GELECEĞE BİR MEKTUP
GELECEĞE BİR MEKTUP
1 Perde
sahne 1
80li yılların ortaları istanbul bakırköyde bir İETT durağının o hengameli kalabalığı arasında iki adam konuşuyor; Biri 50li yaşlarında, orta boylu. Hafif iri bir bey, devlet memuru olduğu giyim tarzından konuşmasına kadar her halinden belli; diğeri 30lu yaşlarında. Uzun boylu, ince yapılı, hayata dair umutları olduğu belli olan hırslı ve idealist bir gazeteci.
1nci kişi konuşuyor: ooo Ekrem bey nasılsınız çoktandır görüşemiyoruz İETT duraklarında beklemekte olmasa hiç görüşeceğimiz yok.
2nci kişi konuşuyor: evet aydın bey gerçektende ne zamandır görüşemiyoruz ancak gündem yoğun biliyorsunuz meslek icabı koşuşturup duruyoruz işte bakın mesela şu an yine gazeteye bir yazı yetiştirmek için uğraşıyorum, bu arada siz nasılsınız aydın bey çocuklar, eşiniz umarım iyilerdir.
1nci kişi konuşuyor: Bizde iyiyiz işte, ne olsun, kız üniversiteye başladı biliyorsun, halkla ilişkilerde, oğlanda bu yıl liseye başladı, ekmeğe de zam gelmiş, memur maaşlarını biliyorsunuz, 2 çocuk okutmak biraz zor oluyor ancak ne yapalım idare etmeye çalışıyoruz, bizim hanımda çalışmasa ne yaparım bilmem.
2nci kişi konuşuyor: evet aydın bey haklısınız bu yanlış ekonomik uygulamalar nedeniyle artık memurlarımızın insanca yaşaması ne yazık ki imkansız hale geldi ( başbakanımızın bu aralar gözdesi olan, işini bilen memurlar hariç tabiki) biz bu konuları tüm engellemelere rağmen gazetemizde işliyoruz ama nafile, bu arada bırakalım sohbeti aydın Bey otobüs geldi kaçırmayalım.
1nci kişi konuşuyor: Evet Ekrem bey haklısınız.
ve Sahne kararıyor
sahne 2
sahnenin diğer bölümü aydınlanıyor
Bir kamu dairesinde biri bayan 5 memur oturmuş sohbet ediyor.
Memurlardan en yaşlısı 60 yaşlarında, ilk sözü o alıyor: Eee çocuklar bir mesai günü daha başlıyor işte 1 Sarışın uzun boylu memur: evet metin abi her gün ayni koşuşturmaca işte, insan bazen sıkılıyor
Kısa boylu şişman memur: evet sırrı bey haklısınız insan gerçektende sıkılıyor özelliklede mesai başlayıp burası insanlarla dolduğunda bazen öyle bir an geliyor ki insan kafasını bir Yerlere vurmamak için kendini zor tutuyor
20li yaşlarında genç bir memur alıyor sözü, gözleri heyecanla parlayarak: ama Mehmet abi biz hizmet için buradayız sinirlerimize biraz hakim olmamız gerekmez mi, mesela siz dün buraya evrak imzalatmaya gelen yaşlı bir kadına çok kötü davrandınız, bize hiç iyi bir örnek olduğunuz söylenemez,
sözü Mehmet bey alıyor, hafif sinirli bir halde: cemil sen daha çok gençsin 10 yıl sonra senide göreceğiz bakalım bu sabırlı ve hoşgörülü halinden eser kalacak mı
Bu arada bir önceki sahnede otobüs bekleyen aydın bey telaşla içeri giriyor ve oradaki memurlar tokalaşarak hoş geldiniz aydın bey sesleri eşliğinde masasına oturuyor
Sözü aydın bey alıyor: arkadaşlar fazla gecikmedim ya
60 yaşlarındaki memur metin bey söze giriyor: gecikmedin aydın merak etme henüz mesai saati gelmedi, bizde aramızda sohbet ediyorduk Ortamdaki tek Bayan memur söze giriyor: aydın bey her zamanki gibi tam vaktinde geldiniz şu an saat 8:45 ve mesai başlamak üzere
Aydın bey konuşuyor tamam sevim hanım o halde kapıları açalım insanlar fazla beklemesin
Ve sahne kararıyor
sahne 3
sahnenin diğer tarafı aydınlanıyor
bir gazete binasında küçük bir oda ve tek başına oturmuş bir şeyler karalayan, ilk sahnede otobüs beklerken tanıdığımız Ekrem bey çıkıyor karşımıza ve aniden odanın kapısından 50li yaşlarda deneyimli bir gazeteci olduğu her tavrından belli olan bir bey giriyor
içeri giren bey girer girmez konuşmaya başlıyor, biraz heyecanlı bir tavırla: Ekrem sen gerçekten müthiş bir gazeteci olacaksın, bugün yayınladığımız hayali ihracat dosyası yine büyük yankılar yarattı maliye bakan yazılı bir açıklamayla olayı geçiştirmeye kalkmış fakat anamuhalefet bu olayın peşini kolay kolay bırakmaz artık, baksana mecliste soru önergesi verilmiş bile, soruşturma falanda açılır, gündem bugün senin haberinle çalkalanıyor Ekrem, tabi senin sayende bizim gazetenin tirajıda tavanları zorluyor, sen büyük gelecek vaad ediyorsun eminim ki ileride ülkenin en başarılı kalemlerinden biri olacaksın Ekremciğim seni kutluyor ve başarılarının devamını diliyorum
Ekrem sözü alıyor, biraz mahcup ve gururlu bir gülümsemeyle: sağolun sevgili genel yayın yönetmenim odama kadar gelip bana bu sözleri söylemeniz bana büyük bir onur verdi ve moral kaynağı oldu inanın buna, şu an o kadar heyecanlıyım ki ne diyeceğimi bilemiyorum
Genel yayın yönetmeni: önemi yok Ekremciğim, sen bu övgüleri fazlasıyla hak ediyorsun hırsın
2 ve idealizminle, mesleğe yeni başlamış olmana rağmen neredeyse bizi bile geride bırakacak seviyeye ulaşmayı başardın
Sözü Ekrem alıyor biraz sıkıntılı bir ses tonuyla: teşekkür ederim hocam ama
Genel yayın yönetmeni, erkemin sıkıntılı halini anlayarak: Ekrem senin bir sıkıntın mı var evladım yoksa hala şu geçenlerdeki sansürlenen haberin için mi üzülüyorsun
Ekrem biraz kırgın bir ses tonuyla: evet hocam ben o haber için aylarca emek verdim ve emeğimin bir kişinin sözüyle bir dakikada böyle heba edilip bir kenara atılmasını içime sindiremiyorum
Genel yayın yönetmeni hafif düşünceli bir şekilde yanıt veriyor: ne yapalım Ekrem biz gazetecilerin kaderi bu özelliklede o malum kara eylülden sonra hepimizin üzerindeki baskılar yoğunlaştı biliyorsun
Ekrem söze giriyor: evet hocam o kara sonbaharı unutmam mümkün mü tam basın yayın 2nci sınıftaydım, bir çok baskılara ve işkencelere, yani insan onunun nasıl hiçe sayılabileceğine gözümle şahit oldum ve maalesef en sevdiğim kişiyi kaybederek o sonbaharın bedelini ben çok ağır ödedim hocam, ne yazık ki halada yaşıyoruz
genel yayın yönetmeni oturduğu yerden hafifçe doğruluyor, Ekremin sol omzuna yumuşak bir şekilde dokunarak, babacan bir tavırla: biliyorum Ekrem bu acılı olayı daha önce anlatmıştın, o günlerde hepimiz çok acılar yaşadık ve hala o günlerin izlerini taşıyoruz, hadi artık konuşmayalım bunları, konuşmak yaralarımızı kanatmaktan başka bir işe yaramaz çünkü
Ve genel yayın yönetmeni elini yavaşça Ekremin omzundan çekerek kendinden emin adımlarla kapıya yöneliyor ve aynı ses tonuyla konuşmaya devam ediyor: hadi Ekrem çalışma tempomuzu düşürmeyelim ben çıkayım da sen çalışmaya devam et yeterince meşgul ettim seni zaten
Ekrem masasından yavaşça doğrularak kapıya yöneliyor ve konuşmaya başlıyor: o nasıl söz sayın genel yayın yönetmenim, ne meşguliyeti, buraya gelmenizden dolayı onur çok büyük duydum
Genel yayın yönetmeni odadan çıkıyor
Ve sahne kararıyor
sahne 4
Sahnenin diğer tarafı yavaşça aydınlanıyor
Sahnede bir mutfak, mutfakta acemice yemek hazırlamaya çalıştığı belli olan 2 genç, biri 15 yaşlarında çocuk denebilecek, henüz bıyıkları terlememiş bir oğlan, öteki 20 yaşlarında uzun boylu, ince yapılı, uzun, kumral saçları olan, bebek yüzlü bir genç kız,
İlk sözü genç kız alıyor: umutçuğum şuradan tuzluğu verir misin
Küçük çocuk yanıt veriyor: tabi abla
3 Ve Mutfak tezgahının üzerinde duran tuzluğa uzanıyor ve genç kıza uzatıyor bir yandanda soruyor: Abla herşey iyi güzel ama sen ev işlerinden nefret eden ve hayatında hiç mutfağa girmemiş bir insansın bugün bu yemek yapma işi nereden çıktı? Hadi senin hamaratlığın tuttu diyelim buna beni neden bulaştırıyorsun çok merak ettim
Genç kız biraz kızarak yanıt veriyor: Annem yıllardır işten yorgun argın dönerek üzerini bile değiştirmeden telaşla yemek hazırlamaya çalışıyor bugün ikimiz birlikte annemiz ve babamız için bir defada olsa bir şeyler yapalım dedim ne var bunda onlar bu kadar mutluluğu hak etmiyor mu sence umut
Küçük çocuk sözü alıyor, biraz mahcup: tamam hak ediyorlar ablacığım ama şey sen hiç mutfağa girmezdinde o yüzden...
Genç kız gülümseyerek, biraz yüksek sesle söze giriyor: hadi çok konuşmada şu tabakları masaya götür birazdan annemle babam gelirler
Çocuk tabakları alıyor ve masaya yöneliyor. Derken kapı zili sesi duyuluyor
Genç kız yüksek sesle: umut kapıya bakar mısın annemdir
Çocuk elindeki tabakları masaya bırakarak kapıya koşuyor. Kapı açıldığında içeri orta yaşlarda bir hanım giriyor, belli ki çok yorgun ama bu yorgunluğa rağmen sevgi ve şefkatle gülümseyerek konuşuyor: nasılsın oğlum günün nasıl geçti sizi çok özledim çocuklar
Küçük umut söze giriyor: bizde seni özledik anne, bak ablamla birlikte neler yaptık, diyerek mutfak tezgahının başında yemek hazırlamaya çalışan ablasını ve tabaklarla donatılmış masayı gösteriyor
Annenin gözleri parlıyor çocuklarının bu jesti karşısında ve hemen oğluyla kızını kucaklıyor, ardından şunları söylüyor çocuklar ne zahmet ettiniz ne gereği vardı biriniz üniversitede biriniz lisede okuyorsunuz şu an sizin tüm enerjinizi derslerinize vermeniz gerek, hem böyle ev işleriyle bırakın anneniz uğraşsın yavrularım nasılsa ileride çoluk çocuğa karıştığınızda bol bol ev işi yapmak zorunda kalacaksınız değil mi genç kız hemen burada söze giriyor: senin için hayatımızda ilk kez bir şeyler yapmak istedik anne ne var bunda, hayatında bir defada olsa işten eve geldiğinde evi tertemiz ve yemekleri hazırlanmış görmemi istedik
Anne söze giriyor: benim düşünceli kızım, ben bu tempoya da mesleğime de yıllardır o kadar çok alıştım ki ne o okula gidip çocukların sesini duymadan yaşayabileceğimi düşünüyorum nede bu ev ve sizin için bir şeyler yapmadan yaşayabileceğimi düşünüyorum der ve hafifçe mutfağa yönelerek konuşmaya devam eder: babanız neredeyse gelmek üzeredir hadi çocuklar ben sofrayı hazırlayayım
genç kız annesini engellemeye çalışarak: anneciğim sen bugün dinlen bırak ta kardeşimle biz yapalım işleri
Anne gülerek ve sevecen bir tavırla: sevgi kızım anneliğe bu kadar özenme senin anne olmana daha çok var diyerek yemek hazırlamaya ve masayı donatmaya koyuluyor
Bu sırada bir kapı zili sesi duyuluyor. Anne sesini biraz yü6kselterek: umuuuut, sevgiiiii, çocuklaaar bakın şu kapıya babanız gelmiştir
Genç kız koşar adımlarla gidiyor ve yavaşça kapıyı açıyor, önceki sahnelerden tanıdığımız aydın bey beliriyor kapıda; içeri giriyor
4 ve konuşmaya başlıyor: benim güzel kızım nasılmış bakalım
Genç kız yanıtlıyor: iyidir baba nasıl olayım, okul, dersler falan uğraşıp duruyoruz işte
Aydın bey bu kez oğluna dönerek: oğlum sen nasılsın bugün
Çocuk heyecanla yanıtlar iyiyim babacığım
Aydın bey telaşla masayı hazırlayan kapısının yanına yaklaşarak. Nasılsın Selda hanım işgünün nasıl geçti
Kadın masayı hazırlamayı sürdürerek yanıt veriyor. İyi geçti aydın, nasıl olsun, malum öğretmeniz, çocuklarla uğraşıp duruyoruz işte, eee senin günün nasıl geçti
aydın bey yanıtlıyor: benim günümde aynı, yani bende de değişen birşey yok; hee bu arada sabah otobüs beklerken bizim alt katta oturan gazeteci ekremi gördüm
sözü Selda hanım alıyor: ekremin hala belediye otobüsü bekliyor olmasına şaşırdım doğrusu, laf aramızda çocuk gazetecilikte çok yükseldi bu aralar, ben onun çoktan bir otomobil aldığını düşünüyordum
aydın bey yanıt veriyor: yok Selda o dürüst çocuktur ve sende bilirsin ki bu ülkede dürüst insanlar çok fazla kazanamaz; neyse hanım yardıma ihtiyacın var mı
Selda hanım yanıt veriyor. Yok zaten yemek hazır sayılır
Selda hanım sesini yükselterek: çocuklaaaaar hadi yemeğe
2 genç tüm gençlik heyecanlarıyla koşarak geliyor ve masaya oturuyor, Ardından anne baba yavaşça masaya oturuyor
Selda hanım yemekleri tabaklara koyarken aydın beye dönerek: biliyor musun aydın bugün yemekleri ben yapmadım
Aydın bey merakla soruyor: kim yaptı peki
Selda hanım yanıt veriyor: umutla sevgi bugün bana güzel bir sürpriz yapmış, eve geldiğimde yemek hazırdı
Bu sözleri duyan aydın bey sözü gururla alıyor: benim çocuklarım düşüncelidir, öyle zamane gençlerine benzemez benim çocuklarım
Genç kız sözü alıyor alçak gönüllülükle: ne yaptık babacığım birşey yapmadık ki
Oğlan tüm muzipliğiyle konuşmaya katılıyor: evet ablamın birşey yapmadı çünkü herşeyi bana yaptırdı
Kardeşinin Bu sözü üzerine genç kızın yüzü biraz asılır
baba konuyu değiştirmek istercesine Sözü alır: umut şu televizyonu açar mısın birazdan 8 haberleri başlayacak
Umut oturduğu yerden kalkar, tvnin üzerindeki düğmeye basar ve tekrar gelir masaya oturup yemeğe devam eder
5 Yemek neredeyse bitmiştir, anne, kız bir yandan masadaki tabakları toplarken bir yandan yemek sonrası çaylar yudumlanmakta ve pür dikkat tek kanallı televizyona bakılmaktadır
Baba TV’ye bakarak konuşur: ya şu 2nci kanalıda bir türlü bulamadık şu televizyonda halbuki arkadaşların televizyonları 2nci kanalı çekiyormuş.
Sözü umut alıyor: sorma baba okulda 2nci kanalı seyredenler seyretmeyenlere hava atıyor
Söze sevgi giriyor: evet bizim okul üniversite olduğu halde 2nci kanal muhabbeti orada da sürüyor
Anne Selda hanım biraz buruk bir şekilde söze giriyor: bizim zamanımızda üniversitelerde siyasi ve toplumsal tartışmalar yapılır, ülke sorunlarına çözüm aranırdı şimdi 2nci kanalı tartışıyorsunuz demek
Burada söze aydın bey girer: eee hanım ne yapalım artık üniversiteler böyle, özellikle o malum eylülden sonra, buna alışmaktan başka çaremiz yok ne yazık ki
Selda hanım konuyu değiştirmek istercesine: çayınız bitmiş doldurayım mı?
Aydın bey hafifçe gülümseyerek: fazla çay içmeyelim çernobili unuttunuz herhalde
Genç kız babasının gülümsemesine eşlik ederek: aaa baba koskoca bakanlar başbakan falan yalan mı söyleyecek baksana radyasyon yok deyip ekranda çay içiyorlar demek ki endişelenecek bir şey yok
Annede gülerek yanıt veriyor: evet kızım gerçekten haklı
rahat rahat çay içebiliriz. Genç kız TV’ye dikkatlice bakarak konuşuyor: bakın yasaklı siyasilerin yasaklarının kaldırılması için referandum kararı alınmış, baharda referandum var yani
Aydın bey yüzünde acı bir tebessümle söze giriyor: desenize bizim karaoğlan meydanlara geri dönüyor, demek bir sonbahar gecesi biten bu sevda yıllar sonra bir ilkbahar sabahı tekrar filizlenecek özlemi
Selda hanım yüzünde aynı acı tebessümle yanıt veriyor: bırakalım artık o eski sevdaları aydın, şimdi ne karaoğlan eski karaoğlan ne Süleyman eski Süleyman biz bile eski biz değiliz, uyan aydın 5 6 yılda çok şey değişti ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, o devir çoktan kapandı, hem baksana şimdi herşey güllük gülistanlık, artık papatyalar ve prensler devri
Aydın bey hafif başı öne eğik masaya bakar durumda ve düşünceli bir şekilde yanıt veriyor: sanırım haklısın hanım, artık o hiçbir zaman gerçekleşemeyecek hayallerimizi ve umutlarımızı da tıpkı çok sevdiğimiz kitaplarımız gibi ateşe vermeli, yanışını izlemeli ve bu çağa ayak uydurmalıyız, belkide en doğrusu budur
Ve sahne kararıyor
sahne 5
Sahnenin diğer tarafı aydınlanıyor
6 Küçük bir bakkal dükkanı ve tezgahın başında durup müşteri bekleyen, 70 yaşlarında, saçları dökülmüş, yanakları al, kısa boylu, göbekli, başındaki kasketi ve kıyafetiyle tam bir Anadolu insanını andıran, ton ton bir amca beliriyor sahnede. O sırada gazeteci Ekrem, gri, uzun paltosuyla bakkal dükkanından içeri giriyor.
dükkanda duran yaşlı adam Ekrem beye gülümseyerek konuşmaya başlıyor: Ekrem bey oğlum nasılsın, işler nasıl, yazdıklarını her gün bir satır bile bulamadan oluyoruz
Sözü Ekrem bey alıyor: sağol bayram amca uğraşıp duruyoruz işte, basın olarak topluma yararlı olabiliyorsak ne mutlu bize
Sözü bayram amca alıyor: tabiki topluma yararlısınız oğlum siz olmasanız değil dünyada olup biteni öğrenmek, mahallede olup biteni anlayabilecek kapasiteye bile ulaşamayız, Ekrem bey oğlum kusura bakma seni de lafa tuttum, ne istiyordun sen emret oğlum
Ekrem bey yanıt veriyor: bayram amca, bana 2 ekmek, 1 kg peynir, 1 paket makarna
Bakkal istenilenleri paket yapar, poşete koyar ve poşeti Ekrem beye uzatır ve konuşmaya devam eder: Ekrem oğlum bunu da deftere yazıyoruz değilmi
Ekrem bey biraz sıkılarak yanıtlıyor: evet bayram amca böyle olmuyor ama ne yapayım, bakalım yarın gazeteden ikramiye alacağım sana olan tüm borçları kapatırım o zaman
Sözü bayram amca alıyor: o nasıl söz Ekrem, borcun lafı mı olur, sen bize babanın emanetisin oğlum, hem elimizde büyüdün, mahallemizin çocuğusun, bunu duymamış olayım bir daha yüzüne bile bakmam vallahi
Ekrem mahcup bir halde boynunu bükerek yanıtlıyor: tamam bayram amca kusura bakma
Ekrem tam dükkandan çıkmaya hazırlanırken aydın beyin kızı sevgi çıkageliyor
Yaşlı adama dönerek söze giriyor: bayram amca bir şampuan alabilir miyim
Tam bu sırada dükkandan çıkmak üzere olan ekremi görüyor ve ona yöneliyor: Ekrem abi nasılsın ya, aynı binada oturuyoruz ama seni sadece gazetelerde görüyoruz
Ekrem yanıt veriyor: vallahi sevgi, benim işler, senin okul, herkesin bir telaşı var, ilişkiler koptu tabi artık çocuk değiliz
Tam burada Söze bakkal giriyor bir yandan kıza şampuanı uzatarak: yıllar ne çabuk geçiyor çocuklar, daha dün gibi hatırlıyorum buralarda koşup oynayan ufacık hallerinizi bakın şimdi biriniz tanınmış bir gazeteci, birinizde üniversitede okuyan bir gazeteci adayı, eee bizde yaşlandık artık
Ekrem burada söze giriyor: yok bayram amca ne yaşlanması sen hepimizden gençsin merak etme
Genç kızda ekremi onaylayarak söze giriyor Ekrem abi doğru söylüyor bayram amca, sen hepimizi gömersin
Yaşlı adam bu sözlere gülümsemekle yetiniyor
gençler yaşlı adamla vedalaşarak, ellerinde poşetlerle, birlikte bakkal dükkanından çıkıyorlar
7 ve sahne kararıyor
sahne 6
sahnenin diğer tarafı aydınlanıyor
Bir önceki sahnede gördüğümüz, aydın beyin evi ve evde TV izleyen aydın bey, Selda hanım ve küçük oğulları umut görülüyor
Konuşmaya önce umut başlıyor TV’ye bakarak ve gülerek: şu kemal sunal filmleride olmasa hiç vakit geçmiyor değilmi
Aydın bey yanıt veriyor: evet oğlum, kemal sunal filmleriyle çok eğleniyoruz çok gülüyoruz da sen her gün kaset kiralıyorsun böyle olmaz ki oğlum, bir yandan ablanla senin okul masraflarınız, diğer yandan annenin otomatik çamaşır makinesiyle televizyon taksidi, elektrik, su faturaları, ablanın yeni tutturduğu makyaj sevdası, ablanın ve senin çağa ayak uydurmak adına çıkardığınız marka sevdalarınız, birde bunlar yetmezmiş gibi her gün kaset kiralamak çıktı, annenle bizim maaşlarımız artık size yetmiyor oğlum, mecburen birkaç kalemde kısıtlamaya gitmemiz gerek
Burada umut söze giriyor: baba ne yapayım şimdi okuldan gelip TRT*de yayınlanan yurttan sesler korosunu mu seyredeyim, hem bu evin giderlerini arttıran biri varsa o ben değilim ablam ama tabi genç kız olduğu için ona ses çıkaramıyorsunuz gücünüz bana yetiyor değilmi
Aydın bey yanıt veriyor: oğlum ben sana hiç kaset alma demiyorum ki sadece her gün alma diyorum haftada 2 film kiralasan yeter oğlum, hem gelsin ablanla da konuşacağım bu gereksiz harcamalar hakkında
Selda hanım aydın beyi onaylayarak: umutçuğum korkarım ki baban haklı
Aydın bey biraz telaşlı söze giriyor: sahi Selda bizim kız nerede bu saatte
Umut hemen heyecanla söze giriyor: biraz önce bakkala şampuan almaya gidiyorum diye gitti ama şimdiye kadar dönmesi gerekirdi dönmedi
Anne muzipçe söze giriyor: bizim kız şampuan oldu herhalde
Aydın bey soruyor: gecenin bu saatinde şampuan mı olur yahu, kız gideli yarım saat oldu, bakkal 2 adımlık yol
Umut hemen söze atlıyor: sizin kız gittiği yerden gelmez ki zaten
Anne hemen kızını korur tavırla: meraklanma aydın, bakkalda muhabbete dalmıştır kız neredeyse gelir, hem sende bilirsin bayram efendiyi çocukluğundan beri çok sever bizim kız, belki bakkalda bir arkadaşına rastlamışta olabilir anne sözlerini tamamladıktan sonra oğluna dönüyor ve hafifçe sinirlenerek: umuuuut sende yangına körükle gitme lütfen
Umut biraz içerleyerek: tabi hep kızınız haklı zaten
Tam bu sırada kapı zili sesi duyuluyor: anne oğluna dönerek konuşmayı bırakta git kapıya bak ablan geldi 8 Umut istemeyerekte olsa gidip kapıyı açıyor ve evin kızı sevgi kapıda beliriyor
aydın bey biraz sinirlenmiş bir biçimde ayağa kalkıyor, Kollarını öne doğru uzatarak: buyurun işte nihayet kızımız sonunda şampuanını aldı ve geldi
Sevgi kapıdan içeri giriyor ve babasına bakarak: ne oldu baba bir sorun mu var
Aydın bey aynı ses tonuyla: bir sorun yok kızın olur mu bakkaldan çok çabuk geldin de onu söylüyorum
Anne hemen söze giriyor: kızım birşey yok merak etme, bakkalda biraz fazla kalınca baban merak etti o kadar
Kız söze giriyor: yaa kusura bakma baba, bakkalda ekrem abiyle karşılaştım da, ekrem abiyi de ne zamandır görmüyorum biliyorsun görüşmüşken biraz konuştuk işte, sonradanda telefon kulübesine gidip birine telefon etmesi gerektiğini söyledi, benimde ona eşlik etmemi istedi, bende onunla birlikte gittim hem gitmişken nihanı aradım baba inanmıyorsan ekrem abiye sorabilirsin
Aydın bey rahatlamış bir şekilde şefkatle gülümseyerek: tamam kızım, ekremle olduktan sonra sorun yok, kızım sana güvenmediğimizi lütfen düşünme sadece şu 2 yıldır falan sokaklarda geceleri serseriler türedi, çok güzel bir kızsın ve sana birşey olacak diye korkuyoruz
kız söze giriyor: sen merak etme babacığım Ekrem abi yanımda olmasaydı ben zaten bu saate kadar dışarıda durmazdım
Burada Selda hanım söze giriyor: evet aydın benim kızım akıllıdır, öyle diğer kızlar gibi yanlış yapmaz.
Aydın bey yanıt veriyor: eh öyle olsun bakalım
Burada umut ablasına dönerek: hadi yine kurtardın
Kısa bir sessizlikten sonra sözü sevgi alıyor: baba bizim eve ne zaman telefon bağlanacak
Aydın bey kızına yanıt veriyor: kızım pttye başvurdum işte 1 ay önce, 1 aydır bekliyoruz, daha geçen gün pttye gittim sordum sıradaymışız, daha sıra gelmemiş, vs vs
Kız söze giriyor: ya eve telefon bağlansa da şu telefon için dışarı çıkıp telefon kulübesi aramaktan kurtulsak
Evin oğlu umut söze giriyor: evet baba ablam bu konuda haklı, her gün telefon kulübesi yada pttye gitmek çok zor oluyor ya, okulda evine telefon alabilen arkadaşlar birbirlerine telefon numaralarını vererek evinde telefonu olmayanlara hava atıyorlar
baba oğluna hafif kızar ve öğüt verir şekilde konuşmaya başlar: oğlum sen telefonu sadece okulda arkadaşlarına hava atmak için mi istiyorsun?
Umut yanıt vermez, sadece boynunu bükmekle yetinir
Baba konuşmasına devam eder: oğlum telefon bir hava atma aracı değildir ve ben telefonu eve sırf siz okulda hava atın diye bağlatmıyorum bunu ikinizde anlayın lütfen, hem siz bugünlerde hava atmaya çok merak sardınız çocuklar, markasız giyinmemeler, en pahalı makyaj malzemeleri, en iyi parfümler, diskolar, arkadaşlarla gezmeler, derslerden kaytarmalar, siz böyle değildiniz ne oldu size çocuklar, biliyorum ergenlik çağları zordur birde bunun üzerine bu çağın
9 zorluğu eklendi, sizin nasıl bir durumda olduğunuzu biliyorum çocuklar, biz bile bazen çıkmaza düşüyoruz ama kendinize engel olmayı öğrenmelisiniz çocuklarım, bu böyle sürmez, annenle ikimizin maaşı neredeyse sizin harcamalarınıza yetmiyor, mecburen bazı harcamalarda kısıtlama yapmamız gerekiyor
Ailenin oğlu umut yanıt veriyor: ne yapalım baba tüm arkadaşlarımız 80lerde yaşarken biz 60larda mı yaşayalım, sizin gençlik zamanımız gibi amerikan mallarını ve kapitalizmi boykot edeceğiz diye kıyafetlerimize 10 defa yana yaptırıp insanların karşısında komik duruma mı düşelim
Sözü evin kızı alıyor: evet baba sende haklısın ama kardeşimde haklı biz artık 80lerde yaşıyoruz bizim çağımız sizinkine benzemiyor, bizim dünyamızda sizinkine benzemiyor, bizim yaşadığımız cağ öyle bir çağ ki biz ne kadar İstemesekte, ne kadar tüketim toplumunun dışında kalacağız desekte her gün öyle bir topluma ve okulda öyle bir arkadaş ortamına maruz kalıyoruz ki eğer toplumun diğer fertlerinden farklı davranırsak aşağılanma ve toplumdan dışlanma tehdidi altındayız, çünkü bu çağda insanın içine, karakterine, söylevlerine değil, giyimine, ne marka tercih ettiğine, ne kadar hava attığına, nerelere gittiğine bakılarak itibar gösteriliyor veya arkadaşlık kuruluyor, bu yüzden üzgünüm baba ama fazla kısıtlama yapabileceğimizi sanmıyorum çünkü kardeşiminde benimde yeterince makul harcama yaptığımıza inanıyorum
Baba, kızının ve oğlunun bu çıkışına çok şaşırıyor ve şaşkınlıkla yanıtlamaya çabalayarak: tamam siz çağa ayak uydurmakta çok haklısınız, eee şimdi ben size para yetiştirmek için ne yapayım, bende mi çağa ayak uydurayım?, rüşvet mi alayım?, yolsuzluk mu yapayım?, işini bilen memurlardan mı olayım?, Ne yapayım? siz söyleyin çocuklar
Evin kızı birden hiddetle ayağa kalkarak: evet baba bu söylediklerini bir düşün, belki bunlardan birini yapsan ailemiz için daha iyi olacak
Baba aydın bey bu sözler üzerine bir ara kendini kaybediyor ve kızına vurmak üzere elini kaldırıyor ancak kıyamıyor kızına, vuramıyor, kolunu yavaşça indiriyor ve hiçbir kelime etmeden, koşar adımlarla evden çıkıyor
Umutla sevgi babalarına verdikleri tepkinin pişmanlığı içinde boyunlarını bükmüş, oldukları yerde yığılmışlardır adeta
Aydın beyin halini gören Selda hanım sinirli bir şekilde çocuklarına doğru alkış tutar ve: aferin çocuklar babanızın ve benim bunca yıllık emeklerimizin, umutlarımızın, özverimizin karşılığını iki kelimeyle nede güzel verdiniz tebrik ederim, hadi umutu anlayabiliyorum o henüz lisede, çocuk sayılır, bu tepkiyi veren o olsaydı babanda bende anlayışla karşılar, fazla üzerinde durmazdık ama bu şekilde davranan sen olmamalıydın sevgi
Kız, oturduğu yerden suçluluk duygusu içinde annesine bir şeyler söylemeye çalışıyor, Selda hanım kızını dinlemeye gerek bile duymadan tıpkı aydın bey gibi çıkıyor evden
Ve sahne kararıyor
sahne 7
10 Sahnenin diğer tarafı yavaşça aydınlanıyor
sahnede aydın beyin çalışmakta olduğu kamu dairesi, ilk bakışta sıradan bir işgünü ve önceki sahnelerden tanıdığımız, aydın beyin mesai arkadaşları ve aydın bey, hep birlikte bir yandan gelen insanlara ilgi gösterirken iş aralarında birbirleriyle konuşuyorlar
60 yaşlarındaki metin bey iş arasında aydın beye göz ucuyla bakarak: aydın bugün seni biraz düşünceli görüyorum, canını sıkan bir şey mi oldu
aydın bey düşünceli bir şekilde yanıt veriyor: yok birşey metin abi ne olsun
metin bey ısrar ediyor: yok aydın sende birşey var bugün, sabah bir merhaba bile demedin
aydın bey işini yapmaya çalışarak: önemli birşey yok metin abi, dün gece evde her ailede olan ufak tartışmalardan birini yaşadıkta o yüzden biraz moralim bozuk, malum artık çocuklar büyüdü bizde yaşlandık, çocuklarla aramızda kuşak çatışmaları başladı sanırım
genç memur cemil söze girer: evet aydın abi bizim evde de arada bir böyle tartışmalar yaşanır ama bunları fazla büyütmemek gerek
aydın bey onaylar: evet cemil sanırım haklısın
kısa boylu memur Mehmet bey kendinden emin bir şekilde söze giriyor: bizde bu tür kavgalar pek olmaz çünkü ben çocuklarımın da, hanımında bir dediğini iki etmem, ceplerini hiç parasız bırakmam zaten insanın parası olunca ne sorunu olabilir ki
Mehmet beyin bu sözleri üzerine ortam geriliyor
bir dakika kadar sessizlikten sonra metin bey söze giriyor: mehmet sen buradaki herkes kadar maaş almıyor musun?
mehmet yanıtlıyor: evet metin abi tabiki aynı maaşı alıyorum neden sordun?
metin bey bu cevapla biraz daha geriliyor ve bir soru daha soruyor: peki bizimle aynı maaşı alıyorsun da nasıl çocuklarının cebinde o kadar çok para olabiliyor?
mehmet bey yine kendinden emin bir şekilde gülümseyerek yanıtlıyor: eee metin abi buda benim sırrım, bırakında sır olarak kalsın
o an vatandaşlarla ilgilenen, sarışın, uzun boylu sırrı bey söze giriyor: söylemesen de senin sırrını bilen biliyor mehmet kafanı yorma, herşey gözümüzün önünde gelişiyor, insanları aptal yerine koymaya gerek yok
bu konuşmalar yaşanırken aydın beyin masasına, başında önden bağladığı eşarbıyla, giyimiyle ve tavırlarıyla anadoludan geldiğini belli eden, orta yaşlı bir bayan yaklaşıyor
yaklaşan bayan ürkek bir ses tonuyla: şey beni yandaki odadan yolladılarıdı bunu siz imzalayacak mışınız
diyerek elindeki dosyayı aydın beye uzatıyor ve aynı ses tonuyla konuşmayı sürdürüyor: lütfen şunu imzalayın da bitsin artık memur bey, bir imza için bir haftadır döndürüp duruyolar, nedecemizi şaşırdık vallaha
11 aydın bey gereğini yapmak üzere kadının elindeki dosyayı alıyor, dosyayı açıyor ve açılan sayfanın arasına sıkıştırılmış halde bulunan bir kağıt para çarpıyor aydın beyin gözüne, gözü paraya takılıyor, biraz düşünüyor, akşam kızıyla yaptığı tartışma ve biraz önce mehmet beyin söylediklerini hatırlıyor bir an, sonrasında hemen kendini toparlıyor ve kendinden emin bir ifadeyle dosyanın arasına sıkıştırılmış parayı gözüyle işaret ederek: hanım efendi bu nedir böyle
kadın şaşkın: emeğinizin hakkı bu, bizi bu işleri pek bilmeyiz ama bizim bir akraba varda bu devirde devlete işin düşerse, memura emeğinin hakkını vermezsen işin görülmez dediydi de
bu sözler üzerine aydın bey bir yandan önündeki dosyayı imzalarken diğer yandan ses tonunu biraz yumuşatarak konuşmasını sürdürüyor: tamam işiniz halledildi işte, bu arada size bunu söyleyen akrabanıza selam söyleyin ve şunu da unutmayın memura emeğinin hakkını devlet verir zaten birde vatandaşın vermesine kesinlikle gerek yok, şimdi siz alın şu parayı, kendinize bir şeyler alın ve bir daha da hiçbir devlet memuruna böyle bir şey teklif etmeyin
kadın şaşkınlıkla ve utançla teşekkür ederek uzaklaşıyor aydın beyin masasından ve kapıdan çıkıp gidiyor
aydın bey yine düşünceli
Odadaki Tek kadın memur sevim hanım, aydın beye dönerek: aydın bey çok yerinde bir davranıştı, sizden öğrenecek daha çok şey olduğunu bir kez daha gösterdiniz
söze metin bey giriyor: evet sevim siz henüz gençsiniz tabiki bizlerden öğreneceğiniz çok şey var yalnız aydının o dosyayı açıp içindekini gördüğünde bir an durup alıp almamakta tereddüt ettiğini gördüm yada bana öyle geldi, umarım bana öyle gelmiştir çünkü ben bu bir anlık tereddütü bile aydının karakterine yakıştıramam
sözü aydın bey alıyor: sen beni yıllardır tanıyorsun, öyle bir tereddüt olabilir mi metin abi
metin bey yanıt veriyor: bu zamana kadar hiç olmadığını biliyorum ama yaşam çok zorlaştı ve ortam insanı bazı şeylere özendiriyor farkındayım ama umarım olmaz aydın
mehmet bey söze giriyor: neden olmasın abi insan bu yaşam şartlarında parayı nerede görse tabi tereddüt eder, gayet normal
cemil kararlı bir şekilde söze giriyor: ama insan ne kadar zor durumda olursa olsun söz konusu onuru olduğunda bir an bile tereddüt etmemeli bence
Ortamın gerildiğini anlayan sırrı konuyu değiştirmek istercesine söze giriyor: arkadaşlar geçen gün gazetede bir yazı isteyen 2000li yıllara mektup yazabiliyormuş
Aydın bey söze giriyor: nasıl olacakmış bu?
Sırrı bey yanıt veriyor: sen mektubu yazıyormuşsun, postaneye veriyormuşsun verdiğin mektup 15 yıl postanede kasalarda tutulduktan sonra 2000 yılı olduğunda yollayacağın kişiye ulaşıyormuş
bu sırada aydın beyin kafasında bir ışık yanıyor: bu fikir bana cazip geldi doğrusu
ve aydın bey biraz daha heyecanlanarak devam ediyor: arkadaşlar var mısınız bu 2000e mektup kampanyasına katılmaya, hepimiz ikişer mektup yazalım biri ailemize, biri iş arkadaşlarımıza, yani birbirimize ne dersiniz
Odadaki tüm personel tabi neden olmasın diyerek onaylıyorlar aydın beyin önerisini
12 Aydın bey bu onaydan da cesaret alarak devam ediyor: hadi o zaman arkadaşlar bu gece yazmaya başlayalım kabul mü
tüm personel hep bir ağızdan aydın beyin önerisini kabul ediyor: tabiki kabul
ve sahne kararıyor
sahne 8
sahnenin diğer tarafı yavaşça aydınlanıyor
Ev ortamı ve çalışma odası olduğu çalışma masasından, masanın üzerindeki daktilodan, arkadaki kütüphaneden anlaşılan bir oda ve odada karşılıklı konuşan ekrem bey ve aydın beyin kızı sevgi
sevgi konuşuyor: ekrem abi yardımın için sağol, 1inci sınıfta olduğundan henüz üniversite derslerine alışamadım biraz zorlanıyorum
ekrem bey söze giriyor: o nasıl söz sevgi, tabiki her istediğin konuyu, her zaman sorabilirsin
sevgi yanıt veriyor: sen hep ya gazetedesin, ya anakaradasın, seni göremiyoruz ki ekrem abi, nasıl soru soralım
ekrem yanıt veriyor: haklısın sevgi, yıllardır ilk kez bugün kendime tatil verip evde kaldım
sevgi devam ediyor konuşmaya: ekrem abi bu kadar yoğun tempo yormuyor mu seni nasıl dayanıyorsun
ekrem gözleri uzaklara dalmış şekilde, derin bir nefes alarak yanıtlıyor: çalışmak benim için bir kaçış sevgi, bazı şeyleri düşünmemem için sürekli çalışmam gerek
sevgi konuşuyor: kaçtığın nedir ekrem abi, hala özlem ablayı mı düşünüyorsun
ekrem bey kendini toparlamaya ve konuyu değiştirmeye çalışarak: hadi sevgi bırakalım bunları, eee anlat bakalım annen baban nasıl, umutla anlaşabiliyor musun bakalım hatırlıyorum da küçükken hep kavga ederdiniz kardeşinle
sevgi yanıtlıyor: yok umutla artık kavga etmiyoruz, ateşkes imzalayalı çok oldu ama babam
ekrem bey endişeyle: ne oldu sevgi babanla ilgili bir sorun mu var
sevgi yanıt veriyor: yok ekrem abi önemli bir sorun yok, normal her evde yaşanan kuşak çatışması işte
ekrem bey: iyi ciddi bir sorun olmasında, ufak tefek sorunlar her evde olur
13 bu sözlerin ardından kısa bir sessizlik sonrası ekrem bey yine sözü alıyor: eee sevgi artık genç kız olduğuna göre senin erkek arkadaşın falanda vardır şimdi, söyle bakalım aşk hayatı nasıl gidiyor
sevgi biraz utanarak Yanıt veriyor: yok ekrem abi nerdeeee derslerden, koşuşturmaktan aşkı düşünmeye fırsat mı kalıyor ki
ekrem bey yüzünde hafif bir gülümsemeyle: sevgi o okul yıllarını bizde yaşadık, çok iyi biliriz senin gibi güzel bir genç kızı üniversiteli gençler boş bırakmaz, sen düşünmesen de düşündürürler, hem bunda çekinmeni gerektirecek bir şey yok ki, bilirsin sen eskiden tüm sırlarını bana anlatırdın, ne o büyüdük diye yabancımı olduk
sevgi yanıt veriyor: hayır ekrem abi olur mu öyle şey sen benim en iyi sırdaşımsın nasıl unutabilirim bunu, erkek arkadaşım olsa bunu senden saklamayacağımı çok iyi biliyorsun ama şu an gerçekten öyle bir durum yok,
Ekrem bey gülümseyerek: tamam sevgi öyle diyorsan öyledir kızma
ve ekrem dostça sevginin elini tutuyor, tam bu sırada iki genç arasında ufak bir yakınlaşma göze çarpıyor sonra sevgi hafif bir telaşla ve telaşını hissettirmemeye çalışarak: ben gideyim artık, saatte epey geç olmuştur, annemde merak eder zaten, hem yalnız başına bir erkekle bir kızın bu kadar bir baş başa kalması hoş karşılanmaz bu binada değilmi ekrem abi? Artık çocuk değiliz nede olsa
ekrem sözü alıyor: ne güzel sohbet ediyorduk ama evet sevgi sende haklısın, hadi git annen merak etmesin
sevgi ayağa kalkıyor, kapıya yöneliyor ve konuşmaya devam ediyor, herşey için tekrar teşekkürler ekrem abi
ekrem bey konuşuyor: bir şey değil sevgi ne yaptım ki, hatta evime kadar gelip birkaç saatte olsa yalnızlığımı paylaştığın için ben mutlu oldum, hem sende biliyorsun bana her konuda güvenebilir, istediğin soruyu sorabilirsin, bu arada evdekilere selamlar
sevgi gülümseyerek kapıdan çıkıyor
ekrem bey, sevginin ardından açık kalan kapıyı yavaşça kapatıyor
ve sahne kararıyor
sahne 9
sahnenin diğer tarafı yavaşça aydınlanıyor
Sahnede Aydın beyin evi ve oturmuş sohbet eden aydın bey ve eşi selda hanım görülüyor, evin oğlu umut çoğu zaman olduğu gibi yine bir koltuğa kurulmuş pür dikkat TV izliyor
14 ilk söze başlayan selda hanım oluyor, yorgun bir halde: şu sınav sorularını hazırlamakta insanı epey yoruyor
aydın bey söze giriyor: hanım sende gerçekten çok yoruluyorsun, bir yandan öğretmenlik, diğer yandan ev hanımlığı, öte yandan çocukların sorunları derken arada eriyip bitiyorsun, tüm yük senin omuzlarında, nasıl dayanıyorsun bilmem
Selda hanım aydın beye içten bir şekilde gülümseyerek: ama mesleğimi ve evimi çok seviyorum, şikayetçi değilim, hiçbir zamanda olmayacağım, sen merak etme aydın
Tam bu sırada kapı zilinin sesi duyuluyor, evin oğlu umut, TV*nin karşısından doğruluyor ve ablam geldi herhalde diyerek koşup kapıyı açıyor ve evin kızı sevgi kapıda görülüyor
aydın bey ve Selda hanım oturdukları koltuktan kalkmadan, kapıya doğru hafifçe kafalarını çevirerek yumuşak bir sesle: hoşgeldin kızım
Bu arada sevgi kapıdan içeri giriyor bir yandan da ailesine yanıt veriyor gülümseyerek: hoş bulduk
Bu arada kardeşi ile birlikte gelip ailesinin yanında bir koltuğa oturuyorlar
Aydın bey kızına dönerek: ekremle sohbetiniz nasıl geçti kızım, sorularına yanıt bulabildin mi, dersine yardımcı oldu mu ekrem
Sevgi bir anlık tedirginlik yaşadıktan sonra yanıtlıyor. Evet baba çok yardımcı oldu, ekrem abi tüm sorularımı yanıtladı sağ olsun, kafamda soru kalmadı
burada Selda hanım söze giriyor: bu aralar bizim kız ekremle çok samimi olmaya başladı ama hadi hayırlısı
Sevgi annesine biraz kızarak: anne sen ne demek istiyorsun, ekrem abiyle biz çocukluk arkadaşıyız, biz her zaman samimiydik zaten, o ima nereden çıktı anlayamadım
Selda hanım yanıt veriyor: kızım ne var bunda kızacak, bu gayet normal, hem ekrem aslan gibi bir genç, her genç kız ondan etkilenebilir, aranızda o kadarda fazla yaş farkı yok, düşünüyorum da ekrem gibi bir damadım olması hiçte fena olmazdı
Aydın bey söze giriyor: Selda sen söyleyince şöyle bir düşündüm de gerçekten böyle bir şey olsa ne güzel olur, ekrem gururla damadım diyebileceğim ender insanlardan biridir
umut tv*den hafifçe kafasını çevirerek muzipçe söze giriyor: evet ekrem abiye enişte demek çok güzel olurdu, okulda da ne hava atardım arkadaşlara
Sevgi sinirli olduğunu belli ederek: ben odama gidiyorum diyor ve sahneden ayrılıyor
Aydın bey Selda hanıma dönerek: Selda nereden çıkardın bu imayı şimdi
Selda hanım ses tonunu azaltarak yanıt veriyor: aydın, ekremin adını duyduğu zaman, sevginin nasıl tedirgin olduğunu görmedin mi?,
aydın bey yanıt veriyor: evet ama Selda onlar çocukluk arkadaşı hemen yanlış düşünmeyelim, önce bir kızın ağzını ara bakalım, kızımın gönlü varsa eğer bende ekreme sorarım
Bu sözün üzerine Selda hanım: ne olmuş çocukluk arkadaşıysa, seninle bizde okul arkadaşı değilmiydik üniversite yıllarında hem birşeyi anlamak için ille de sormaya gerek olduğunu 15 sanmıyorum, sevgi yeni gelişmekte olan bir genç kız bu duyguyu kabullenmesi biraz zaman alacak, bence en iyisi hiçbir şey sormayıp zamana ve herşeyi onların duygularına bırakmak
Bu sözler üzerine aydın bey yanıt veriyor: evet belkide sen haklısın Selda
Bir süre sessizlikten sonra evin oğlu umut, oturduğu yerden yavaşça kalkarak dikkatle izlemekte olduğu TV’nin yanına gidiyor ve kapatma tuşuna bastıktan sonra anne ve babasına yönelerek: anne, baba, ben yatıyorum, hadi size iyi sohbetler
Selda hanımla aydın bey birlikte yanıt veriyor: hadi oğlum iyi geceler, iyi uykular sana, bizde birazdan yatacağız zaten
umut yavaşça yürüyor ve sahnenin yan tarafındaki oda kapısından çıkarak sahneden ayrılıyor
Oğlunun ardından Aydın beyde ayağa kalkıyor: seldacığım bende yatak odasına gidiyorum biraz dinleneceğim, senin çok işin var mı daha
Selda hanım yanıt veriyor: ben biraz daha oturup bir şeyler okumak istiyorum, hem daha erken, bu saatte yatmakta nereden çıktı aydın
Aydın bey yanıt veriyor: uyumak için yatmıyorum Selda, iş yerinde arkadaşlarla karar aldık 2000 yılına 2şer mektup yazacağız, mektuplardan biri ailelerimize biri, iş arkadaşlarımıza yazılacak ve bu mektuplar tam 2000 yılında sizin elinize geçmiş olacak Selda hanım: yani 2000e mektup kampanyasına sizde katıldınız, anladım, gazetede okumuştum o kampanyayı, ne güzel olur 2000 yılında birlikte okuruz aydıncığım, okur ve bir yandan uçan otomobilimizle marsa, aya seyahat ederken şu anki halimizi, ülkemizin içler acısı halini hatırlar ve güleriz
Selda hanım bir ara düşünüyor ve konuşmasına devam ediyor: tabi o günlerde enflasyon, geçim sıkıntısı, terör, iltica, gibi şeyler çok geçmişte kalmış olacak değilmi aydın
aydın bey umutla Yanıt veriyor: eee tabiki Selda, 21inci yüzyılda terörün, ilticanın, lafımı olur, çoğu insan o kelimelerin ne anlama geldiğini bile çoktan unutmuş olur sanırım
Selda hanım gözleri parlayarak konuşmaya devam ediyor: 2000li yıllarda çoktan AET’ye girmiş bir Avrupa ülkesi de oluruz, hem şu anlamsız yasakların, kısıtlamaların, işkencelerin hiçbirinden de eser kalmaz değilmi aydın
Aydın bey onaylıyor: tabiki Selda, 21inci yüzyıl adı üzerinde uzay çağı, herşey çok farklı ve çok güzel olacak inan bana
Bu sözler üzerine Selda hanım gülümseyerek şu yanıtı veriyor: o halde bizde de uçan otomobilimize binip gezegenleri seyahat etmekten başka bir iş kalmıyor nasıl olsa ev işlerini de robotlar yapacak
aydın bey yüzünde hafif bir gülümsemeyle: Selda ben yaşım itibariyle o günleri görebileceğimden fazla umutlu değilim, zaten o günleri görsem de o günlerde uçan otomobile binecek halde olacağımı hiç sanmıyorum ama sen benim yerime çocuklarımız ve torunlarımızla gidersin artık marsa ve aya
Selda hanımın kaşları çatılıyor: aydın o nasıl söz öyle, tabiki sende olacaksın, biz o mektubu birlikte okuyacağız, birlikte bineceğiz uçan otomobilimize, sen olmadan benim çocuklarla torunlarla ne işim var
16 Selda hanım ses tonunu biraz yumuşatarak konuşmasını sürdürüyor: hadi hadi bunları çıkar kafandan şimdi git te mektubunu yaz
Aydın bey: tamam Selda, iyi geceler. Diyor, yavaşça yürüyerek yandaki oda kapısına geliyor, oda kapısından çıkarak sahneden ayrılıyor
Selda hanım koltukta oturup halde, önündeki sehpanın üzerinde duran kitabı eline alıyor ve okumaya başlıyor
bu arada sahnenin ışıkları yavaş kararıyor ve sadece Selda hanım görünecek şekilde bir ışık kalıyor sahnede
Selda hanım bir ara kitabı elinde tuttuktan sonra sanki kafasında bir şimşek çakmışçasına heyecanlanıyor ve bu heyecanla elindeki kitap yere düşüyor
Selda hanım korku ve heyecanla konuşmaya başlıyor: bu karanlık nedir köyle tanrım, acaba 2000li yıllar gerçekten bu kadar güzel mi olacak, ya tam tersi olursa, bu karanlık yoksa, yoksa geleceğin bir habercisi mi, ne olur söyleyin, biriniz ses veriiiiiin...
Ve sahne kararıyor
1 perdenin sunu
17
daggul (ergül dağcı) tarafından 31.08.2009 22:39:25 tarihinde eklendi ve 155 gösterildi.
| GELECEĞE BİR MEKTUP isimli esere henüz yorum yazılmamış. |
|
Esere ait bilgiler:
Kayıt tarihi:
31.08.2009
Okunma:
155
Yazara ait bilgiler:
daggul
(ergül dağcı)
|