardından başka bir ses: —Arkadaşım, okula mı geç kaldın yoksa? Niye acele ediyorsun. Boş ver okulu falan hem bak belli ki geç kalmışsın gidip de ne yapacaksın? Biraz muhabbet ederiz bizim de canımız sıkılıyor zaten, dedi. Bu defa ok atmamışlardı. Yine de ne olur ne olmaz diyerek kalkanı kafasından indirmedi. Ardından çok daha güzel bir ses duydu: —Bak sen temiz bir çocuğa benziyorsun, okumasan da adam olursun. Gel bak hem biz sana daha güzel şeyler öğretiriz! Yine ok gelmemişti. ‘’ Önyargılı mı davranıyorum acaba? ‘’ diye geçirdi içinden bu seslerin içinde iyiler de vardı. Kalkanı kafasından indirip bakmayı düşündü. Doğruydu aslında zaten okula geç kalmıştı. Bu düşüncelerle tam kalkanı kafasından indirecekken Karakaçan acı acı anırmaya başladı. Karakaçan’ın sesi onu kendine getirdi. Yunus Emre ‘’ Bu sesler senin aklını çelmeye çalışırlar. ‘’ demişti. Kalkanı tekrar yukarı kaldırmasıyla bir okun kalkana isabet edip kırılması bir oldu. Ardından kötü bir ses duydu: —Demek kendini çok akıllı sanıyorsun öyle mi? Korkusu yerini öfkeye bırakmıştı. Tam ağzını açıp ‘’ evet öyle! ‘’ diye bağıracaktı ki cevap verirse burada kalacağını hatırladı. Yunus Emre öyle demişti. Karakaçan iyice hızlanmıştı artık. O da peşinden koşmaya başladı. Onlar hızlandıkça oklar vızır vızır havada uçuyor, sesler de giderek yükseliyor ve çoğalıyorlardı: —Süt kuzusu git bakalım ne varsa okulda? —Bir gün okula gitmesen ne olacak sanki! —Okulda kaç saat ders var şimdi çekilir mi hiç? Gel işte! —Ne güzel eğlenecektik nereye gidiyorsun? Bu arada oklar da kalkana ya da abaya isabet ediyor ve kırılıyordu. ‘’ Size ne? ‘’ bağırmak geldi içinden, kendini zor tuttu. Artık hiç korkmuyordu. Onlar koştukça sesler uğultu halini aldı. Oklar da azalmaya başlamıştı ve sanki geçidin içi biraz aydınlanmıştı. ‘’ Az kaldı herhalde. ‘’ diye geçirdi içinden. Daha da hızlandı. Nefes nefese kalmıştı. Artık ok gelmiyordu ama o yine de kalkanı kafasından indirmeden koşmaya devam ediyordu. Sesler azalmıştı iyice ama bu defa da yalvarır gibi yumuşak bir ses tonuyla konuşuyorlardı. —Sana canımız sıkılıyor dedik. Azıcık kalsaydın ne olurdu sanki. —Şimdi bir sürü ödev verecekler onlarlar mı uğraşacaksın, gel işte ne yapacaksın okulda. Bu defa acımaya başlamıştı seslere. Biraz yavaşladı.‘’ Yazık ‘’ dedi kendi kendine. Onlar da pişman olmuşlardı belki saldırdıkları için. ‘’ Birazcık dursam mı? ‘’ diye düşünmeden edemedi. Yavaşlamasıyla birlikte seslerden bir tanesi yükseldi ve alaycı bir şekilde: —Hah şöyle! Yola gel azıcık, dünyayı sen mi kurtaracaksın? Dedi. O anda kafasına dank etti. Bu sesler iyi falan değillerdi, sadece onun aklını çelmek için türlü türlü şekle girmişlerdi. Kim bilir burada kalsa başına neler gelecekti? Düşünmek bile istemedi. Eskisinden de hızlı koşmaya başladı. Oklar tekrar başlamıştı, sesler ise bu defa ona hakaret ediyorlardı ama artık umurunda bile değildi. Bir an önce bu geçitten çıkmak için var gücüyle koşuyordu. Koştukça kendine olan güveni artıyor ve daha bir kararlı hale geliyordu. Nefesini toparlamak için kalkanı bacaklarının arasına sokarak biraz durdu. Ellerini dizlerine dayadı. O durunca Karakaçan da durup ona baktı. Nefesi toparlanınca fark etti. Ortalıkta ne bir ses ne de bir ok kalmıştı ve geçit genişleyip aydınlanmıştı. Hâlbuki girerken dar ve karanlıktı şimdi ise önünde geniş bir aydınlık uzanıyordu. Geçidin sonuna gelmiş olmalılardı. Çıkmalarına az kalmıştı. Doğrularak kalkanı eline aldı ve —Koş Karakaçan! Dedi. Geçide girdiklerinde olduğu gibi Karakaçan önde o arkada geçitten çıktılar. Başarmışlardı! Geçitten çıkar çıkmaz kalkanı yere bırakarak sırtını orada bulunan büyükçe bir kayaya dayadı. Gözlerini yumdu ve bir süre dinlendi. Sonra gözlerini açtı. Karakaçan’a bakıp sevinçle: —Bak kurtulduk işte, dedi. Sonra etrafına bakındı. Her taraf yemyeşildi. Çimenlerin arasında, üzerlerinde kelebekler uçuşan rengârenk çiçekler vardı. Az ileride, üzerinde tahta bir köprü olan küçük bir dere vardı. Köprünün diğer ucundan bir yol başlıyordu. İki tarafında da ağaçlar diziliydi. Kalkanı tekrar Karakaçan’ın sırtına bağladı. Çok yorulmuştu. Karakaçan’a: —Sırtına binebilir miyim? Dedi. Karakaçan kafasını sallayınca bindi. Köprüye doğru ilerlemeye başladılar. Tam köprünün başına gelmişlerdi ki yine bir ses duydu:
şahmeran (seda öz) tarafından 11.02.2010 19:22:39 tarihinde eklendi ve 151 gösterildi.
|
ozanAli (22.02.2010 22:40:02)
evet imtihansız ekmek yok ben bunu anladım
yolda okuldan çevirmek isteyenler kötü talebeler bununda onlar gibi
tembel olmasını isteyen iblis ruhlu kalabalık
Allah ın emrini yerine getirdiğinde önüne taş koymaya çalışan şeytan
selamlar
| Bu yoruma 1 cevap yazılmış. |
|
|
|
|
|
Esere ait bilgiler:
Kayıt tarihi:
11.02.2010
Okunma:
151
Yazara ait bilgiler:
şahmeran
(seda öz)
|